Dokunulmazlıklar meselesinden hareketle bazı spekülasyonlar -

 

Dokunulmazlıkların kaldırılmasına yönelik olarak AKP’den gelen hamle ve siyasal aktörlerin bu hamleye verdikleri cevaplar Türkiye’de siyasetin yeniden şekillenmesine dair önemli sinyaller içeriyor. Bu hamlenin görünürdeki hedefi bizim vekillerimiz, yani HDP’li vekiller. Fakat şu anda meclisteki 506 fezlekenin 278’i 41 HDP’li milletvekili ile ilgiliyken, 138 tanesi de CHP’li milletvekilleriyle ilgili. Bu nedenle bu hamle, görünür olanın ötesinde, aslında fiili yürütme gücünün (Saray/AKP) yasama organını teslim alması anlamına da geliyor. Önerilen değişiklik gerçekleştiği takdirde, fiili yürütme gücünün adeta adliye memurluğuna dönüşmüş olan yargı üzerinden yürütülecek “hukuki” (!?) süreçler yasama üyeleri üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanıp duracak.
Meselenin önemli bir boyutu HDP’nin siyasal alandan tasfiyesi ile ilgili. Dokunulmazlıkları kaldırıldığı takdirde sistem bir kez daha Kürt halkının ve sorununun legal muhatabı olan bir siyasal gücü içerisinde barındırmayacağını ortaya koymuş olacak. Bunun da ötesinde, HDP’nin Haziran seçiminde ortaya koyduğu potansiyeli, yani Kürt sorunu içerisinden doğan bir siyasal öznenin Türkiye’nin batısına da hitap edebilen radikal demokratik bir siyasal özneye dönüşme potansiyelini berhava etmiş olacak. Zira “Yeni Türkiye”de bu türden bir siyasal özneye yer yok.
Fakat siyasal alanın yeniden dizaynı HDP’nin tasfiyesine yönelik çabaların ötesine geçiyor. MHP’de yaşananlar bu dizaynın sınırlarını göstermesi açısından ilgi çekici. Savaş politikası üzerinden ortalama faşist kitle üzerinde hegemonyasını artıran ve böylelikle MHP’yi kendisine tâbi hale getiren Saray/AKP, MHP merkezinde başlayan mücadeleye de müdahale etmekten geri durmuyor. MHP’nin resmi merkezi giderek “majestelerinin faşist muhalefeti” konumuna yerleşiyor.
Aynı savaş politikaları öyle görünüyor ki CHP merkezi üzerinde de etkili oluyor. Saray/AKP’nin aktörleri CHP’yi adeta döve döve dokunulmazlıklar konusunda hizaya getirmeyi başardılar. CHP merkezinin bu konudaki “korkmuyoruz” tavrının içi bomboş. Çünkü mesele kendi cesaretleri ile değil, verdikleri kararın siyasi sonuçları ile ilgili. Bu kararın HDP’nin parlamenter alandan tasfiyesine yeşil ışık yakmak anlamına geldiğini bildikleri gibi, bunun kendilerine dönebileceğini de biliyorlar. Peki, neden yapıyorlar? Çünkü muhtemelen bu adımı atmamanın bedelinin daha yüksek olacağını, Saray/AKP’nin kendileri ile ilgili hâlihazırda sürdürdüğü “terör destekçisi” propagandasını karşılayamayacaklarını düşünüyorlar. Kürt meselesi konusunda her daim ikircikli davranan CHP, Erdoğan’ın “ya ordasınız ya burada” diyerek raconu kestiği bir ortamda diz çöküyor ve “Yeni Türkiye”nin yeni koordinatlarına uyumlu hale gelmenin ilk adımını atıyor. Başkanlık rejimi, mecliste 330’ların, 367’lerin aranmasından önce, ana akım partilerin merkezlerinin ve bunların seçmenlerinin yeni koordinatlara uyumlu hale getirilmeleri üzerinden kuruluyor. Yürütülen savaş böyle bir süreç için muazzam olanaklar sağlıyor. Dokunulmazlık meselesi üzerinden varılan geniş mutabakat, bu sürecin belki de ilk meyvesi olarak anılacak daha sonraları.
CHP içerisinde “bu oyuna gelmeyeceğiz” diyen aykırı seslerin elbette bir önemi var. Fakat CHP’nin bu kanadının, örneğin MHP’li muhaliflerin MHP içerisinde yapmaya giriştiklerinin bir benzerini CHP içerisinde yapabilme kudretlerinin olduğu son derece şüpheli. Bu kesim, Kılıçdaroğlu döneminde işletilen “çok kanatlı CHP” senaryosunun bir iç aktörü olmanın ötesine geçebilme kapasitesine sahip değil. Söylediklerinin sınırı derhal çiziliyor merkez tarafından. Barış İçin Akademisyenler metninin ilk çıktığı günlerde Sezgin Tanrıkulu “metni sahipleniyoruz” dedikten hemen sonra parti sözcüsü Haluk Koç’un ortaya çıkıp “metni değil, imzacıların ifade özgürlüklerini destekliyoruz” mealindeki açıklamasında gördüğümüz gibi.
Bu noktada daha dikkat çekici olan CHP’nin “diğer kanadı” aslında. CHP içerisinde beliren bu “merkeze yaklaşma” eğiliminin öncelikle Deniz Baykal ve Metin Feyzioğlu gibi isimler üzerinden ortaya çıkması gayet manidar. Öyle anlaşılıyor ki birçok CHP’li milletvekili, hatta PM ve MYK üyesi, partilerinin AKP’nin teklifine evet oyu vereceğini sonradan öğrenmiş. Yani anlaşıldığı kadarıyla bu karar partinin yetkili kurumlarında enine boyuna tartışılmamış. CHP’nin merkezine bu yönde tavır alınması gerektiği konusunda bazı telkinlerin gidip gitmediğini, gittiyse bunların nereden geldiğini ve kimler aracılığıyla ulaştırıldığı hususunu -şimdilik- bilmiyoruz. Ama geçen hafta içerisinde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde, Ertuğrul Kürkçü’yü kendince paylayarak yaptığı konuşması biter bitmez, kendisini tebrik için Davutoğlu’nun yanında ilk bitenin Deniz Baykal olduğunu biliyoruz.
Yukarıdaki son kısım spekülasyon kabilinde elbet. Fakat bazen spekülasyona devam etmek ve mantıki sonuçlarına vardırmak faydalı olabilir. Türkiye’de yeni bir rejim kurulmaya ve ona tekabül eden yeni bir siyasal alan dizayn edilmeye çalışılırken, devlet içi aktörler arasında, bu yeni duruma tekabül eden bir harmanlanma gerçekleşmekte midir? Dün kavga ettikleri halde, bugün Kürtlerle savaş konsepti üzerinden, negatif bir şekilde yan yana gelen aktörler, giderek olumlu-kurucu bir mutabakat altında mı bir araya geliyorlar?
Ya restorasyon böyle gerçekleşirse?

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar