Cinsel istismar tasarısının anlamı: Tasarıya uzak, hukuka yakın – Irmak Erdoğan -

Çocuğun cinsel istismarına ilişkin tasarının hukuksal boyutu oldukça çarpık ve üstü kapalı şekilde anlatılıyor. Hukuk dili çok uzak ve karmaşık gibi gözükse de herkesin süreci anlaması ve takip edebilmesi mümkün. Bu yazının niyeti de tam olarak tasarının hukuksal boyutunu sadeleştirerek anlaşılır kılmak ve herkesin bu süreci yakından takip edebilmesini sağlamak.

Tasarıyı tartışmadan önce Türk Ceza Kanunu’nun bu konuda ne söylediğine baktığımızda, Kanunun 103. maddesinde, çocuğa yani 18 yaşından küçük kişiye yönelik cinsel istismarın düzenlendiği görülüyor. Söz konusu madde, çocukların 15 yaşını doldurmuş olması veya 15 yaşından küçük olmasına göre bir ayrım yapıyor.

15 yaşını tamamlayan çocuklar açısından ilk olarak çocuğun cinsel bir hareketi ve sonucunu anlayabilecek durumda olup olmadığına bakılıyor. Eğer 15 yaşını doldurmuş bir çocuk yapılan hareketin niteliğini ve sonucunu anlayabilecek durumdaysa, Kanun çocuğa biraz daha yetişkinlere benzer bir şekilde yaklaşıyor ve cinsel hareket sırasında cebir, tehdit, hile gibi iradesini ortadan kaldıracak araçlara başvurulmasını arıyor. Cinsel hareket ise sadece tecavüzden oluşmuyor, cinsel bir davranış olarak çocuğun okşanması, organlarının tutulması, failin çocuğun elini kendi organlarına dokundurtması gibi tüm hareketler elbette istismar kapsamında sayılıyor.

Eğer çocuk 15 yaşın altında ise Kanun bu çocuğa karşı işlenen istismarı daha farklı ele alıyor. 15 yaşın altında bir çocuğun cinselliğin ne olduğunu zaten kavrayamayacağı, dolayısıyla herhangi bir cinsel harekete rıza göstermesinin mümkün olmayacağını söylüyor. Bu nedenle 15 yaşın altındaki çocuklara karşı cebir, hile, kandırma gibi araçları aramıyor. Örnek vermek gerekirse 3 yaşında bir çocuğa tecavüz etmek amacıyla soyunmasını söylerseniz, o ne olduğunu anlamayacak, bunu bir tür oyun sanacaktır. Böyle bir çocuğa vurmanıza, onu tehdit etmenize zaten gerek yoktur. Tam da bu nedenle Kanun, 15 yaşından küçük çocuklara karşı hile, kandırma, cebir, tehdit gibi hareketlerin gerçekleştirilmesini beklemeden cinsel istismar suçunun oluşacağını belirtiyor.

Peki kanun tasarısı kabul edilirse ne olur?

Tasarı “cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın 16/11/2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçundan, mağdurla failin evlenmesi durumunda” faile hapis cezası verilmeyeceğini ya da eğer fail yargılanmış ve ceza almışsa da failin Ceza İnfaz Kurumu’ndan dışarı çıkarılacağını söylüyor.

Daha sade bir şekilde ifade edersek, getirilmek istenen tasarı ile cinsel istismar suçunda zor kullanma araçlarına başvurulmayan haller düzenleniyor. Yukarıda belirtildiği üzere cinsel istismar suçunda cebir, hile, tehdit aranmayan haller, 15 yaşından küçük çocukları kapsayan haller. Bir bebeğe ya da 7 yaşında bir çocuğa herhangi bir cinsel harekette bulunan, tecavüz eden kimsenin istismarcı değil damat kabul edilme ihtimali kuşkusuz kan donduruyor. O yaşlarda istismara uğramış pek çok çocuğun bugün evlenme yaşına gelmiş olduğu düşünüldüğünde, kendilerini “kirlenmiş” gören aileleri ve yakınları tarafından “bu kiri temizlemek” ya da sessiz sedasız olayın üzerini örtmek için istismarcılarıyla evlendirilmeleri uzak bir ihtimal olmaktan çıkıp, ciddi bir gerçeklik olarak karşımıza dikiliyor. Dolayısıyla “cebir yoksa istismar nasıl olacak?”, “bu tasarının tecavüzcülerle ne ilgisi var” üzerinden dönen bir tartışma açıkça hukuku ve istismar suçunu tanımayan, eğer tanıyorsa, bile bile hukukun çiğnenmesine göz yuman bir tartışmadır.

Bu tasarıya gerekçe olarak 16 yaşındayken kendi isteği ile imam nikahı kıyarak birlikte yaşayan veya rızası ile cinsel ilişki kuran kişilerin durumu gösteriliyor. Böyle bir durumda rızası olan kişilerden özellikle erkeklerin cinsel istismar suçu nedeniyle yargılandığı ve hapse atılarak mağdur edildiği söyleniyor. Oysa 16 yaşındaki kişilerin rızaya dayalı ilişkisi üzerinden verilen bu örnekte hapse atılma sebebi zaten cinsel istismar suçu olamaz. Cinsel istismar suçu niteliği ve özü gereği rıza dışı cinsel ilişkiden kaynaklanır. Yaşı rıza veremeyecek kadar küçük 15 yaşın altındaki çocukları veya 15 yaşını geçmekle birlikte tehditle, cebirle rızası zorlanmış çocukları korur. Dolayısıyla 16 yaşında rızaya dayalı bir ilişkiye dayanan örnekte tartışılması gereken madde istismar değil Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen ve farklı bir suç olan “reşit olmayanla cinsel ilişki” suçudur. Nitekim bu suç 15 yaşını doldurmuş çocuklarla, herhangi bir cebir, tehdit söz konusu olmadan ilişkiye girilmesi halini düzenlenmektedir. Ancak reşit olmayanla cinsel ilişki suçu, ilişkinin tarafı şikayet ettiği takdirde bir yargılanma ile sonuçlanır. Verilen örnek üzerinden devam edilirse 16 yaşındaki bir kız, zorlanmaya maruz kalmadan bir cinsel ilişki kurduysa, hala bir çocuk olduğu için korunmakta, ancak şikayet ederse yargılama başlatılmaktadır. Aksi takdirde reşit olmayanla cinsel ilişki suçu nedeniyle soruşturma dahi yapılmayacak, failin hapse girmesi söz konusu olmayacaktır. Ancak basın açıklamalarında verilen “sevenlerin ayrılması” örneğinin cinsel istismarla nasıl ilişkilendirildiği bir soru işaretidir.

Özetle mevcut tasarı, cebir ve tehdit olmasa da suç sayılan, yani cinsel istismarın 15 yaşından küçüklere uygulandığı halleri ele almış ve istismarcı fail damat olursa onun serbest bırakılmasını öngörmüştür. Kanunun açıkça ağır bir suç saydığı istismar hareketi ise hiç olmamış gibi geçmişe gömülecektir. Bu durumu neresinden tutarsak tutalım hukuk mantığı ile açıklamak imkansızdır. 2016 yılına kadar bu yaşta çocuklara istismarda bulunmuş failleri çocukların büyümesini bekleyip evlenirlerse serbest bırakacak bir düzenleme –bu bir af değilse nedir?- çocukların korunamadığı, istismar suçu oranının ciddi boyutlarda olduğu ülkede bu suç hiç işlenmiyormuşçasına getirilmiştir. Hukuki boyutundan daha sert yanı, insanın insanlığa dair kuşkularını arttırmasıdır.

Bulunduğu kategori : Mor ve Gökkuşağı

Yazar hakkında