dünya kupası’nı yedirmeyiz – bağış erten -

 

Başbakan’ın bu ülkede ‘gündemi ben belirlerim’ iddiası Gezi’nin patlamasıyla darmaduman oldu ya, bu iddiayı asıl sahiplenmesi gereken hem de bunu dünya yüzeyinde başaran başka bir şey var: Dünya Kupası. Öyle görünüyor ki, hem protestolar hem de maçlar olduğu sürece bu devam edecek.

Evet,  futbolun bu dört yılda bir yapılan festivali bu sefer tartışmalarıyla birlikte geliyor. Brezilya’daki kupa şu ana dek futboluyla değil sosyal sorunlarıyla gündemde. Bir senedir süren eylemler, iktidarda kendini sosyalist olarak tanımlayan Lula’nın (ve artık Dilma Roussef’in) İşçi Partisi, federe ve bazı (sağcı) federal hükümetler arasındaki gerginlik, evsizlerin yürüyüşleri ve talepleri, polis şiddeti, grevler derken şu ana dek kimse Brezilya 2014’te futbol konuşmuyor.

Haksız da değiliz. Önce tüm bu olanların hesabını sormadan kupaya giremiyoruz. Hatta sırf bu yüzden futbolsever olmasına rağmen Dünya Kupası’nı izlemeye pek niyeti olmayanlar var. ‘Futbolsevmezler’ zaten hayatlarının ortasına gereksiz bir gündem yaratan bu ‘şeyden’ yaka silkerlerdi. Şimdi seslerini yükseltecekleri iyi bir fırsat var. Sol cenahın utangaç futbolseverleri ezim ezim eziliyor. ‘Ama bu bir futbol bayramı’, ‘ama futbol kültürü’ falan demeye kalmıyor, ağzınızın payını alıyorsunuz. Gene de enseyi o kadar da karartmamak lazım. Dünya Kupası Dünya Kupası’dır ve hâlâ izlenilesi bir şeydir. Zaten işbu yazı da hem futbolu, hem muhalefeti seven, ‘solduyulu’ futbolseverlere mühimmat olsun diye yazılmıştır. “Biiiz, Dünya Kupası’nı yedirtmeyiz’ ve evet ‘onu da en iyi biiiz biliriz’.

İlk önce şu sorunun cevabını aramak lazım: Hangi Dünya Kupası temizdi de bu seferki kirli? Futbolun en karanlık örgütü -evet ‘örgütü’- FIFA daha önce nefis işlere imza atmıştı da Brezilya’da mı şaştı? Değil tabii. Açın kupa tarihini, şunu görürsünüz: Bu oyunun en kirli tarihinde hep dünya kupaları vardır. 1930’larda İtalya faşizmi ve Mussolini kendini hangi oyunun sularında yıkayıp temizledi? Nazi Almanyası 1954’te hangi kupayı kazanarak yenik milli gururunu yeniden tamir etmeye başladı? Şili’nin işkence merkezi olan Estadio Nacional de Chile hangi organizasyon için mega stat olarak yapıldı ve 1962’den sonra ne işler için kullanıldı? 1970’lerdeki dünya kupalarında Portekizli efsane futbolcu Eusebio hangi diktatörün oyuncağı oldu? Videla’nın 1978 Arjantin’de yaptıklarını kim unutur? Yani şike, hile, hurda, işkence, terörle bezenen o kupa daha temizdi ama bu kupa kirli öyle mi?

Devam edelim, 1982’de şikenin ağır faturasını İtalya hangi kupada ödeyip kurtuldu? 1986’da, depremin yıktığı Meksika zorla hangi kupayı yaptı? O kupadaki hangi maçta ‘Falkland Savaşı’nın intikamı alındı’ dendi? 1994’te futbolu paranın esiri yapmaya yeminli kara ceketliler yeni pazarlar açılsın diye ABD’ye evsahipliğini verip maçları öğle sıcağında oynatmadı mı? 1995’teki Kobe depremine inat Dünya Kupası 2002’de Japonya’da yapılmadı mı? 2006’da Alman sosyalistleri “Neden bu kadar bayrak çıktı, İkinci Dünya Savaşı’nda gömdüğümüz şovenizm mi hortluyor” diye şikâyet etmediler mi? En son 2010’da garibim Güney Afrika, en zor koşullarda, en büyük tahribatla, sonradan en iyi ihtimalle otopark olacak statlar yapıp belki de sokaklarda futbol oynayan Afrikalıların hiç izleyemediği bir şampiyona düzenlemedi mi?

Demem o ki, kir-pas, kapitalizm, sömürü, kan ve dehşet, geniş halk kesimlerinin futboldan dışlanması yeni bir şey değil. Dünya Kupası da bundan hiç azade değil. Yani evet, can sıkıcı. Ama yeni bir şey değil. Tabii ki bu durumu hafifletmiyor. Ama sırf bu yüzden özellikle bu kupaya gıcık olmak, boykot çağrısında bulunmak doğru değil. Üstelik Brezilya söz konusu olduğunda biraz temkinli olmak lazım. Neden mi?

1-       Evet, hiçbir Dünya Kupası bu kadar politikleşmemiş, hiçbir kupa bu kadar ağır protestolara uğramamıştı. Ama bu kötü bir şey değil ki! Tam tersine teşhir edici bir etkisi var. Rezilliklerin ortaya çıkarılmasında itici bir gücü var. Bizim buralardan çok görülmüyor, Batı medyası da pek görmek istemiyor ama iktidardaki İşçi Partisi neredeyse her protesto grubuyla diyalog içinde. Hatta pek çok eylemde federe devletlere merkezi baskı yapıyor ki işçiler haklarını alsın. Ve daha şimdiden birçok kazanım elde edildi bile.

2-       Batı’dan (aslında Brezilya’ya göre Doğu’dan ve Kuzey’den) bakınca abartılan ve İşçi Partisi üzerinde baskı yaratmak amacıyla kullanılan bir şey var. Sonuçta 10 yılı aşkın süredir Brezilya’da iktidarda popüler sol bir partinin olması pek çok uluslararası sermayedar tarafından pek mutluluk verici değil. Onların ‘Beyaz Brezilyalı’ dedikleri dikta dönemi sırasında iktidarın bileşeni olan ulusal sermaye de benzer duygular yaşıyor. Zaten medyanın mutlak çoğunluğu da onların elinde. O yüzden tüm bu eylemler bir şekilde bu politikanın bir parçası olarak da kullanılıyor. Ama doğrudan karşı da çıkamıyorlar. Çünkü FIFA’nın sponsorlarının pek çoğunun Brezilya temsilcilikleri onlarda. Bu yüzden FIFA’yı es geçip kendilerini muhalif, İşçi Partisi’ni sorumlu olarak göstermeye çalışıyorlar.

3-       Grevleri yürüten ve örgütlü Brezilya toplumunun ciddi bir bölümünü oluşturan sendikaların hiçbiri kupayı boykot çağrısı yapmıyor. Ortada dolaşan ve basına yansıyan ‘herkes boykot ediyor’ algısında bir sıkıntı var. Bunu savunanlar var, ama epey azınlıktalar. Futbolu neredeyse din gibi gören bir toplumda, bundan öyle kolay ödün verilemiyor. Buna mukabil Brezilya’da organizasyon içinde yer alan yerel ünlü figürlerin hiçbiri de protestocuları karşısına almıyor (Pele hariç. O da iyice palyaçoya döndüğü için kimse kaale almıyor). Efsanevi futbolcu Ronaldo (ki kampanyanın önemli figürlerinden biri)  Four Four Two gibi popüler bir dergiye yazdığı yazıda ‘sokaktakileri anlamadan olmaz’ diyor. En muhalif oyuncu Romario ‘Kupa değil ekmek istiyoruz, ama Brezilya’yı destekleyeceğim’ diyor.

Ama tüm bunlar olanlara nefret kusmamıza, rezilliği teşhir etmemize engel değil. Daha yeni bir rüşvet skandalı patlayan ve başkan Blatter’in zamanın Latin Amerikalı üçkâğıtçı diktatörlerine dönen yönetimiyle FIFA yine ‘bir ülkeye kupa götürdüm’ ayağına yapmadığını bırakmıyor. Her türlü sorumluluğu hükümete yüklüyor, gizli görüşmelerde futbolu sponsorların oyuncağı haline getiren zorunlulukları dayatıyor. Güvenlik ve ulaşım adı altında ‘gentrifikasyon’ ve polis terörünü dayatıyor, yetmiyor bunları meşrulaştırıyor. Ve buna isyan edenleri de futbol düşmanı ilan ediyor. Dünya Kupası’nın aurası arkasından çevirmedikleri iş kalmıyor.

Ama ne biz bu yalanı yutuyoruz, ne de Brezilyalılar! O yüzden protestoların asıl hedefi FIFA yönetimi. Hatta pek çok sendika ve eylemci sorunlarının uluslararasılaştırılması için Dünya Kupası’nı bir fırsat olarak görüyor. İşçi Partisi’ne olan sempatileri nedeniyle geç bile kaldıklarını düşünüyorlar. Muhalif örgütler Dünya Kupası’nın sadece sınıfsal meseleler ve gündelik sıkıntılar için değil, kadına karşı şiddetle ve seks işçiliğinin sömürülmesiyle mücadele için de imkân yaratacağını düşünüyorlar.

Demem o ki görüntü öyle bildik şablonlara oturtulacak kadar basit değil. Evet, dünya kupaları ‘sorunlu’ organizasyonlar. Ama futbolun bu en büyük festivalinin artık tadı kaçtı demek de kolaycılık. Brezilya halkı bu kupayı önemsiyor. Bu oyunu seviyor. Ama sözlerini söylemekten de geri kalmıyor. Üstelik hiç görmediğimiz kadar yüksek sesle.

Demem o ki, protestoda sorun yok. Ne kadar yapılsa, ne kadar yaygınlaşsa o kadar iyi. Ve başta FIFA olmak üzere bütün rezilliklerin ipliğini pazara çıkarmak için bundan iyi bir fırsat olmaz. Ama ‘zaten futbol parasallaştı’, ‘Dünya Kupası da uluslararası kapitalizmin bir oyunu’ gibi basitleştirmelerle sorunu başka bir şeye indirgemek de doğru değil. Çünkü aynı kupanın tarihi bir yanıyla da direnişin tarihidir. Ve bu oyun yeryüzünün en sevilen oyunudur. (Ki bu da başka bir yazı konusu.) Tamam Brezilya’yı tutmayıverin. Ama oyunu ve kupayı da o kadar kötülemeyin.

Bakınız sayın muhalifler, bu yeryüzünün tüm futbolseverlerinin en büyük festivalidir. Direnmek zordur. Çocukluğumuzdur, gençliğimizdir, ilk aşkımızdır. O yüzden heyecanlıyız, sevabıyla günahıyla biz bir ayımızı bunu izleyerek geçireceğiz. Nalına da mıhına da vurun ama boykot demeyin. Dünya Kupası’nı öyle kolay ‘yedirmeyiz’.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar