çetin uygur ile söyleşi (direnemek) -

 

DirenEmek Sitesinin Yeraltı Maden İş Sendikası Genel Başkanı ve Dev Maden Sen Onursal Genel Başkanı Çetin Uygur ile yaptığı söyleşiyi yayınlıyoruz.

 

Direnemek: İşçi sınıfı adına hareket ettiklerini iddia eden sendika, parti, örgüt, çevre vb. yapılanmaların işçi sınıfı adına iktidar olmaları sınıfın iktidar olması anlamına gelir mi?

Çetin Uygur: Siyasi partilerin ve sendikaların gerçek anlamda işçi sınıfının örgütlülüğü olduğu iddialarını gösteren tek ölçü, sınıf ideolojisini kabullenmeleri ve örgütlerinin sınıfın direkt olarak söz ve karar sahibi olmasıyla gerçekleşir.

Direnemek: Deneyimler gösteriyor ki ister sendika isterse de parti olsun, sınıf adına hareket etme iddiası bir süre sonra bürokratik bir anlayışın gelişmesine yol açmaktadır. Bu sorunun çözümü üzerine düşünceleriniz nelerdir?

Çetin Uygur: Sendika üyesi olan işçilerin, örgütlülüğün her aşamasında sendikasını denetleyen, kararlarını oluşturan ve bu kararları doğrudan hayata geçiren bir yapıya sahip olması ile sendikal bürokrasi söz konusu olamaz. Dolayısıyla işyerlerinde işçilerin üretim süreçlerine göre oluşan işçi komiteleri ve bu komitelerin sözcülerinin oluşturduğu işçi konseylerinin kararlarıyla hayat bulan bir sendikal örgüt, genelde politik önderliğin yol göstericiliğinde politik arenaya da müdahalesinin yetkinliğiyle gerçek anlamda bir sınıf örgütü kimliği kazanır.

Bu duruma somut bir örnek vermek gerekirse, Aşkale ve Yeni Çeltek maden işçilerinin işyeri komite ve konsey örgütlülükleriyle aldıkları kararları sendikalarıyla hayata geçirmişlerdir. Bu karar, işçilerin maden işletmesine el koyup, hem üretmek hem de yönetmek ve Bakanlar Kurulu’nun madeni kapatma kararını kaldırarak işçilerin örgütlülüğü olan sendikayı işverenin tanıması ve işçilerin taleplerini uygulamasını sağlayan bir karardır. Aşkale ve Yeni Çeltek’te 60-90 gün gün süren bu öz yönetim deneyimleri başarıya ulaşmıştır.

Direnemek: İşçilerin sendika üyesi olmaları ya da sarı sendikalardan diğer sendikalara geçiş yapmaları, sınıf ve kitle sendikacılığı açısından düşünüldüğünde sendikalarını kendilerinin yönetecekleri anlamına gelir mi?

Çetin Uygur: İşçileri sistemin sömürü ağına hapseden bir sendikadan sınıf sendikasına geçişi bürokratik bir mekanizmaya bağlı kalırsa, bu durum onların bir sınıf mücadelesine ve sınıf örgütüne sahip oldukları anlamını asla taşımaz.

Olması gereken, işçilerin örgütlenmesinin daha başlangıç aşamasında “sınıf nedir?”, “sendika nedir?”, “ sınıf mücadelesi nedir?” gibi ilk temel bilgileri öğrenerek, sınıf örgütüne söz ve kararlarıyla dahlinin gerçekleşmesidir.

301 maden işçisinin katledildiği Soma’da açığa çıkan gerçekler ve bu katliamın sonrasında kesintisiz değişik iş kollarında hala devam eden iş cinayetleri   karşısında maden işçilerine, gelecekleriyle ilgili doğru bilgi ve çözümlemeleri sağlayacak,  başta işçi sağlığı ve iş güvenliği konuları olmak üzere yaşamları ve gelecekleri konusundaki her türlü kararlarını üretecek, işçi komite ve konseyleri aracılığıyla gerçek anlamda bir sınıf sendikası üyesi olmaları mümkün olacaktır.

Soma havzasında sınıflar mücadelesinde deneyim ve birikime sahip arkadaşlarımızla birlikte doğrudan  maden işçilerinin yürüttükleri işçi komite ve konsey çalışmaları ile DİSK üyeliği ile ilgili çalışmalar birbirinden ayrı düşünülemez. Ancak DİSK üyeliği demek e-devlet şifresi sahibi olmak demek değildir. DİSK üyeliği; daha başlangıç adımında, işçi sınıfı, sınıf ve sendikal mücadelenin bilgileriyle donanmış olmak anlamını taşır.

Direnemek: Türkiye’de ve Dünyada gelişen iş yeri komite ve konseyleri deneyimleri üzerine neler söyleyebilirsiniz?

Çetin Uygur: Türkiyeli işçiler 1969 yılında maden işçileri Alpagot’ta, 1975-1980 yılları arasında Aşkale ve Yeni Çeltek’te grevler, direnişler, işgaller ve ardından gelen işletmeye el koyma, üretim yapma ve kömürün satış organizasyonunu gerçekleştirdiler.

Komite, konsey örgütlenmeleri ve öz yönetim deneyimleri, Dünyanın pek çok ülkesinde (1848 Devrimleri, 1871-Paris, 1917-1918 Petrograd, 1919-1920 Torino) tartışıldı, geliştirildi ve hayata geçirildi.

Bugün açısından işçi sınıfının, neredeyse sürekli bir ekonomik, sosyal ve politik kriz döngülerine gark edildiğini söylemek abartılı olmayacaktır. Dolayısıyla, işçi sınıfının örgütlerinin can damarı olan komite-konsey-meclis-forum vb. yapılanmalara ihtiyacı da neredeyse sürekli hale gelmiştir. Sendikaların üye sayılarını arttırarak var olmalarını sağlamaya çalışmak artık gerçekten de işçilerin, emekçilerin nezdinde de son derece abesle iştigal bir hal almıştır. Üye sayıları artmış ancak söz ve karar sahipliğini kaybetmiş işçilerin güruhundan oluşan bir sendikal yapıya işçilerde itibar etmemektedirler.

Soma’da yürütülen komite ve konsey örgütlemeleri çalışması son derece umut vericidir. Maden işçileri üretirken yönetebilmeyi şimdilik hayal ediyor olabilirler ancak bu hayalin hakikate düşmüş dayanakları olmadığını hiç kimse söyleyemez.

 

 

Bulunduğu kategori : Emek

Yazar hakkında