çarşı davası mahkeme salonuna sığmadı – onur doğulu -

 

Günlerdir konuşulan “Çarşı” davasının ilk duruşması dün İstanbul Adliye Sarayı’nda “renkli” görüntülere sahne oldu. Sabahın erken saatlerinden itibaren Adliye Sarayı önünde toplanan kalabalık gün boyu Çarşı davasından yargılanan 35 arkadaşına destek oldu, Adliye Sarayı’nın koridorları, mahkeme salonu stadyum havasındaydı.

Çarşı grubu ve 35 üyesi ile ilgili hazırlanan iddianamede, ”Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep ediliyor. İddianamede ayrıca şüpheliler hakkında ayrı ayrı ”örgüt kurmak ve yönetmek, örgüte üye olmak”, “tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurmak”, “sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermilerin taşınması ve bulundurulması”, “görevi yaptırmamak için direnme”, “kamu malına zarar verme”, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” gibi çeşitli suçlardan 2 yıldan 50 yıla kadar değişen hapis cezaları talep ediliyor.

Bütün bu “koca koca” iddialara rağmen mahkeme “salonunun yeterli büyüklükte olmaması” gibi bir sebeple Nisan ayına ertelendi ve 35 sanığın tutuksuz yargılanmasına ve 27 sanığın yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasına karar verildi. Türkiye gibi bir ülkede erken konuşmak biraz riskli de olsa Çarşı davası da AKP’nin “karikatür davalar” koleksiyonunda yerini alacakmış gibi gözüküyor.

Kuşkusuz Gezi direnişi ve onu takip eden 3-4 ay içerisinde genel olarak taraftar grupları özel olarak Çarşı çok dinamik, etkin ve aktif bir rol oynadı. Taraftar grupları doğaları gereği herhangi bir siyasi grup, sendika, partinin kapsayamayacağı çok farklı ve geniş kitleleri etkileme potansiyeline sahip. Tribün protestolarının neredeyse tamamen sona erdiği, AKP’nin görece ” kamu düzenini” sağladığı günlerde bile Tayyip Erdoğan veya Ahmet Davutoğlu Türkiye’nin 3 büyük futbol takımından birinin maçını stadyumda izlemeyi hala göze alamıyor.

Bu bir gerçek olarak bir yanda dururken, gezi sonrası başlayan AKP’nin tribünleri bastırma, sindirme girişimlerinin de başarısız olduğunu söylemek yanlış olur. Hafızamızı hızlıca tazelemek gerekirse, Gezi sonrası ilk resmi futbol müsabakası olan Galatasaray-Fenerbahçe süper kupa mücadelesinde iki takım taraftarlarının maçı yan yana seyretmesi için Gezi Direnişçileri/taraftar grupları kampanya başlatmış sırf bunu engellemek için hükümet maçı önce Azerbaycan’da oynatmaya kalkmış, bu talep Azerbaycan Spor Bakanlığı tarafında ret edilince maç Kayseri’de oynatılmıştı.

Bu maç öncesi hükümet taraftar grupları üzerinde ilk operasyonunu yapmış Galatasaray’ın UltrAslan ve Fenerbahçe’nin GFB grup liderlerini Kayseri Polis evinde bir araya getirmişti.

2013-2014 Futbol Liginin başlamasından hemen önce Spor Bakanı Suat Kılıç’ın “Polisle, yargıyla kimseyi korkutmuyorum ama bir eylem için senelerce men cezası almak, kulübü ve kendini ateşe atmak kimseye bir şey kazandırmaz” açıklamasını yapmıştı.

17 Aralık sürecinde ortaya çıkan “tape”lerden anladığımız üzere Tayyip Erdoğan klüp yöneticilerini arayarak tribün protestoları konusunda uyarmış, Beşiktaş’ın yeni stad inşaatının durdurulabileceğini ima eden uyarılarda bulunmuş, Fenerbahçe Kongresine bizzat müdahalede bulunmaya çalışmış.

Kuşkusuz bu saldırının en tahrip edici darbesi 2014-2015 sezonu ile beraber yürürlüğe giren “Pa$$olig” uygulaması oldu. Bu uygulama ile hem tribünler fiilen boşaltıldı, maça giden taraftar sayısı neredeyse yarı yarıya düştü ayrıca maça giden her bir taraftar fiilen fişlenmeye başladı.

Çarşı davasını da bu saldırının bir halkası olarak değerlendirebiliriz.

Hareketin geri çekilmesi ile beraber doğal olarak tribünlerde uzunca bir süredir (Beşiktaş-Çarşı dahil) Gezi sloganları duymuyoruz. Hatta Pa$$olig gibi kabul edilemez uygulamalara bile derli toplu ve birleşik bir karşı duruş gösterilebildiğini söylemek doğru olmaz.

Yaşanan geri çekilmeye rağmen AKP’nin tribünlere saldırısının tüm hızıyla devam ediyor olmasının arkasındaki motivasyon, biraz geri çekilmiş olsa da tribünleri ele geçirememiş olmanın agresifliği, biraz olası Gezi’ler için gözdağı, biraz da “hala gücüm yerindeyken tüm hesapları halledelim” telaşı.

Çarşı davası ve iddianamesi nerden baksanız tiyatro, yöneltilen suçlamalar, talep edilen cezalar komedi. Tabii ki AKP’nin bu uydurma davasından tüm arkadaşlarımızın beraat etmesi hepimiz için çok önemli ve bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağız.

Ama arkadaşlarımızın bu saçma davalardan beraat etmesi tek başına bizim için “zafer” olmayacaktır.

Hızla AKP’nin bizi çekip sürüklediği gündemlerden sıyrılmamız gerekiyor.

Pa$$olig saldırısına karşı kazanabilecek bir kampanyayı farklı taraftar gruplarının hem tribünde hem de tribün dışında omuz omuza örgütlemeye başlaması  tribünlerin AKP saldırısına gerçek bir cevabı olacaktır.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar