cumartesi annesi olun! – ecehan balta -

 

1990’lı yıllarda politikleşmiş herkes için Kürtsen çoğunlukla, değilsen de bir ihtimal olarak gözaltında “kaybedilmek”  zihninin bir köşesinde dururdu. İnsan Hakları Derneği’nin siyah broşürlerini hatırlıyorum: “Gözaltına alınıyorsanız isminizi bağırın, tanık olabilecek kişilerin dikkatini çekin” gibi çeşitli tavsiyelerle doluydu.

Devletin düşman/tehdit algısına bağlı olarak geliştirdiği bu strateji, sadece “düşmanı” ortadan kaldırmakla kalmıyor, aynı zamanda o zamanlar örneğin on yaşında olan çocukların da düşman olması ihtimalini zayıflatıyordu. Çünkü bedeli ağırdı, hukuk filan da çalışmıyordu. Bu, kafalarımıza kazınmıştı.

Soğuk Savaş döneminde her iki kutbun da kullandığı bu taktik, “vatandaş” tanımının tamamen “sadakat” üzerinden yapılması ile ilişkiliydi. Mühim olan “devletin” düşman devlet ve gerekiyorsa vatandaşlara karşı korunmasıydı. Ama ceza hukuku, hiçbir şey yapmamış ama “potansiyeli olan” bir kanaat önderine, sadece bildiri dağıtarak halkı devlete karşı kışkırtan bir çocuğa karşı yetersiz kalıyordu.

Türkiye’de 1980’den sonra TİHV verilerine göre 757 kişi gözaltında kaybedildi. Diyarbakır, İstanbul ve Cizre’deki kayıplar tüm kayıpların neredeyse üçte birini oluşturuyordu.

1994 yılında, iç savaşın en hararetli zamanlarında gözaltında kaybedilmenin artık birkaç işgüzarın işi olamayacak kadar sistematikleştiğini de sayılardan anlayacaktık.  İHD bilançolarına göre, 1994 yılında 328, 1995’te 220,1996’da 194 kayıp söz konusuydu. 1997’de 66, 1998’de 29, 1999 yılında da 36 kayıp vardı.

Yasama, çok uzun yıllar sonra, Cumartesi Anneleri ile ilk kez tanıştığımız 1995’ten 16 yıl sonra, 2011’de İnsan Hakları Komisyonu’nun altında Gözaltında Kayıp İddialarını İnceleme Alt Komisyonu’nu kurmayı başarabildi. Ama Komisyon, elinde binlerce belge, yüzlerce tanık olmasına karşın, örneğin Veysel Güney’in mezarını bulamadı. Onlara sorarsanız, “iddialar soruşturuldu” diyeceklerdir.

Arjantin’de de Plaza del Mayo anneleri, 1976-1983 arasında “Kirli Savaş” denilen dönemde kaybedilen 15.000 insanı aramak için, 1977’den beri toplanıyor.  Hükümet, 1985’ten sonra resmi adı “Ulusal Yeniden Örgütlenme Süreci” olan savaşta 9.000 kişinin kaçırıldığını kabul etti. “Kayıp” kadınların doğan çocuklarının 256 tanesi bulundu, 31 tanesi biyolojik ailelerine geri verildi. 2005’te yeniden kurulan Cunta Mahkemeleri gözaltında kaybedilmeyi “savaş suçu” olarak tanımladı ve hiç olmazsa dönemin Emniyet Genel Müdürü’nü hapse mahkum etti.

Cumartesi Anneleri, 27 Mayıs 1995’ten beri Galatasaray meydanında kayıplarını arıyor, gözaltında kaybolan yakınları için adalet arıyor. 25 Ekim’de 500’üncü kez kayıplarını bulmak, sorumlulardan hesap sormak için orada olacaklar.

Biz de bir kez daha siyasal iktidarı, gözaltında kaybolduğu bildirilen insanların akıbetlerini açıklamaya ve sorumluları yargılamaya çağırıyoruz.

Tanığız, adalet istiyoruz!

http://capul.tv/cumartesi-anneleri-500-kez-ayni-yerde/

***

künyemde onbeşbin ad okunuyor
hem derin uçurumlardayım hem kör dehlizlerde
her evin temel çukurundayım

mezarım belirsiz
yedi yıl yirmiyedi mevsim anne
kurudu kanım tank paletleri altında
törenleriyle sirenleriyle çiğnediler cesedimi

duy çağrımı
ağarmış kızılderili alnınla gel anne
yorgun bilekleriyle ayaklarının
yurdumun uçsuz bucaksız pampaları gibi
üretken öpülesi ellerinle gel
toplu mezar çiçeklerinden topla türkümü
türkümü söyleyen melez sesinle gel

listelerde onbeşbin kayıbım anne
onbeşbin ölü
onbeşbin kayıp

*”plaza del mayo anneleri” şiirinden, emirhan oğuz çevirisiyle.

Bulunduğu kategori : Duyurular

Yazar hakkında