bugün günlerden ali korkmaz – berfin yıldırım -

 Henüz ‘her şey bitti’ dememiştik, ‘acının sofrasında yılgınlık’ da yememiştik ama ‘bundan daha fazlası nasıl yapılır’a dair umudumuz her geçen gün azalıyordu. Sonra. Sonrası herkesin malumu, aşağı yukarı iki-üç hafta süren, daha sonrasında yıllarca üzerine konuşacağımız Gezi’ydi işte. Umudumuz yeşermişti yeniden.

Motorları maviliklere süreceğimiz günlerin umudu yeşermişti de kayıplarımızı, yaralılarımızı ve içeri düşenleri nasıl yapacaktık? Bu kadar acı için dökülen gözyaşları nereye akardı? Bu kadar gözyaşının hesabı nasıl verilirdi? Evet evet, her şeyi geçtim gözyaşının hesabı nasıl verilirdi? Ağırlaştırılmış müebbet olsa mesela cezası. Yeter miydi Ali’nin annesinin gözyaşlarını dindirmek için.

Abdocan’ı öldürmüşlerdi önce. Sonra Mehmet gitti. Mehmet belki de hayatı boyunca binmediği tarzda lüks bir arabanın altında kaldı. Artık tarihe karşı daha da sorumluyduk çünkü çağımızın kavgasının ölülerini vermiştik. İçleri rahat olmalıydı, öyle bir sorumluluk işte. Sonra Ethem’in haberini aldık. Yoğun bakımdaydı. Yasal mermiyle vurulmuştu Ethem Kavga alanında, zulme başkaldırının meydanında…

Bir elimiz yüreğimizde sokaklardayken hala, Eskişehir’den haber geldi. Ali de en derininde hissediyordu büyük ihtimalle o ‘sorumluluğu’. Onun bilinciyle direniyordu. Bir ara sokakta karşılaşmıştı -en hafif tabiriyle- kötülükle. Tanıklar susturulmuş, kameralar her nedense bozulmuştu. Ama biz biliyorduk işte bazen somut delillere ihtiyaç olmazdı. Düzen savunucuları en pis şeyi bile gözlerini kırpmadan yaparlardı. Biliyorduk!

Komada geçen 38 gün sonrasında Ali dayanamadı. 19 yaşa 38 gün. Ali’nin yaşıtı bana o kadar ağır geliyor ki. Dayanamadı derken haksızlık mı ediyorum? 38 koca gün boyunca da dayanabildi çünkü Ali İsmail.

En nihayetinde ölüm tecelli etti. Ali İsmail artık bizimle yoktu. Ama Ali’nin kavgasını kavgası bilen binlerce yürek sokaklardaydı. Yürüyorduk, duruyorduk, bağırıyorduk, barikatlar kuruyorduk, koşuyorduk karanlığın efendisinin kolluk güçlerine karşı. Hiçbir şekilde geri adım atmıyorduk.. Onu katledenler korkularından çıkamıyorlardı ortalığa.

Hatay’ın Korkmaz evladı bu halkın yüreğine gömüldü. Katillerini vali korudu, başbakan övdü.

1900’lerin ortasında Ulrike salık vermişti bize ‘üzgün olmaktansa öfkeli olmayı’ Biz Ulrike’den ve hatta onun çok öncesinden beri öldürülüyoruz ve öfkeleniyoruz. Sokağın öfkesi hiçbir zaman dinmedi. Öfkemiz hiçbir zaman azalmadı. Şimdi biz bu kadar öfkeyi n’apalım Ulrike?

Çocuklarımıza çiçek adlarını, domatesin iyisinin nasıl seçileceğini falan öğretmeye fırsatımız kalmıyor. Çünkü biz hiç çok olan tarafta olmayacağız. Ve çocuklarımız bilmek zorunda nasıl öldürüldüğümüzü, işkencelerden geçtiğimizi ve nasıl aklımızı kaybettiğimizi. Bilmeli ki bu en temelinde hayatta kalma mücadelesini mücadelesi bellesin.

Ayakkabı kutularında milyonları olanların babaları kırk taklayla koruyor yolsuzları. Ama bizim analarımız öyle mi? Biz kavgada büyüyoruz, kavgada öğreniyoruz ve yaratıyoruz adaleti. Ve biliyoruz elbette: Sokağın adaleti her zaman güçlüdür!

Şimdi yaşıtım diye mi, üniversiteli diye mi yoksa sadece çok güzel gülüyor diye mi ben onu bu kadar sahipleniyorum bilmiyorum ama bunu çok da merak etmiyorum. Ali İsmail’in cenazesi kaldırılarak tarihin sayfalarından da kaldırılacak bir isim olmaması gerektiğini biliyorum. Ali İsmail’i yalnız bırakmıyoruz yüreğimizde taşıyoruz, yüreklerimizi de avuçlarımızda. Yüreğimizi de alıp Kayseri’ye gidiyoruz. 3 Şubat’ta Yolsuzluk yapanlara, katillere yarayan adaleti tepetaklak etmeye gidiyoruz. Ali İsmail Korkmaz’ın hesabını sormaya gidiyoruz.

Az çok tahmin ediyoruz üstelik. Dikilecekler karşımızda kolluk güçleri. Yine korkacaklar sesimizden ve birliğimizden. Susturmaya çalışacaklar, önümüzü kesecekler.

Ama farkındayız çocuklarımız, torunlarımız şöyle ferah feza oynayabileceklerse özgürlük günlerinde; bu biraz da bizim şu an kavganın içinde oluşumuz sayesinde gerçekleşecek. O zaman çiçek adlarıyla birlikte, ölülerimizin adlarını da sayacaklar işte bir bir: Ethem, Ali, Ahmet, Ferit, Mehmet, Abdocan, Medeni. Ve diğerleri…

 

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar