Bugün Düşmeseydi Yarın Yine Düşecekti: Yunanistan -

Yunanistan’a dayatılan ekonomik anlaşmalar Yunanistan’ın borcunu ödemesinden ziyade o borcu süreklileştirmeye yarıyor. Negri ve Lazzarato’nun toplumsal bir yönetim stratejisi olarak kavramsallaştırdıkları bu borç meselesi Yunan halkının bir bütün olarak boyunduruk altına alınabilmesine imkan sağlıyor, bunu hedefliyor. Yani Yunanistan bugün temerrüde düşmeseydi, yarın düşecekti ya da bütün bir ekonomi politikasını yıllar yılı Troyka’nın teknokratlarının belirlemesine ‘evet’ diyecekti.

Yunanistan’ın bugünlere nasıl geldiğine dair bir çok kronolojik yazı mevcut. Asıl mesele bu borç sarmalından bir toplum olarak nasıl sıyırabileceği. Syriza’nın referandum önerisi bu yüzden anlamlı. Yunan halkı ayağına takılmış borç prangasından kendi özgücü ile kurtulmayı deneme cesareti gösterebilecek mi? Syriza’nın iktidara gelmesi bu iradenin açığa çıkma ihtimalinin yüksek olduğunu zaten göstermişti. Referandumda benzer bir iradenin varolduğunu tekrardan hem kreditörlere hem de kendilerine gösterebilmeleri bir topluma biçilen borcun matematiksel ifadelerden ziyade politik bir borç olduğunu göstermek ve bu borçla mücadelenin yerinin siyasal alan olduğunu anlayabilmek için şu andaki en iyi fırsat.

Troyka kendisini matematiğin ve ekonomi biliminin tanrısal buyruklarının sözcüsü olarak göstermeye çalışıyor. İradesi yokmuş sadece gerçekliği süzüyormuş gibi tepelerden bilginin gücüyle konuşuyor. Bunu da bir devlete ait tutulmuş uzunca borç defterlerini ortaya sererek ispatlamaya çalışıyor ancak Yunan halkına dayatılan ekonomik programın en basitinden borcu ödemede işe yarayacağının gerçekliğini tamamen bir tahmin üzerinden kuruyor. IMF, Yunanistan’a yeni kredi kanalları açmazken Ukrayna borcunu geri ödeyemez hale geldiği halde yeni kredi paketlerini cömertçe salıyor. Burada Ukrayna’nın mevcut borcunu ödeyebileceğine dair hiçbir matematiksel veriye de ihtiyaç duymuyor. Dünyanın politik konjonktürüne göre dağıtılan borçlar ne hikmetse bir şekilde sadece sayılara dönüşü veriyor.

Foucault’ya bakarsak bu durum, bir iktidar ilişkisini süreklileştirme meselesi. Ancak mesele bir şekilde politik alana kayınca iktidar ilişkilerinde boy veren direniş hemen parlayıveriyor. Başlayan bu mücadelede Yunan halkının iradesi Foucault’un dizpozitif dediği o kocaman yönetme aygıtı haline gelen borcu yenebilecek mi bilmiyoruz ancak tam bir demokrasinin ekonomiyi de politikleştirerek halkın özyönetimine sunacağı (zaten başka türlüsü demokrasi olmaz) gerçeğini düşünürsek, bu demir kafesin kırılması Yunanistan’daki politik özgürleşme mücadelesinde olmazsa olmaz bir basamak olarak karşımızda duruyor. 2057 yılına kadar süren bir borç ödeme takvimi ve bu takvimin doğurduğu ‘meşruluğun’ getirdiği güçle dayatılan ekonomi paketleri, ekonomik olarak Yunan halkını yoksullaştırdığı gibi siyasal olarak da sınırlıyor. Bu durum basitçe bir egemenlik sorunsalı değil, bir toplumun inşa edebileceği alternatif ekonomik ilişki biçimlerinin ipotek altına alınması demektir. Kapitalizme alternatif bir ekonomik modelin laboratuarı olan yeryüzünde bir ülkenin bu deneylerden men edilmesidir. Bu prangayı kıracak bir Yunan deneyimi ise bambaşka bir şekilde boyunduruk altına alınmış bütün toplumlara bir umut ışığı sunacaktır.

Bütün yük yine Prometheus’un omuzlarında. Ancak bu kez insanlık olarak Pandora’nın kutusuna karşı daha uyanığız, uyanık olacağız.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar