“çatı”da sola yer var mı? – stefo benlisoy -

 

  • İslam Konferansı Örgütü eski genel sekreteri ve akademisyen Ekmeleddin İhsanoğlu’nun CHP-MHP destekli adaylığı, CHP açısından AKP ve Erdoğan’ı geriletmek için “sağa açılmak gerektiği” inancının bir uzantısı. Zaten CHP, Baykal’dan bugüne AKP karşısında bu siyaseti izlemekte. Parti yönetimi, (moda tabirle) “Türkiye sosyolojisinin” sola kayarak AKP karşısında güç elde etmeye imkân tanımadığına inandığından uzun dönemdir asıl olarak sağını kollayan, merkez sağdan devşirilmiş isimlerle tabanını genişletmeye çalışan bir profil sergiliyor. Yerel seçimlerle başlayan süreçte ise CHP, bu sağa açılmayı mantıki sonuçlarına götürdü. Belki de merkez sağın altının iyice boşaldığına kani olarak milliyetçi-muhafazakâr tabanda etki yaratabilecek isimlere yöneldi.
  • Bu yönelimin CHP tabanı açısından bazı anlık tepkiler dışında büyük bir sorun yaratacağını düşünmek abartılı olur. Parti içerisinde bu tercihe karşı sesler elbet olacaktır. Ancak bunların baskın çıkacağını, partinin seçim politikasında ciddi bir değişikliğe neden olacağını beklemek yanlış olur. Parti örgütü muhtemeldir ki yaklaşan seçimlerde “Erdoğan’ı geriletmek” adına her türlü “esnekliği” içine sindirecek, sindirmek zorunda kalacak. Erdoğan’ın giderek artan bir tonda tedavüle soktuğu kutuplaştırıcı saldırgan üslup, bizatihi böylesi bir aday için en önemli tutkal işlevi görüyor. Kendi tabanı dışında Erdoğan karşıtlığı öyle bir düzeye yükselmiş durumda ki böyle bir aday (ki önümüzdeki günlerde İhsanoğlu bir kısım CHP tabanını rahatlatmak için mutlaka kimi jestler yapacaktır) sindirilecektir. Zaten İhsanoğlu bir kısım CHP’li aday için “devletlû” sıfatıyla kabul görebilir.
  • CHP’nin “solunu” kollamasına zaten ihtiyacı yok. O kendi “solunu” çantada keklik sayıyor, şimdiden cepte görüyor. Dolayısıyla sola değil sağa hamle ederek oy devşireceğini hesap ediyor. Sonuç olarak 1970’lerde yüzde 40’lardan 2000’lerde yüzde 30’lara oturmuş olan “sol” seçmen açısından başka bir “güçlü” alternatif olmadığından, geri kalan yüzde 70’ten oy devşirme çabası, CHP’nin kendi içinde de kısmi itirazlara karşın “anlaşılır” ve “uygun” ve tek “gerçekçi” bir strateji olarak görülüyor.
  • CHP’nin “sosyolojik” sınırlarına ulaştığını düşünen MHP ise (yerel seçimlerde kısmen de olsa görüldüğü üzere) Erdoğan ve AKP’nin gerilemeye başlamasından asıl olarak kendisinin istifade edebileceği hesabını yapıyor. Böylece MHP, bir sonraki genel seçimde yüzde yirmiler bandını aşarak “yavru” muhalefet sıfatını üzerinden atmayı hedefliyor. Üstelik “çözüm” sürecinin tıkanmış olması ve “bölgede” giderek artan tansiyon da siyasal zemini, “Türk milliyetçiliğinin beka kaygısının asli temsilcisi” sıfatıyla MHP’nin daha fazla belirlediği bir ortama hızla sokabilir.
  • İhsanoğlu’nun adaylığına ilişkin eleştirilerde kendisinin dar anlamıyla “siyasi” bir figür olmaması sıkça dile getirilmekte. Oysa İhsanoğlu’nun “siyasi” olmama vasfı aslında bir avantaj olarak bile düşünülebilir. Neticede Murat Yetkin’in de işaret ettiği gibi, bu adaylıkla cumhurbaşkanlığı seçimleri aynı zamanda bir “model” seçimine dönüşmüş durumda. Bir tarafta “koşan, terleyen” (ve elbette mütemadiyen azarlayan) cumhurbaşkanı ile bugüne kadar alışılmış “sembolik ve temsili” cumhurbaşkanı. Bu ikinci modelin de toplumda belli bir karşılığı olacağını beklemek mümkün; belki AKP tabanında bile. Neticede Erdoğan’ın “tek adamlaşma” sürecinin parti içerisinde ve tabanda yarattığı kimi sıkıntı ve hayıflanmaların olduğu muhakkak. Seçim sürecinde Kılıçdaroğlu ve Bahçeli Erdoğan’a açıktan ve şiddetle yüklenirken, İhsanoğlu muhtemelen bu polemiklerin üstünde yer alan bir profil çizmeye çalışacak, dar siyasal ihtilafların ötesinde istikrar, güçler arası uyum ve normalleşmeyi vurgulayan bir figür olarak öne çıkmaya çalışacaktır. Böylesi bir profilin “alıcısının” olduğu pekâlâ varsayılabilir.
  • İhsanoğlu’nun ulaşacağı sonucu ve performansını belirleyecek önemli bir unsur, milliyetçi-muhafazakâr tabanın AKP ve MHP dışındaki temsilcilerinden ne ölçüde destek alabileceği sorusu. Neticede İhsanoğlu, kâğıt üzerinde sadece MHP’nin değil, Saadet ve BBP’nin de destek ve oyunu alabilecek bir isim. Böylesi bir durum, kendi tabanını ve genel olarak muhafazakâr-milliyetçi sağ kitleleri adeta tapulu arazisi gören AKP ve Erdoğan açısından önemli bir sorun oluşturabilir.
  • HDP ilk turda “güçlü” bir adayla seçimlere girerse İhsanoğlu’nun yarattığı kimi demokratik-sol tepkileri de hanesine ekleyerek belki de başarılı bir sonuç alabileceğini hesaba katmak gerekiyor. HDP’nin yerel seçimlerde CHP basıncıyla “batıda” aldığı düşük oy oranlarının yarattığı tablo, bu seçimde özellikle seçmenin elinin daha “ferah” olacağı ilk turda telafi edilebilir. Öte yandan Kürt siyasal hareketinin tavrının ikinci turda hayati önemde olacağı aşikâr. Fakat hiç olmazsa şimdiden söylenebilecek olan, CHP ve MHP’nin milliyetçi ve muhafazakâr tınıları yüksek bir ortak aday üzerinde uzlaşmasıyla Erdoğan’ın bu cenahtan (zımni de olsa) destek beklentisinin arttığı.
  • CHP’den ısrarla “sola açılmasını” vs. bekleyenleri ve sonra da türlü hayal kırıklıkları yaşayanları ise anlamak pek mümkün değil. CHP’nin sosyal demokrat gelenekle tarihsel, ideolojik, programatik bağlarının cılızlığı, “ortanın solu” serüveninin aslında çok özel koşullarda cereyan etmiş bir “istisna” oluşu, CHP’nin işçi sınıfıyla hiçbir zaman tarihsel sosyal demokrasi benzeri özel bir örgütsel-politik bağı olmayışı ve benzeri temel tartışmaları şimdilik bir kenara bırakalım. CHP’nin soldan toplumsal bir basınca maruz kalmadığı koşullarda merkez bir partiye özgü bütün pragmatizmiyle sağa yönelmesi neden şaşırtıcı olsun ki? Geçtiğimiz yirmi yılda birleşik bir sosyalist alternatif inşa etme becerisini gösteremeyen sosyalist solun bir alternatif olabilme yeteneği bunca körelmişken CHP neden “sol” bir aday gösterme zarureti duysun ki? “AKP gerilerse” konjonktürün kendi lehine dönüşeceğini pasifçe bekleyip yeni bir konjonktürü aktif olarak örgütlemeye soyunmayan solun “çantada keklik” sayılması abes mi? Daha geçen yerel seçimlerde Ankara’da kendi adayına dahi deyim yerindeyse sahip çıkamayan, “bas geç” rüzgarına kolayca teslim olan solun CHP nezdinde ne etkisi olabilir ki? Neticede Mansur Yavaş için Ankara’da seferber olmuş “sol”un hele ikinci tura kaldığı takdirde İhsanoğlu seçeneğine “basıp geçmesi”, pekâlâ olası.
  • Hiç akıldan çıkarılmaması gereken bir husussa, kimin seçileceğinden bağımsız olarak bile bu türden plebisiter mahiyetteki oylamaların aşırı güç yoğunlaşmasına ve dolayısıyla da otoriterleşmeye olağanüstü meyli bulunduğu.
  • Önümüzdeki aylarda muhtemelen kime oy vereceğimizi kıya sıya tartışırken unutmayalım: Sorun, Gezi ve sonrasında oluşan radikal birikimin siyasal ifadesinin nasıl ve hangi mecralar aracılığıyla gelişebileceği, yeniden derlenebileceği meselesidir. Bu meselede yol almadıkça şerle ehven-i şer arasında sürüklenmeye devam edeceğiz.  Gezi direnişiyle yakalanan o büyük toplumsal muhalefet dinamiğini siyasal alana tercüme edememe sorunumuzu es geçip siyaseti dar bir oy verme tartışmasına sıkıştırdıkça sürekli olarak kaybedeceğiz.
Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar