bugün ne yapmalı? – ecehan balta -

saldırı

17 Aralık operasyonu ile başlayan süreç, hükümet ve cemaat arasında var olduğu uzun zamandır bilinen gerilimin bir daha batamayacak şekilde su yüzüne çıkmasına neden oldu. Kaynak ve rant paylaşımı üzerinde yükseldiği açık olan bu gerilim, Başbakan’ın ifadesiyle, beş meseleden; “üçüncü yol, üçüncü köprü, nükleer santral, Merkez Bankası’nın iş ve işlemleri ve borsa”dan kaynaklanıyor. Altın ve döviz piyasalarından elde edilen karın bölüşümü, Merkez Bankası rezervlerinin nasıl ve nerede kullanıldığı gibi, bizleri fersah fersah aşan, ekonomist değilsek aklımızın yetmeyeceği, piyango çıksa bile bir arada göremeyeceğimiz paralardan bahsediyoruz.  Ama iş, üçüncü yol, üçüncü köprü ve nükleer santral hadisesine gelince, orada cemaat-hükümet arasındaki kavganın konusunun ağacın yeşili değil doların yeşili olduğunu, o nedenle “yesinler birbirlerini” gibi bir tutumun bize “gelen gideni aratır” dedirteceğini bilmemiz, kentsel dönüşüm ve ekolojik tahribatın sadece bir mahallede yaşayanların, ağaçların, kuşların etkilendiği bir süreç olmayıp, neoliberal kapitalizmin kullandığı metalaştırma suretiyle bir ilksel birikim süreci olduğunu, bu birikimin sermaye grupları arasında nasıl paylaşılacağının kavgasının döndüğünü anlamamız gerekiyor. O nedenle de, defalarca yazıldığı gibi, “ne cemaat, ne hükümet” diyerek, üçüncü bir kamp oluşturma konusunda bugüne kadar biriktirdiğimiz gücü enerjiye dönüştüremezsek daha da baskıcı bir yeni süreçle karşı karşıya kalacağız. Bu ikisinin, bu metalaşma sürecini engellemek isteyen kitlelere karşı çıkarlarının ortak olduğunun altını kalınca çizmeliyiz. Bu net.

İttifaklar

Bütün bu hengâmede AKP’yi geriletmek adına CHP’ye sarılanların da boa yılanıyla dost olmaya çalıştıklarını hatırlamaları gerekir. (Bu konuyu daha önce “CHP’nin seçimi ve Sol başlığı ile Foti Benlisoy ile birlikte değerlendirmiştik, şurada: http://baslangicdergi.org/chpnin-secimi-ve-sol-ecehan-balta-foti-benlisoy/). Türkiye’de şu an itibariyle maalesef “bir ölçü birimi olarak oy”u yüzde biri bulmayan sosyalist solla, yüzde beş-altı civarında bir kitleyi temsil eden HDP-BDP dışında hızlı bir refleksle ve görece yüksek siyaset alanında bir araya gelebilecek bir güç odağı yoktur. Diğer taraftan HDP’nin Gezi sürecindeki ikircikli tutumu bugün itibariyle aşılmış gibi görünse de, pragmatist bazı tutumları ile bir itibar-inandırıcılık kaybı yaşadığı da gerçektir. Bu tespitleri cebe koyup ittifaklar konusuna geri döndüğümüzde; bir şeyin yıkılması için değil de yapılması için önümüze koyacağımız bir ittifak siyaseti, elbette bu Siyasal özneleri de kapsayan ama onlardan çok daha fazlası olan bir şey olmak durumundadır. Bu bağlamda, ittifaklar siyaseti Gezi’nin yarattığı irili ufaklı forumların yanı sıra, kadın hareketini, yerel ve merkezi ekoloji hareketlerini, bilhassa sendikaları içine alan yeni bir toplumsal kuruluşun inşasını gerçekleştirmeye bugünden yeltenmek, bu hareketlerin birleştiriciliğine, gücüne, taleplerinin ortaklaşmasına dayanmak zorundadır. Bu aynı zamanda bir çağrı / uyarı olarak da okunmalıdır: Bu dönemde kendi eylemini kitle eylemi olarak göstermek, küçüklü büyüklü “forumlarının” pankartlarını örgütlerinin pankartı yerine kullanmak vs gibi her türlü örgüt sekterizmi bizi bir adım ileri götürmeyeceği gibi, bu çok yönlü dalgaya binmek isteyen usta sörfçüler bile yüzey genişliği sorunu ile karşı karşıya kalır, nihayetinde boğulurlar.

sokak

Sokağa çıkmanın vaktidir. Ancak, kendimize bir eleştiri olarak, Başbakan’la görüşmeye giden, bulunduğu alanı işgal eden, “kantinini geri isteyen” üniversite solculuğunu bir kenara bırakıp, sokağı örgütlemeye dönük olarak hamle etmenin de zamanıdır. Sokağı kolaylıkla provoke edilebilecek bir alan olarak görmek yerine, tepkinin ötesine geçen biçimlerde sokakta var olmanın koşulları yaratılmalıdır (Bu konuda Foti Benlisoy’un “Sokağa, Ama Nasıl?” yazısı meramımızı anlatıyor, bakınız; http://baslangicdergi.org/sokaga-ama-nasil-foti-benlisoy/). Bugün sokağı izlemek, onun provoke edilmesi konusunda bir endişe taşınıyorsa bile, sadece bu endişenin gerçeğe dönüşmesini izlemek anlamına gelir.

talepler

Haziran’dan bu yana köprünün altından çok sular akmıştır. Utangaç bir biçimde “hükümet istifa” sloganı atmaya çalıştığımız günler geride kalmıştır, bugün hükümetin istifa etmesinin yetmeyeceğini haykırmaktayız. Bugün, konu yerel seçimleri çoktan aşmış, bazılarının “devlet krizi” dediği, (Hem bu tanım hem de “talepler” için bakınız; http://baslangicdergi.org/hukumet-istifanin-otesine-gecmek-ahmet-bekmen/), bazılarının “Anayasal düzenin askıya alınması” olarak tarif ettiği, muhtemelen yeni bir ekonomik kriz dalgasının da kapıda beklediği bir süreçte, hem programı hem de adaylarıyla soldan çok uzakta olan, hatta sağda yaratılan boşluğu doldurmaya aday CHP’den çok daha fazlasına, yeni bir kurucu iradeye ihtiyaç vardır.

Diğer yandan, örneğin başlı başına ekolojik kriz, kapitalizmi artık sürdürülebilir / yaşanabilir olmaktan çıkardıysa, işi tersten yapıp sadece taleplerde değil, analizde de bir köprü, bir geçiş tanımlamak gerekmektedir. Krizin yapısal niteliğini unutmak, yokmuş gibi yapmak, bizlerin yapabileceği en son iştir. Aynı zamanda tarihin bu kadar hızlanma ihtimalinin olduğu bir dönemde, geçişin de sıçramalı olabileceğini unutmadan hareket etmek, bu esnekliğe sahip olmak da bizlerin herhalde alamet-i farikasıdır. Gezi’nin yarattığı repertuvar, Gezi’de göremediğimizi / yapamadığımızı bugün yapacak bir olgunluk sağlamış olmalıdır.

Bu bağlamda, örneğin Paris Komünü’nün ilk kararlarını hatırlamak iyi gelebilir: Genel af, seçilenlerin geri çağırılabilmesi; laik, zorunlu ve parasız eğitim; kira affı, fabrikalarda özyönetim ve 8 saatlik çalışma günü; evsizlere ev ve barınma ve beslenme ihtiyaçlarının karşılanması. Bu talepler aynı zamanda, yurttaşlık denilen kimlik siyasetinin ne kadar büyük bir yalan olduğunu da gösterir, kentsel taleplerin proletaryanın gerçek talepleri olduğunu da. Bunu kıdem tazminatı saldırısını püskürtmeye çalışırken sadece orada asılı kalan sendikalara da anlatmanın makul bir yolu bulunamadığı takdirde, önümüzde daha uzun yıllar boyunca muhtemelen kendimize ait bir şehri kurabileceğimiz tek yer olan yerin yedi kat altında, Gezi bir orta sınıf isyanı mıydı” diye tartışıp durabiliriz.

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar