düşürülen uçak, suriye ve türkiye – erhan keleşoğlu -

 

TSK’ya bağlı savaş uçakları bugün Suriye-Türkiye sınırında hava sınırını ihlal ettiği gerekçesiyle bir Suriye savaş uçağını düşürdü. Eylül 2013’te de yine aynı bölgede bir Suriye helikopteri uçaklarca vurulmuştu. Başbakan Erdoğan görevlerini lâyıkıyla yaptıkları için askerlere teşekkür etti. Sonda söylenecek olanı başta söyleyelim, düşürülen uçak üzerinden savaş çıkar mı, hayır çıkmaz. Türkiye zaten iki senedir Suriye rejimi ile düşük yoğunluklu bir savaş içerisindedir.

Ardından hemen şu soruları soralım: Muhaliflerle boğuşan Esad Türkiye ile bir çatışma mı istiyor? Hatay’ın doğusundan başlayarak Suriye’nin kuzeyinde egemenliğini tamamen yitirmişken neden böylesine kışkırtıcı bir eyleme girişsin? Niğde’de olan neydi? İkisi asker-polis biri sivil olmak üzere üç vatandaşın ölmesiyle sonuçlanan çatışmada yakalanan uluslararası cihatçılar hangi gruba bağlıydı? Bu grup neden Türkiye’ye yönelik böyle bir eylem gerçekleştirdi?

Bazı tespitler yaparak kademeli olarak bu sorulara cevap bulmaya çalışalım. Birincisi, Türkiye devleti, rejim karşıtı muhalefetin silahlı ayaklanmaya girişmesinden sonra başta Müslüman Kardeşler olmak üzere muhalif gruplara siyasi, finansal ve lojistik destek verdi. Sadece bunlarla sınırlı da kalınmadı. Cemaat-hükümet çatışması sayesinde MİT’in Suriye’ye sevk ettiği tırların içerisinde silah ve mühimmat olduğunu da öğrendik. Haziran 2012’de Suriye’nin TSK’ya ait F-5 savaş uçağını düşürmesinden sonra Türkiye’nin sınırdaki angajman kurallarını değiştirmesiyle sınır hattında muhalifler hava akınlarından korunabilecekleri güvenli bölgeler elde ettiler. Bu güvenli bölgelere yaslanarak kuzeyde etkinlik alanlarını genişlettiler.

İkincisi, farklı sponsorların desteklediği, yerel-bölgesel olarak örgütlenen ve bir çatı altında birleşmeyi beceremeyen yüzlerce muhalif grup arasından radikal İslami Cephe, El-Kaide ile bağlantılı Nusra Cephesi ve Irak-Şam İslam Devleti (İŞİD) öne çıktılar (ÖSO kağıt üstünde bir üst yapı olarak kaldı).

Üçüncüsü, Rojava’da PYD öncülüğünde YPG’nin (Yekitiya Parastina Gel-Halk Savunma Birliği) kurulmasının ardından, Esad rejiminin boşalttığı Kürtlerin çoğunlukta olduğu alanlarda özyönetime geçilmesiyle birlikte AKP’nin korktuğu başına gelmiş oldu. Hem Esad rejimi varlığını sürdürüyor hem de Kürtler kurtarılmış bölgeler elde ediyorlardı. Resmi olarak desteklenen Özgür Suriye Ordusu’nun çok parçalı karakteri ve emir-komuta hiyerarşisinin bir türlü kurulamaması sebebiyle -her ne kadar çok hazzedilmeseler de- uluslararası militanların da katılımıyla önemli bir güce erişen İslamcı gruplara destek artırıldı. Esad karşısında kısmi kazanımlar elde eden bu gruplar Türkiye tarafından seküler Kürt hareketinin üzerine sürüldüler fakat verilen tüm desteğe karşın beklenen başarıyı bir türlü sağlayamadılar. Gelinen noktada Kürt Hareketi üç kanton örgütleyip özyönetim mekanizmasını da oluşturarak demokratik özerklik modelini hayata geçirmeyi başardı. Bu modelin ne kadar başarılı olacağı, bölgesel ve uluslararası dengelerce belirlenecekse de ciddi bir meydan okuma olduğu aşikâr.

Dördüncüsü, bir NATO üyesi olan ve Esad’ın füzelerine karşı müttefik ülkelerden gelen Patriot’larca korunan Türkiye’nin radikal İslamcı gruplara karşı bu teveccühü Batılı ülkelerin hiç de hoşuna gitmedi. Suriye’ye savaşmaya giden kendi vatandaşlarının geri dönerek eylemlere girişmesinden ve İslamcıların nicel ve nitel eylem kapasitesinin artmasından korktular.  AKP’nin Ortadoğu’ya yönelik dengesiz dış politikasından zaten hoşlanmayan Batılılara MİT’in sevkiyatlarının cemaatçe gösterilmesi AKP’ye duyulan güvensizliği perçinledi.

Beşincisi, Suriye’nin kuzeyinde ÖSO, El-Nusra ve İslami Cephe ile rekabete girişen IŞİD ile bu gruplar arasında yılbaşından itibaren yaşanan çatışmalarda ise inanılmaz sayıda muhalif hayatını kaybetti. Türkiye de, IŞİD’i cezalandırmak için Ocak sonunda bir IŞİD konvoyunu vurduğunu açıkladı. IŞİD’in türbeye ilişkin tehdidi de bu yaşananlardan sonra geldi. 16 Mart’ta Youtube’a yükledikleri videoyla bu gruba bağlı militanlar laik Türkiye Ordusu askerlerinin şeriatla yönetilen Suriye topraklarından üç gün içerisinde çıkması için mühlet verdi. Hemen ardından 20 Mart’ta Niğde saldırısı geldi. Yüksek ihtimalle İŞİD tarafından gerçekleştirilen bu saldırıyla AKP hükümeti, Reyhanlı’dan sonra basiretsiz dış politikasının bedelini ülkemiz insanına ödetmeye devam edeceğini göstermiş oldu. Dikkat edilirse bu basiretsizliğin üstünün örtülmesi için olay önemsizleştirildi ve geçiştirildi. IŞİD’in Süleyman Şah Türbesi’ne saldırması kendileri açısından askeri bir intihar olacaktır. Zaman zaman Esad ile dahi işbirliğine girebilen karanlık bir örgüt olan IŞİD’in Niğde saldırısı ile Türkiye’ye istediği mesajı verdiği kanaatindeyim. Eğer seçim arifesinde türbeye saldırırlarsa, cevap vermek zorunda kalarak batağa çekilecek hükümet çok zor durumda kalır.

Son olarak Esad rejimine ve düşürülen uçağa dönelim. Esad rejimi, İran, Hizbullah ve Iraklı Şiilerden de destek alarak iç savaşta kendi aleyhine gelişen gidişatı durdurmayı, dengelemeyi ve inisiyatif alacak pozisyona gelmeyi başardı. Lübnan ve Suriye arasındaki dağlık bölgelerin büyük kısmı muhaliflerden arındırılarak Şam, Humus, Halep koridoru güvence altına alındı. Özellikle IŞİD ve diğer muhalifler arasında yaşanan çatışmalar bu anlamda rejimin elini güçlendirdi. Kuzeyde psikolojik üstünlüğü kaybetmekten korkan Nusra ve İslami Cephe’nin başını çektiği grupların Hatay’ın hemen güneyinde stratejik Keseb kasabasını birkaç gün önce ele geçirmesi bu savaşın gidişatını değiştirme yönünde atılmış bir adım olarak değerlendirilmelidir. Bu bölgede zorlanan rejim yanlısı güçlerin hava desteğinden Türkiye’nin baskısıyla mahrum kalması, savaş meydanında muhalifler lehine avantaj yaratmaktadır. Türkiye’nin Suriye uçağını düşürmesini de bu minvalde değerlendirmek gerekir. Türkiye böylece bir yandan savaşın kuzeyde Esad lehine dönmesinin önüne geçerken bir yandan da IŞİD karşısında zorlanan muhalif gruplara duruşunu göstermektedir.

Erdoğan hükümetinin cemaatle kavga ve yolsuzluk operasyonuyla boğuştuğu bir dönemde Suriye ile savaş çıkartarak yargılanmaktan kaçma hesabı yaptığını düşünenler yanılmaktadır. Çünkü Suriye batağına girilmemesi konusunda hemen tüm kamuoyu hem fikirdir. Erdoğan, İstanbul mitinginde uçağın düşürülmesi meselesini hamasetle gündeme getirmeyerek, bu meseleyi iç politika malzemesi olarak kullanmak istemediğini göstermiştir. HDP’ye yönelik son yaşanan saldırıların da işaret ettiği üzere, Erdoğan’ı kurtarabilecek savaş potansiyeli ancak Kürt Sorununda barış sürecinin sona erdirilmesiyle ortaya çıkabilir. Bu da başbakanın Türkiye halklarına giderayak yapabileceği en büyük kötülük olur.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar