Dünyanın Dört Bir Yanından Üniversite Protestoları: Ticarileşmeye Karşı Verilen Savaş – Rebecca Ratcliffe -

Kanada, Hollanda ve Birleşik Krallık’taki öğrenci ve akademisyenler kurumlarına karşı neden eyleme geçtiklerini anlatıyorlar.

Londra’daki Sanat Üniversitesi (University of the Arts-UAL) öğrencileri, geçtiğimiz Perşembe günü üniversitelerinin resepsiyon kısmını ele geçirerek okullarındaki bazı programlarda kesintiye gidileceği yönündeki teklife karşı protesto gerçekleştirdiler. Bu durum, UAL’i dünya genelinde öğrencilerinin ve çalışanlarının işgali ya da grevi ile karşı karşıya kalan en son üniversitelerden biri haline getirdi. Bu tür protestoların nedenleri çeşitlilik gösteriyor: bazıları yüksek lisans yapan öğrencilerin (Kanada’da bu öğrenciler aynı zamanda öğretim elemanı olarak çalışıyorlar) koşulları hakkında endişeli, diğerleri ise üniversitelerin nasıl yönetildiği konusunda şeffaflık olmamasından şikayetçi. Kritik mesele ise yükseköğretimin ticarileşmesi, yani birçoklarının sezdiği gibi üniversite yöneticilerinin finans hedeflerini öncelikli hale getirerek bu hedefleri öğrenci ve akademisyenlerin ihtiyaçlarının önüne geçirmesi.

Biz de Kanada, Hollanda ve Birleşik Krallık’tan akademisyen ve öğrencilerle niçin direniş sergiledikleri hakkında görüştük.

 

Toronto Üniversitesi, Kanada

Neler oluyor? : Toronto Üniversitesi’ndeki yüksek lisans öğrencileri üç haftadır grevdeler.

Grevi dayatan ne oldu? : Yüksek lisans ve araştırma görevliliği yapan öğrenciler, Toronto Üniversitesi’nin verdiği eğitim açısından temel bir konumdalar. Ama yaşamak için yeterli olanın çok altında olan yıllık 15 bin Kanada Doları gibi minimum bir ücret ellerine geçiyor.

“Temel asistan destekleme paketinde yedi yıldan uzun bir süredir hiçbir iyileşme olmadı. Bu da yaşamak için ders veren ve araştırma yapan yüksek lisans öğrencilerini 8 bin Kanada Doları ile fakirlik sınırının altında bıraktı. Geçici kadroda çalışanlar, okutmanlar ve araştırma görevlileri Toronto Üniversitesi’nde verilen eğitimin % 60’ından fazlasını yürütmekteler; ancak üniversite bütçesinin ancak % 3.5’i kendilerine ayrılmış durumda.

Bu durumun düzeltilmesi için yüksek lisans öğrencilerine en azından fakirlik sınırının üzerinde bir destek verileceğinin, ayrıca bu desteğin enflasyon ve yaşam giderlerindeki artışla birlikte yükseltileceğinin garanti edilmesi gerekir.

Ancak yönetim bunun yerine, üniversitenin kârını artırmak için lisans ve lisansüstü eğitim yapan öğrencilerin – özellikle de yurtdışından gelen öğrencilerin – kayıt için ödedikleri miktarı arttırdı. Öğrencilerinin maddi ihtiyaçlarını düşünmek bir yana, üniversite yönetimi müzakere masasına oturmamak için haftalarca direndi. Yakın zamanda yapılan bir öneri ise akademide alt seviyelerde ve de kadrosuz çalışanların sömürüsüne izin veren akademideki güvencesiz çalışmanın olumsuz etkilerini ortaya koymakta yeterli olamadı.

Kanada kampüslerinde öğrenciler arasındaki huzursuzluğun ve emekten yana olan hareketlerin artmasını engellemek için, üniversite yönetimlerinin Kanada ve Kuzey Amerika genelinde kamu üniversitelerindeki eğitim ve araştırma kalitesini olumsuz etkileyen yapısal aksaklıkları gidermeleri gerekiyor.”

Omar Sirri, Toronto Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi doktora öğrencisi.

 

Londra Ekonomi Okulu (London School of Economics and Political Science – LSE)

Neler oluyor? : Yönetimin merkez ofislerinden birisi 18 Mart’tan bu yana öğrenciler tarafından işgal edilmekte.

Protestolara neden çıktı? : İşgal, eğitimin piyasalaşmasına gösterilen bir tepki.

“LSE neoliberal üniversite kavramının simgesidir. Elitizmi güçlendiren ve eşitsizlikler yaratan şirket çıkarları tarafından organize edilip yönetilmektedir. OccupyLSE (işgalci öğrenci hareketi) üniversitenin öğrenciler, akademisyenler ve işçiler tarafından yönetilmesi gerektiğini savunuyor. Biz bu projeyi Londra Özgür Üniversitesi (Free University of London) olarak adlandırdık.

Eğitimimizin neoliberalleştirilmesinden sorumlu olan üniversite yönetiminin yönetim faaliyetini sembolik olarak sekteye uğratmak için ana yönetim odalarından birisini işgal ediyoruz. Bu alanı, eğitimimize sahip çıkmak ve karşılıklı olarak birbirimizi eğitip birbirimizden bir şeyler öğrenerek siyasal katılımı artırmak amacıyla kullanıyoruz. Bu, eğitim sisteminin ticarileşmesine karşı gösterilen bir tepkidir – ücretsiz bir biçimde ve özgürce öğreniyoruz.

Bu alan ve burada düzenlenen atölye çalışmaları, bizlerin parasız özgür eğitim, işçi hakları, üniversite yönetimi ve demokrasi, özgürleşme ve etik konularına odaklanmamızı ve bir hareket olarak bu konulardaki taleplerimizi netleştirmemizi sağlıyor. İşgallerin gücü domino etkisi yaratmalarından geliyor: bu daha başlangıç.”

Natalie Fiennes, LSE’de Siyaset Sosyolojisi alanında yüksek lisans yapıyor; Ellen Lee Sosyal Antropoloji lisans öğrencisi.

 

York Üniversitesi, Kanada

 Neler yaşanıyor? : Araştırma görevlileri, lisansüstü öğrenciler ve sözleşmeli öğretim elemanları 3 Mart’tan bu yana grevdeler.

Grevin çıkmasına neden olan şey? : Greve dâhil olan öğrenci ve öğretim elemanlarının istekleri arasında; araştırma görevlileri ve lisansüstü asistanlar için daha fazla kaynak, LGBTİ işçiler için daha iyi çalışma hakları talepleri bulunuyor. Ayrıca “harç endeksleme dilinin güçlendirilmesi”, yani lisansüstü öğrencilerinin harçlarına yapılan her zamma karşılık onlara ayrılan kaynaklarda da artış yapılması talep ediliyor.

“Bir zamanların radikal kabul edilen eğitim kurumu York, bu günlerde böl ve yönet taktikleri ile grev kırıcılığı yapıyor. 9 Mart’ta üniversite, kıdemli fakülte üyelerine hitap eden ‘son teklif’ini sunarak sendika üyelerini bölmeye çalıştı. Asistan olarak çalışan üyelerimiz bu teklifi reddederek yasal grev haklarını kullanmayı sürdürdüler.

Öğrencileri grevi çiğneyip derslere girmeye zorlayarak York, şu ara greve rağmen dersleri yeniden başlatmaya çalışıyor. Hatta grevdeki işçilere açıkça grev kırıcılığı yapmaları yönünde çağrı yaptılar. Tüm bunlara rağmen fakülte ve lisans öğrencileri arasındaki dayanışma artıyor, öğrencilerin birçoğu grev yapma haklarını kullanıyorlar.

Doktora öğrencileri olarak bizler sadece harç ödeyen öğrenciler değiliz, aynı zamanda ders yükünün çoğunu da biz yerine getiriyoruz. Kısacası, bu güvencesiz işlerimizin ‘ayrıcalığı’ için para ödüyoruz. Tam kaynak yaratılmadan kariyerlerimizi devam ettiremeyiz.

Peki, bu öğrenci-çalışanlar için ne anlama geliyor? Yurtdışından gelen öğrenci arkadaşlarımızdan biri, kısa bir süre önce kafkaesk bir resim yolladı, 0 Kanada Doları değerinde bir maaş çeki. Uluslararası harç bedeli düştükten sonra eline geçen tutar işte bu kadardı. Okulda buna ‘Yorklanmak’ diyoruz.”

Jessica Lee Beşeri Bilimler alanında, Darren Patrick Çevre Çalışmaları alanında York Üniversitesi’nde doktoralarının dördüncü yılındalar.

 

Amsterdam Üniversitesi, Hollanda

 Neler oluyor? : Öğrenciler üniversitenin ana yönetim binası olan Maagdenhuis’i işgal ediyor ve okulun demokratikleşmesi talebini dile getiriyorlar.

Protestoları ateşleyen ne? : Protestocular üniversitenin karar alma süreçlerinin şeffaflığını ve hesap verilebilirliğini artırmak ve kesintilerin, tasfiyelerin ve yeniden inşa programının durdurulup tekrar değerlendirilmesini istiyorlar.

“Bürokrasiyi nasıl protesto edersiniz? Üniversiteye sızan ve bizleri yaratıcılık, eğitim ve eleştirel düşünce yerine ‘verim’ (efektiflik), uyum ve kârı ön plana çıkartmaya zorlayan finansallaşma ve işletmeciliğe nasıl karşı durursunuz?

Biz Amsterdam’da sembolik üniversite binalarını işgal ederek, kamuya açık tartışmalar düzenleyerek ve bunları sokağa taşıyarak başladık. Makaleler yazdık, televizyon ve radyo programlarına çıktık ve açık mektuplar kaleme aldık.

Ancak direniş pek çok biçim alabiliyor. Bizler bir eleştiri ve dönüşüm şekli olarak çalışma alanımızı tekrar ele geçirme modelini kullandık. Çalıştığımız şirkete benzer ortamı – tamamen düz çizgiler, tek tip alanlar, geçmesi imkânsız bükülmeyen demirler – alternatif seslerin işaretleri, oluşum halindeki fikirler ve tartışmaya açık konular ile doldurduk.

Her hafta öğrencilerimizle birlikte işletmecilik ve finansallaşmanın sonuçları üzerine kafa yorduk, başka hiçbir yol kalmadığında nasıl gündelik direniş biçimleri ile itaatsizlik gösterebileceğimizi tartıştık.

Bertold Brecht’in ünlü ‘Stell dir vor, es ist Krieg, und keiner geht hin’ (Savaş olduğunu, ama kimsenin cepheye gitmediğini hayal et) sözünden esinlenerek, bürokrasinin kimsenin form doldurmadığı zaman ne hale düşeceğini hayal ediyoruz. Üniversitemizi elimizden alan sistemle işbirliği yapmayı reddedersek, ona sahip çıkmak ve onu yeniden yaratmak için bir adım ileri atmış oluyoruz. Bu herkes için görünür değil; ama bu tür protesto biçimleri, üniversitenin öğrenme ve keşfetme alanı olarak yeniden yaratılmasında önemli bir rol oynuyorlar.”

Julie McBrien, Amsterdam Üniversitesi’nde Antropoloji alanında Yardımcı Doçent.

The Guardian 25.03.2015

Çeviren: Ali Yalçın Göymen

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar