Don Kişot’ta Gelinen Nokta -

Hep esprisini yaptığımız durum sonunda gerçekleşti; uzunca bir süredir zar zor 4-5 kişi ile toplanabilen ev forumuna eklenen 6 kişi “demokrasi” yoluyla bireysel liberalizmlerini tesis ettiler.

Tesis edilen durumun uygulayıcıları ve uygulanış biçiminden bahsetmeden önce, kısa sayılacak Don Kişot deneyimimde, devletin ulaşmadığı/ulaşamadığı her alanın “özyönetim”i kendiliğinden getirmediğini, hatta zaman zaman “sineklerin tanrısı”nı çağırdığını pek çok defa gördüm. “Müşterek alan” ya da “kamusal alan” diye tarif ettiğimiz bir alanın kamusal kalabilmesi, bir özgürlüğün başka bir özgürlük üzerinde tahakküm kurmaması, kamusal alanın fiziksel varlığını sürderebilmesi vb için ortak bir akıl kurmak ve işletmek gerektiğini yaşayarak öğrendim. Bu ortak aklın kurulması ve sürdürülmesi noktasında mümkün olan en üst düzey katılımın sağlanması ve ortak akla dahil olmanın kolaylaştırılması da meşruiyet zemini için olmazsa olmaz..

Don Kişot aslında hala büyük bir imkan. Sosyal merkezlerde işletilen kolektif mutfak ve kooperatif marketlerinin, gönüllü sağlık merkezlerinin, atölyelerin özellikle Yunanistan muhalefetine açtığı alan ortada. Bu açıdan Don Kişot “çevremizi güzelleştirebilmek” adına, “devrim olmak ” adına kullanabileceğimiz önemli alanlardan biri. Türkiye’de bir ortak alan denemesinin yerelle buluşmadığı, etkileşmediği, yereli dönüştürmeye talip olmadığı takdirde kendi mahallesine, yani çevresine yabancılaşacağı hatta tehdit altında olacağı bir gerçek. Üstelik burada söz konusu olan Yeldeğirmeni gibi üstten bir dönüşüm ve soylulaştırma tehdidi altında olan bir bölge. Don Kişot ve “çevresi” Yeldeğirmeni’ndeki “eski mahaleliler” – “yeni mahalleliler” gerginliğinin tam da merkezinde. Bu merkezde olma halini nasıl değerlendireceğimiz, Yeldeğirmeni’nin gelecekte hepimizin mahallesi mi olacağını yoksa “Tophane”ye mi dönüşeceğini belirleyecek önemli faktörlerden biridir.

Gelelim asıl meseleye. Kendi düşüncelerini hayata geçirme aşamasını toplulukla tartışarak, insanları ikna ederek, konsensus sağlamaya çalışarak, sorumluluk alarak değil de, forumun zayıf olduğu bir anda “makul çoğunluk” sağlayıp, bir avuç gönüllüyü yıldırarak zorla tesis etmek bence çakma anarşizmden mütevellit bir liberallik hatta kaypak bir karşı devrimciliktir.

Üstelik dayatılarak tesis edilen şey, mekanın kişisel amaçlarla kullanımından, yani “takılmak”[1], yemek içmek, barınmaktan[2] başka bir şey önermemektedir. Hiç bir şey üretmemektedir.[3]Keşke bu arkadaşlar gerçekten anarşizmi, kolektivizmi uygulamaya gönüllü olsalar. Keşke özyönetimin, konsensus oluşturmanın, müşterek alanların önemini bilseler, anlasalar ve uygulasalar.

Kadıköy’de birbiri ardına gelen faşist kalkışmaların ve saldırıların karşısında bir araya gelmeyi, yeniden örgütlenmeyi konuştuğumuz bu günlerde, Don Kişot gibi bir müşterek alanın hepimiz için anlamı ve değeri büyük. Ve Don Kişot bireysel özgürlükçü anlayışa sahip insanların, şehrin göbeğinde takılacağı, üzerinden prim yapacağı bir mekana dönüştürülmesine izin verilmeyecek kadar da hepimizin.

Ancak bireysel özgürlükçülüğün 9 Mart 2015 tarihindeki ev forumuna müdahelesi ve kendi anlayışını zorla dayatması sonucu, benim Don Kişot’la sorumluluk/gönüllülük anlamında bir ilişkim kalmamıştır.

 

————————————

[1]“Takılma” nın kapsadığı şeylere ilkesel olarak karşı olmamakla birlikte, her isteyenin dilediğince “takılmasının” mekanın herkesçe müşterek olarak kullanılmasının önünde bir engel olduğunu düşünüyorum. Zaten forumun forumken ki iradesi de bu yöndeydi..

[2]Barınma meselesi baştan beri tartışılan, Don Kişot’un bir sosyal merkez olarak konumlanmasıyla da taraf olmaktan çıktığı bir mesele. Don Kişot’ta geçmişte barınmış, barınmakta ısrar etmiş kişilerin önemli bir kısmının aslında evsiz olmadığı, sokakta olmayı tercih ettiği, ve bu durumu bu açıklıkla ifade ettikleri unutulmamalı. Yani barınma meselesinin/ısrarının altında sosyolojik bir durumdan ziyade “kişisel alan yaratma” arzusu söz konusu. Gerçekten sokakta yaşamaya mecbur arkadaşlar için de sosyal hizmetler ile koordine bir halde kalacak yer ayarlaması yaptık/yapıyoruz.

[3] “Üretim”den kastım sadece bir ürünün yaratılması değil, aynı zamanda ucu bir yerlere, bir şeylere değen her türlü etkinliktir.

 

 

Bulunduğu kategori : Örgütsel Deneyimler

Yazar hakkında

İlgili Yazılar