devlet krizi + ekonomik kriz= siyasi değişim eder mi? – ümit akçay -

Hükümet-Cemaat arasındaki iktidar mücadelesi, her geçen gün hükümet krizi düzeyini aşarak devlet krizi düzeyine erişiyor. İktidar kavgasındaki son hamle hükümet tarafından geldi. Hükümet, geçtiğimiz gün Meclis’teki Adalet Komisyonu’nda kabul edilen ve yılbaşı sonrasında Meclis Genel Kurulu’nun gündemine gelmesi beklenen tasarıyla, Danıştay’ın idarenin işlem ve eylemlerini denetleme yetkisini kısıtlamak istiyor. Eğer tasarı yasalaşırsa, Danıştay’ın verdiği yürütmeyi durdurma kararlarının kapsamı daralacak. Yani, yürütmenin gücü biraz daha artırılmış olacak. Ancak iktidar mücadelesinin taraflarının hamlelerine bakıldığında, sürecin yaklaşan yerel seçimlerle birlikte daha da gerileceği söyleyebiliriz. Peki, bu tabloya ekonomik kriz eklenirse ne olur? Bu yazıda, pek çok kişinin aklında olan bu soruya cevap vermek için olası alternatifleri değerlendirmeye çalışacağım. Ancak bunu yaparken, sürece istihbari düzeyde süren somut iktidar mücadelesinde bir adım geri çekilerek bakmak gerekiyor.

Devlet krizi ile ekonomik kriz arasındaki bağlantı nedir?

Devlet krizi, ekonomik krizin temel nedeni değil, tetikleyicisi olabilir. Temel neden, Türkiye’deki sermaye birikim sürecinin kendi iç çelişkileri olacaktır. Tetikleyici unsur ise, Türkiye’de yatırımları olan uluslararası sermaye gruplarının, var olan iktidar mücadelesinin, siyasi istikrarı giderek bozacağına inanmaları ve Türkiye’deki yatırım pozisyonlarından çıkmaya başlamaları halinde ortaya çıkacaktır.

Ekonomik “istikrar” yara aldı mı?

Bu bağlamda, yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun başlamasından bu yana geçen iki haftalık sürede yaklaşık 2 milyar dolara yakın yabancı yatırımcı çıkışı gerçekleşti. Bunun sonucunda dolar ve avro hiç olmadığı kadar değer kazandı. Borsa İstanbul’da (BIST) sert düşüşler gerçekleşti. İki haftalık süreci genel olarak değerlendirdiğimizde, devlet krizi patladığından beri BIST dünya borsaları içine en çok kaybeden borsa oldu. Ancak tüm bu gelişmeleri, hükümetin yaptığı açıklamalarda olduğu gibi, Türkiye’ye karşı yapılan bir ekonomik operasyon ya da çeşitli komplo teorisi varyasyonlarıyla savunduğu gibi “dış güçlerin oyunundan” çok, bizzat hükümetin kendi iktidar mücadelesinin istenmeyen sonuçlarından biri olarak değerlendirmeliyiz.

Ekonomik kriz ihtimali var mı?

Mevcut gelişmeleri göz önüne alarak ekonomik krizin bir ihtimal olarak giderek belirginleştiğini söyleyebiliriz. Peki, nasıl bir krizden bahsediyoruz? Şu an döviz kuru kaynaklı bir dış şok ihtimali kuvvetli olduğundan 2001 tarzı bir kilitlenme yaşanabilir. Bunun doğrudan sonucu, doların ve avronun hızla değerlenmesi olacaktır. Bu ise, her ne kadar bankacılık sistemi 2001’deki kadar zayıf olmasa da, TL kazanan ancak dövizle borçlanmış olan özel sektörün büyük bir sıkıntıya girmesine, şirket iflaslarına, işsizliğin artmasına ve giderek ekonomik büyümenin daralmasına neden olabilir. Buna karşı geliştirilecek olan faizlerin artırılması silahı ise, gerek iç talebi baskılaması, gerekse yeniden sıcak paraya bağlı olan birikimin sorunlarına geri dönülmesini beraberinde getireceğinden, gerçekçi bir çözüm seçeneği olmayabilir. Ayrıca TL’nin değersizleşme ve faizlerin artması ihtimali en çok kentsel dönüşüm projeleri ve inşaat sektörünü vuracaktır.

Buna ek olarak, 2001 krizi tipi bir kilitlenmeye, iki nedenden dolayı 2008 krizi tipi bir daralma da eşlik edebilir.  İlki, FED ’in parasal genişleme programını daraltmaya devam etmesiyle, bizim gibi ülkelere gelecek olan paranın miktar olarak azalması ve borçlanma maliyetlerinin artışıdır. İkincisi de, ihracatın büyümeye etkisinin negatif olma ihtimalidir. Bunun nedeni özellikle Avrupa’nın hala krizle boğuşuyor olmasıdır. Türkiye’deki büyük sermaye kesimleri, her ne kadar ihracat pazarlarını çeşitlendirmeye çalışsa da, Avrupa hala en önemli ihracat pazarı konumunda ve oradaki ekonomik durgunluk, Türkiye’nin ihracat artışını sınırlayacak şekilde etki edebilir.

Olası bir ekonomik krizin siyasi sonuçları neler olabilir?

Ekonomik kriz, siyasi değişimi garantilemez. Siyasi değişime neden olduğu durumlarda dahi, siyasal dönüşümün yönünü belirleyecek olan faktör, bizatihi krizin kendisi değil, kriz gerçekleştiği andaki sosyal güç dengeleridir. Örneğin, 2008 krizinin etkileri Avrupa’ya ulaştıktan sonra Almanya hariç hemen hemen tüm ülkelerde iktidar değişiklikleri yaşandı. 2000’li yıllarda sosyal güç dengesi, işçi sınıfı ve toplumsal muhalefet lehine değildi. Bu nedenle, kriz sonrasında ya İtalya ve Yunanistan’da olduğu gibi teknokratik geçiş hükümetleri, ya İspanya ve diğer küçük ülkelerde gördüğümüz sağcı iktidarlar ya da Fransa’da gördüğümüz gibi sosyal demokrat görünümlü ancak emek karşıtı liberal politikaları tereddütsüz uygulayan yeni hükümetler ortaya çıktı.

Bu iktidarların hiçbiri, mevcut kemer sıkma politikalarının dışında bir seçeneği savunmuyor. Ekonomik krizin, emekçilerin lehine bir sonuç doğurması için, örgütlenmiş bir işçi sınıfı ve toplumsal muhalefet ile bunların yaratacağı aşağıdan baskı kritik olacaktır. Aksi takdirde kriz, emekçiler için değil, sermaye için bir fırsata dönüşerek onun için bir yeniden yapılanma anı, güçsüz sermaye gruplarının elenmesi, güçlülerin krizden daha da konsolide olarak çıkması sonucunu doğurabilir.

Toparlamak gerekirse, yukarıda kısaca belirttiğimiz ihtimalleri somut duruma tercüme edersek, devlet krizi sırasında bir ekonomik kriz patlarsa, yerel seçimlerde AKP’nin oy oranını koruyamama ihtimalinin artması söz konusu olabilir. Ancak, “ekonomik kriz hükümeti düşürecek” algısı, kitleleri nesneleştirici ve siyaseti dışlayan apolitik bir algıdır. Kaldı ki, ekonomik krizlerin kendiliğinden emekçiler lehine siyasal sonuçlar yaratacağı beklenmemelidir. Bu denklemi ancak Gezi Direnişi sırasında ipuçlarını gördüğümüz ve oradan alınan derslerle gelişecek bir toplumsal muhalefet bozabilir.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar