charlie hebdo saldırısı üzerine yeni antikapitalist parti’den görüşler – alexandre ve clémence -

 

Charlie Hebdo’ya yapılan saldırı karşısında Fransa’daki tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çoğu insan açısından ilk tepki kendiliğindendi. Charlie Hebdo’ya karşı saldırı, demokratik haklara, basın özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne bir saldırıydı. İnsanların tepkileri de nefrete ve fundamentalizme karşıydı. Önemli bir çoğunluk için bu, cumhuriyetçi değerlere bir saldırı olarak da anlaşıldı.

İlk şaşkınlığın ardından başka ve tüm siyasal nizam, ancak aynı zamanda sendikalar, insan hakları örgütleri vs. saldırıyı kınadılar. Sosyalist Parti ve Sol Cephe’den merkez sağ UMP’ye bütün siyasi yelpaze, barbarlığa karşı cumhuriyet değerleri için ulusal birliğe çağrı yaptılar. Bugün hakim olan şey buydu, ulusal birlik.

“Avrupa’nın 11 Eylül’ü” yorumları yapılıyor. Bu konudaki yorumunuz ne?

11 Eylül ile yapılan kıyaslamalar ne derece isabetli bilemiyoruz. Ancak büyük bir çoğunluk tarafından bu şekilde hissedildiği de açık. Bu sabah Le Monde’un manşeti bu istikametteydi. Aynı şekilde bugün 11 Eylül’den sonra ilk defa ulusal yas ilan edildi. Böyle bir şey son 60 yıllık Fransa tarihinde ancak beş kez gerçekleşmişti. Üstelik bunun Cezayir Savaşı sırasında 1961 yılındaki tren bombalamasından beri ülkedeki en kanlı saldırı olduğunu da hatırlatmak gerek. Dolayısıyla insanlar gerçekten 11 Eylül kıyaslamasını yapıyorlar ve açık olan şu ki bir Fransız ya da Avrupa “Patriot Act”ı ya da ya da terörizm karşıtı yasaların yaratacağı bir özgürlükler kıyımı yolda.

Sonbahar boyunca zaten teröre karşı savaş gerekçesiyle çok sayıda baskıcı düzenleme söz konusu oldu. Saldırılardan sonraysa dün öğleden sonra, iki katilin kaçtığı düşünülen Paris ve Limousin bölgelerinde “Vigipirate plan” hayata geçirildi. Bu, İçişleri Bakanına geniş yetkiler verilmesi, kamu binaları, basın kuruluşları, okullar ve kitle ulaşım araçlarında sıkı denetim mekanizmaları, şehirlerde ordu kontrolleri vs. anlamına geliyor.

Şimdilik bütün cumhuriyetçi partiler (yani Fransız Sosyalist Partisi, liberal ve muhafazakâr sağ kanat UMP ve merkezci UDI) çok sayıda şehirde cumhuriyetçi gösterilere çağırdı. Ancak çok sayıda yerde bu çağrılar sosyal ağlar tarafından gerçekleştirildi.

Charlie Hebdo dergisi hakkında biraz fikir verebilir misiniz? Derginin solla ilişkisi ne düzeydeydi?

Charlie-Hebdo, Hara-Kiri adlı bir mizah dergisinin ardılıdır ve Fransız yazılı basınının uzun süre boyunca kaşıntı tozu olmuştur. Liberter ve yıkıcı bir karakterde ve kesinlikle radikal-devrimci sol hareketle bağları olan bir yayındı. Charb, Daniel Bensaid’in yakın bir dostuydu ve onun kitaplarından birini ve keza Phillipe Corcuff’un bir kitabını resimlemiştir. Bensaid’in ölümünden sonra Yeni Antikapitalist Parti tarafından düzenlenen anma için çok sayıda çizim yaptı. Elbette o bunlardan çok daha fazlasıydı. Ancak son on yılda radikal solcu okurları, fundamentalizme karşı eleştirilerinin Müslüman karşıtı bir tutumla karışabileceği eleştirisiyle yavaş yavaş dergiyi terk etti. Dergi aynı zamanda Sosyalist Parti ve Yeşiller haricinde radikal solun neredeyse tamamı tarafından karşı çıkılan Avrupa anayasası için referandumda “evet” tutumu aldı.

Fransa’da “Ulusal Cephe”nin son yıllarda çok güçlendiği biliniyor. Bu saldırı aşırı sağı daha güçlendiren, ırkçı, göçmen ve Müslüman karşıtı tepkileri artıran bir siyasal atmosfer yaratır mı?

Ulusal Cephe lideri Marine Le Pen, daha ortada hiçbir resmi açıklama yokken saldırıdan İslamcı teröristlerin sorumlu olduğunu ilan eden ilk kişiydi : “Fransa bundan sonra İslami köktencilikle savaş halindedir. Onlar Fransa’ya savaş açmışlardır!”. Açıklamaları kesinlikle korkuya oynuyor ve nefret tohumları ekiyor ve elbette sınıfı bölmeyi hedefliyor.

Elbette teröristlerle Müslüman toplumunu karıştırmamak gerektiğini de söyledi ama partisinin içinde bu ayrım çizgisinin çok da net olmadığını verilen tepki ve yapılan yorumlardan açıkça görebilirsiniz. Gerçekten de Ulusal Cephe siyasetçilerinin önemli bir çoğunluğu ve tabandaki üyeler, Fransız topraklarındaki bu saldırının sorumlusu olarak son 30 yılda gerçekleşen “kitlesel göçü” gösteriyorlar.

Daha da önemlisi bu sabah, daha saldırıdan 24 saat geçmemişken Marine Le Pen Fransız kamu radyosundan ölüm cezasının geri getirilmesi için bir referandum yapılmasını önerdi. Açık ve sürprizlere yer olmayan biçimde “sistem ve geleneksel siyasal parti karşıtı” bir duruşu benimsemekteler.

Faşist grupçukların internet sayfalarında bir gezintiye çıkarsanız İslamcılarla ortaklık kuran ve Charlie-Hebdo’nun “solcu, küreselleşmeci ve göçü savunan Fransa karşıtı siyasetleri” savunarak saldırıyı hak ettiğini savunan siyasal liderlerin makalelerine rastlarsınız. Avrupa’nın “İslamizasyonuna” karşı Alman Pegida örneğinden hareketle bu gruplar benzer bir eylemlilik için ayın 18’ine çağrı yapıyorlardı. Buna katılımın düşük olacağı düşünülüyordu. Ancak saldırılar bu durumu değiştirebilir. Ulusal Cephe şimdilik bu çağrıya katılmıyor.

Komplocu ve gerici tepkilere burada daha fazla bahsetmeye gerek yok belki ama UMP’nin sağ kanadının bir bölümünün daha şimdiden Sosyalist Parti’ye, teröre karşı sert önlemler alması için baskı yaptığını belirtmek gerek.

Pazar günü, Sosyalist Parti’nin çağrısı ve siyasal yelpazenin büyük bölümünün katılımıyla “barbarlık” karşıtı bir cumhuriyetçi miting gerçekleştirilecek. Ulusal Cephe yürüyüş çağrısına ve yürüyüşe davet edilen güçler arasında değil. Marine Le Pen bunun ardından ulusal birliğin bozulduğunu açıkladı ve UMP’nin neredeyse yarısı da Ulusal Cephe’nin davet edilmemesinin bir hata olduğunu açıkladı.

Sonuçta bu sabah üç cami saldırıya uğradı. Sağ kanat yayınların yayıncıları da Müslüman toplumunun saldırıyı kınadığını ispatlamaya çağırıyor. Şimdilik ana akım nakarat, “karıştırmamak” şeklinde. Ancak açıkçası bu yas dönemi bittikten, “ulusal birlik” illüzyonu parçalandıktan (ki şimdiden çatlıyor) sonra, bölünme, çatlaklar ve ithamlar devri başlayacak ve evet, bu bağlamda, bir de ekonomik krizi, alt sınıfların haklarına karşı sosyal saldırıları da düşünürsek göçmen ve Arap karşıtı söylemlerin, iklimin, hissiyatın artacağı açık.

Fransa’daki Müslüman toplumun tepkileri nasıl?

Her şeyden önce Fransa’da homojen bir Müslüman cemaatten bahsetmek mümkün değil. ‘Resmi’ Müslüman kurumları ve diğer çeşitli Müslüman organizasyonları saldırıları şiddetle kınadı ve bu eylemleri yapanların Müslüman olamayacağını ve bu katliam nedeniyle kendilerine Müslüman denemeyeceğini açıkladı. Bu köktenciliğin köklü bir kınama ve reddiyesiydi. Bugün cumhurbaşkanı François Hollande 15 temsilci imamı kabul etti.

Çok sayıda Müslüman göçmen, Fransız Müslüman, laik Arap vs. dünkü ve bugünkü gösterilere katıldı. Din bilimci Tarıq Ramadan da saldırıları kararlı biçimde kınadı.

Bununla birlikte cemaat ve aynı zamanda Müslüman olmayan Fransızlar hadiselerin yankılarından endişe etmekteler.

Daha önce ifade ettiğimiz gibi bu sabah daha şimdiden üç camiye saldırı gerçekleşti. Kimse hayatını kaybetmedi ve bu saldırıların marjinal faşist grupçukların işi olduğuna inanıyoruz. Fakat her Müslümanın kendisini aklama zorunluluğunu hissetmesi kendi başına bir şeye işaret etmekte.

An itibariyle zaman ulusal birliğe işaret ediyor ve neredeyse herkes bu ‘oyunu oynamakta’.

Yine de bu yas döneminden sonra gerçek meydan okuma süreci gelecek ve bu da Müslüman/Arap/göçmen toplulukları için bir endişe kaynağı oluşturuyor. Korkuya, ayrımcılıklara ve kolaycı çözümlere teslim olmamak, sadece devrimcilerin değil, kelimenin gerçek anlamıyla hepimizin sorumluluğu olacak.

Solun saldırıya karşı tepkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Saldırıdan sonra gerçekleşen kendiliğinden gösterilere egemen olan hava nasıldı?

Geçen gecenin kendiliğinden gerçekleşen toplanmalarına gelirsek bunların demokratik, cumhuriyetçi ve solcu doğasına işaret etmek gerekiyor. Biraraya gelen insanların çoğunluğu sendika üyeleri, militanlar, Charlie-Hebdo okurları ve aynı zamanda çok sayıda ‘apolitik’ insanı biraraya getiren bir çeşitliliğe sahipti. Kitlesel ve yoğun bir biçimde duygusaldılar. Aynı zamanda da kendiliğindendiler. Bu toplanmalar esnasında Müslüman toplumun damgalandığına ilişkin bir duyum şu ana kadar gelmedi. Bugün öğlen Toulouse’da olduğu gibi, bazı yerlerde ulusal marş söylendi. Fakat diğer bazı sol köklere sahip şehirlerde Marseillase’in yerine “No Pasaran!” sloganlarını işitmek mümkündü.

Fransız solunun çoğunluğu (Sosyalist Parti’nin solundaki partiler, toplumsal dönüşüm için mücadele eden sendikalar) cinayetleri ve gazeteye saldırıyı lanetlediler. Fakat bunun yanında Müslümanlar ve göçmenler damgalanmasına yönelik her türlü girişime karşı duracaklarını da belirttiler.

Yine de, cumhuriyetçi değerleri savunmaya çağıran ve şu an için bir ulusal birlik düşüncesini kabul eden Komünist Parti ve Mélanchon’un Sol Cephe’si ile bu “cumhuriyetçi sağ zihniyetli” infiali reddeden siyasal yapılar arasında farklılaşan görüşler de mevcut. Yeni Antikapitalist Parti, Liberter Alternatif ve bazı sendikal birimler gibi bu son analizi benimsemektedir.

Buna rağmen tek başına devrimci solun eylemleri eğer gerçekleşecek toplumsal mobilizasyona iştirak edilmezse önemsiz kalacaktır.

Halihazırdaki meydan okuma ve amaç, (hepimizin aynı zamanda kişisel bir ilişkiye sahip olduğu, zira Hara-Kiri gazetesi bir kuşağın siyasallaşmasının bir unsurunu teşkil etmekteydi) Charlie-Hebdo’ya yönelik saldırıları koşulsuz biçimde lanetlemeyi,  tüm dini köktencilikleri kınamayı ve tüm demokratik hak ve özgürlükleri amasız ve fakatsız savunmayı, ırkçıları kınamayı ve sağdan, aşırı sağdan ve hükümetten gelecek tehlikeyi önleyici iadeleri kınamayı anlaşılır bir biçimde eklemleyebilmektir.

Bu söylemsel eklemleme, kanımızca, tüm ırkçılıkların, muharip emperyalizmlerin, çalışma koşullarının artan esnekleşmesinin ve Avrupa Birliği’nin süregelen göç politikalarının kınanmasına dayanmaktadır. Çünkü dini fundamentalizmin tohumları işte bu temelde büyüyüp yayılmaktadırlar. Bunlar tüm dini fundamentalizmlerin önkoşullarıdır.

Bu bağlamda gelecek haftalar ve aylar zorlu olacak. Ve toplumsal hareketin tüm aktörlerinin rolü bu eklemlenmeyi desteklemeye dayanmak olacaktır.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında