brezilyalı eylemcilerle söyleşi – okan okumuş -

 

Dünya Kupası sürerken Rio’da PSOL’un (Sosyalizm ve Özgürlük Partisi) iki üyesi ile Dünya Kupası protestoları,  Brezilya solu ve gelecek seçimler üzerine konuşma fırsatı bulduk.

Öğretmen ve insan hakları aktivisti Henrique Vieira 27 yaşında. Henrique, PSOL’un Rio’da Niteroi Belediye Meclis’ine soktuğu üç üyesinden en genci. Bu röportajı da Henrique’in belediye binasındaki odasında gerçekleştirdik. PSOL’un gelecek seçimlerdeki Rio eyalet meclisi adayı Flavio Serafini ise 34 yaşında ve sosyoloji öğretmeni. Flavio 2012 yerel seçimlerinde PSOL’un Niteroi belediye başkan adayıydı ve ilk turda  50 bin oyla (tüm oyların %19’u) PT ve PDT adaylarının ardından üçüncü sırada yer aldı.

Henrique ve Flavio İngilizcelerine pek güvenmedikleri için röportaj sırasında tercümeyi Henrique’in asistanı, aynı zamanda gazetecilik yapan Julia üstlendi.

O: Dünya Kupası protestolarının nasıl ve neden başladığını bir de sizin ağzınızdan duyabilir miyiz?

H: Biliyorsunuz, kıvılcımı çakan Sao Paulo’da otobüs biletlerine yapılmak istenen zam oldu. Ancak bu protestoları Dünya Kupası ile birebir ilişkilendirmek hata olur, bizim karşı olduğumuz şey ne futbol ne de Dünya Kupası’nın kendisi. Mevzunun özünde tamamen kamu kaynaklarının kullanılış şekli yatıyor. Cumhurbaşkanı Dilma Rousseff kamuya ayrılmış bütçenin Dünya Kupası’nda kullanılmayacağını kesin bir dille ifade etmişti. Şimdi sadece Dünya Kupası için harcanan paraya bir bakın; tam 25 milyar real! Brezilya’nın yıllardır süregelen sağlık, ulaşım ve eğitim gibi temel problemleri varken, bize hükmet tarafından hep bu konuda yeterli bütçe olmadığı söylenirken, birdenbire böyle bir miktardaki para nereden ortaya çıktı? Henüz daha temel ihtiyaçlarımız karşılanamazken, insanlarımızın yaşam kaliteleri böylesine kötüleşmişken bu kadar para nasıl statlara harcanabildi? Özetle, ne futbol, ne dünya kupası, bizi üzen hükümetin vatandaşlarına olan yaklaşımı. Brezilya’da kamu kaynaklarının kullanımı yıllardır kontrol edilemiyor, sorun da burada.

F: Ayrıca, şunu da ekleyeyim, Dünya Kupası’na gidebilenler sadece Brezilya’nın zenginleri. Maça giderken şöyle bir etrafınıza bakın, farkı siz de göreceksiniz. İnsanlar da sanacak ki Brezilyalılar hep sarışın ve mavi gözlüler!

H: Bakın FIFA ilk kez bir Dünya Kupası organizasyonunda vergi ödemiyor. Dünya Kupasını da Brezilya’ya bu koşulla verdiler. Almanya 2006’da 9 milyar real harcadı, FIFA vergilerden sonra 6 milyar real kar etti. Güney Afrika 2010’da dünya kupasına 11 milyar dolar ayırdı, FIFA ‘nın karı 6 milyar realdi. Biz Dünya Kupasının en pahalı organizasyonunu yaparak tam 25 milyar real döktük! Ve FIFA kazanacağı 15 milyar realden Brezilya’ya tek kuruş bile vergi ödemeyecek! (Bu anlaşma olmasa FIFA en az 2,5 milyar real vergi verecekti).

Bu statlar yapılıp, antrenman alanları, basın merkezleri ve taraftarlara eğlence alanları kurulurken 250 bine yakın vatandaşımız yerinden, yurdundan oldu. Sadece Rio’da 20 bin aile evlerini boşaltmak zorunda bırakıldı. Bu aileler işlerinden uzakta, şehrin en uzak noktalarına taşınmak zorunda kaldılar, bu sırada ulaşım gibi diğer masraflar düşünülmeden onlara sadece geçici kira tazminatları önerildi. Yeni evler inşa edilene kadar bu şekilde yaşamaları istendi. Şehrin güneyinde, zengin bölgelere yakın favelalarda yaşayan insanların evlerine de bu arada göz dikildi, böylece Dünya Kupası aynı zamanda uzun zamandır devam eden kentsel dönüşümün bir aracı oldu. İstimlak edilen ev sahiplerine “Benim Evim, Benim Hayatım” konutları teklif edildi (“Brezilya’nın TOKİ”si diyebileceğimiz “Minha Casa, Minha Vida” programı).

F: Evlerin boşaltılması sırasında direnenler polis şiddetiyle karşılaştılar. Sonuna kadar direnebilenlerin evlerine hizmet götürülmedi, boyun eğmeyip sağlıksız koşullarda farelerle beraber yaşamaya devam edenler oldu. Nihayetinde geri kalanlar da polis zoruyla evlerinden çıkarıldılar.

H: Tam 8 milyar dolar statların inşasına harcandı. Bu statlar daha sonra özel teşebbüslere verilecek, maçların bilet fiyatları daha da artacak. Dünya Kupası’ndan sonra futbol fakir Brezilyalılar için daha da ulaşılmaz olacak. Maracana stadındaki yılların ayakta durulabilen eski tribün kaldırıldı. Kısa bir zaman öncesine kadar favelalardan gelenler sadece 1.80 Reale (1 lira 75 kuruş) maç seyredebiliyorlardı. Maracana’da futbol halkın popüler bir eğlencesiydi, şarkılarla, danslarla bu tribünde eğlenilirdi.

F: Başta söylenen bütçenin çok üzerine çıkıldı, kamu kaynakları kontrolsüzce kullanıldı. Stadyumları inşa edenler işi çok ağırdan alınca buraya akan paranın kontrolü iyice zorlaştı. Harcanacak bütçe; ulusal hükümet, eyalet yönetimleri ve devlet bankaları olmak üzere üç kanaldan birden finanse edildi ve bu paranın akışının takip edilmesini güçleştirdi.

O: Dünya Kupası protestolarını geçtiğimiz Haziran ayı protestolarının bir devamı olarak sayabilir miyiz? Hareket ve organizasyonlar nasıl bir değişim gösterdi?

F: Geçtiğimiz yılın hareketleri halkın genel memnuniyetsizliğinin sonucunda oluşan bir patlamaydı. Dünya Kupası için yapılan protestolardan çok daha büyük eylemlerdi. Mevcut hareketlere normalde evlerinden çıkmayan, protesto nedir bilmeyen vatandaşların verdiği destek daha fazlaydı. Özellikle maçlar başladıktan sonra Dünya Kupasında bu kitlenin çoğu tekrar evine TV’lerinin başına döndü. Futbol Brezilya’da çok büyük, sembolik bir güç. Medya da bir taraftan yayınlarıyla halkı takımın arkasında olmaya çağırdı, milliyetçi bir kampanya başlatıldı. Böyle olunca yine eylemlerde sadece geleneksel hareket ve organizasyonlar kaldı. Tabii diğer taraftan Dünya Kupasında yeni hareketlerin doğuşuna da tanık olduk; örneğin Sao Paulo’da MTST’ye (Evsiz İşçiler Hareketi) büyük katılımlar oldu, bu grup protestoların başını çekti.

Geçmişten bugünlere gelindikçe polis şiddetinin iyice arttığına, protestolarda daha fazla eylemcinin katledildiğine şahit olduk. 2007’deki Pan Amerikan oyunlarında polis tarafından öldürülenlerin sayısı %30 arttı. Bu artış bu sene %40’a kadar çıktı.

H: Dünya Kupası’nda 2 milyar real sadece güvenlik için harcandı, 53 bin güvenlik görevlisi Dünya Kupası’na gelen takımları ve basın görevlilerini korumak için görevlendirildi. Takımların antrenman yaptığı bölgelerde yaşayan insanlar ev adreslerini gösteren dökümanlar olmadan mahallelerine giremediler.

O: Anti terör yasası da sanırım bununla ilgili olarak çıkarıldı.

H: Elbette. Geçtiğimiz Haziran ayından sonra çıkarılan bu yasayla birlikte polisin tutuklama yöntemlerinde ülkenin (1964) diktatörlük dönemindeki şartlara geri dönüldü. Bundan sonra vatandaşlar kamu malına zarar vermekten 7 yıla kadar cezalandırabilecekler. Şimdi burada gerçek suçlu kim? Halkına en temel hizmetleri bile götürmekten uzak hükümet mi yoksa protesto hakkını kullanan vatandaş mı?

F: Geneli baz aldığımızda baskının yeni formlarıyla karşı karşıya kaldığımızı görüyoruz. Özellikle favelalardaki fakir halka ve eylemcilere karşı. Amaç bu sert önlemler ve yasalarla korkuyu iyice yayıp insanların evlerinden çıkmamasını sağlamak.

O: Eylemler sırasında gruplar arasında bir beraberlik sağlanabildi mi? Polisle yaşanan sorunlarda örneğin?

F: Başlangıçta farklı düşüncelerden gruplar bir araya gelebildiler, bir birlik vardı. Geçtiğimiz Haziran ayından sonra gruplar arasında polisle çatışma yöntemleri konusunda anlaşmazlıklar çıktı. Eylemler sırasında Emniyet grupların içine provoke amaçlı sivil polisleri soktu. Tüm bunlar daha sonra videolardan tespit edildi. Kara Blok gibi gruplar da protestolarda direkt olarak polisle çatışmayı savundular. Bu tip görüşler bir anlamda protestolara zarar verdi, polisler bunu kendi şiddetlerini haklı göstermek için kullandılar. Kara Blok’un şiddet yanlısı aksiyonları birçok eylemcinin de korkup evine dönmesine sebep oldu.

H: Biz polisleri birer birey olarak hedef görmüyoruz, bizim derdimiz sistemle. Eylemcilerle polis arasında kalıp patlayıcı bir maddeyle hayatını kaybeden kameraman Santiago Andrade’nin ismini bugün herkes ismini biliyor, ama kimse favelalarda polis tarafından öldürülenlerin ismini bilmiyor. Polis protestolar sırasında orta sınıfın bulunduğu yerlerde biraz daha dikkatli davranıyor, mesela bu eylemlerde kauçuk kurşun kullanıyorlar. Ama favelalara girdiklerinde kullandıkları kurşun gerçek ve direkt olarak insanlara hedef alıp öldürüyorlar.  Demokratik haklar şehir merkezinden uzaklaşınca, favelalara gidince nedense birden kayboluyor. Daha da üzücü olan durum şu; bu durum normalleşti, ne medyada yer alıyor ne de kamuoyunu rahatsız ediyor.

O: Medya demişken, protestolar sırasında medyanın tavrı neydi?

H: Başlarda medya eylemcileri kriminalize ediyordu. Gazeteciler neden 20 cent hakkında bu kadar yaygara yapılıyor diye yazıyorlardı. Önceleri eylemleri pek önemsemediler, şımarık çocukların hareketi diye yaftaladılar. Ama protestolar büyüyünce artık görmezden gelemediler. Ne olduğunu anlamaya, sonra da kendilerine yarayacak biçimde olayları kontrol edip yön vermeye çalıştılar. Sosyalistlerin, sol parti ve hareketlerin bu eylemlerin yasal bir parçası olmadığını, sadece protestoların illegal yönünü oluşturdukları fikrini yaymaya çalıştılar.

F: Henrique’in de dediği gibi, o sıralarda medya bunun bir halk hareketi olduğunu, halkın aslında sosyalist partileri eylemlerde istemediğini, sol grupların aslında bu hareketin doğal bir bileşeni olmadığını yazdı. Özellikle küçük grupların polisle çatışma olaylarını büyüttüler. Sonra da protesto konusu olarak hükümette yozlaşmayı öne çıkardılar ki böylece asıl sorunlar gün yüzüne çıkamasın. Protestoların başlangıcı özel şirketlerin kontrol ettiği halk hizmetlerinin kalitesiz ve pahalı olmasıydı. Medya tartışmanın merkezine yozlaşmayı koyunca -özellikle anti terör yasasının çıkma aşamasında- temel sorunlar geride kalmaya, tartışılmamaya başlandı. Hadi sokağa gidip yozlaşmayı, rüşveti protesto edelim? Tamam da yozlaşma soyut bir kavram, ne tür bir yozlaşmadan bahsediyoruz burada, hangi sektörler dahil bunun içine, bu açık değil. Sağcı kesimin klasik bir stratejisidir bu, sokak eylemlerinin temeline yozlaşmayı ve genel yönetim problemlerini koyalım ki böylece bilhassa “sol partilerin iktidarı dönemindeki yozlaşma” insanların beynine kazınsın.

İktidardaki İşçi Partisi (PT) ile medya ilişkisine gelince… Medyanın önemli bir kısmı dünya kupasından önce PT’ye hayli eleştirel yaklaşıyordu. Dünya Kupası organizasyonu biraz iyi gitmeye başlayıp, Brezilya da kupada iyi sonuçlar alınca (röportaj Almanya maçından önce yapıldı) geçen yıl Haziran eylemlerinde yaptıkları gibi PT muhalefetini kestiler.

O: Bu protestolar sonrasında kazanımlar nelerdir? Olumlu yönde kalıcı değişiklikler neler oldu?

F: Şu ana kadarki kazanımların fazla büyük olduğunu söyleyemeyiz, sadece küçük, spesifik zaferlerimiz oldu. Ancak diğer taraftan, geçen Haziran’dan bu yana sokaklara çıkıp hakkını arama eğilimi büyük oranda arttı. Farklı kesimlerden işçiler grev haklarını kullanmaya başladılar. Önceleri aşırı polis şiddetinden korkup çekilen favelalardaki insanlar da bu şiddete karşı ve kamu hizmetinin kötü kullanımını protesto için yapılan eylemlere katılmaya başladılar.

H: Özellikle Rocinha’da (Rio’da bulunan Brezilya’nın en büyük favelası) sokakta polis tarafından alınıp daha sonra kaybedilen 43 yaşındaki Amarildo de Souza’nın yarattığı infialden sonra insanların bakışı değişmeye başladı. Brezilya’da birçok Amarildo olduğu gerçeği kabul edildi ve artık bu insanların bir yüzü olmaya başladı. Eskiden bir isimleri bile yoktu, anılmazlar, sayılmazlardı. Onlara ne yapıldığıyla kimse ilgilenmezdi. Şimdi en azından eleştirel bir perspektif var.  Hayatlarında eyleme katılmamış insanlar protestolarda yer aldılar, orta sınıf nihayet kafasını kumdan kaldırdı. Birçok vatandaşımız bilinçlendi ve Haziran eylemi bu insanlar için bir referans noktası oldu. Sorgulayan, olan biteni anlamaya çalışan kitlenin sayısı çoğaldı. Başta öğretmenler olmak üzere hizmet sektöründeki insanların protestolara katılımı çok arttı. Mesela bu yıl öğretmenler, ulaşım sektöründe çalışanlar temizlik görevlileri greve gittiler. Aralarında güzel dayanışma örnekleri görüldü. Niteroi’nin çöpçüleri iş bıraktığında Rio’dan, karşı yakadan işçiler de çalışmadılar, gelip arkadaşlarına destek verdiler. Diğer taraftan Sao Paulo’da MTST’ye (Evsiz Emekçiler Hareketi) büyük bir destek var, MTST Dünya Kupası’ndaki protestolarda yürüyen en büyük gruptu.

O: Biraz da gelecek seçimler hakkında konuşalım. PT ne yaparsa yapsın halkın fakir kesiminden oyları almaya devam edecek gibi gözüküyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

H: Yönetim biçimleri yüzünden PT arkasındaki o büyük halk desteğini kaybediyor, artık 2006 ya da 2010’daki güçleri yok. Yine de kazanacakları kesin, arkalarında halen birçok popüler kişi ve grup var, büyük bir seçim kampanyası yapmak için bütçeleri oldukça müsait. Sağ partiler bölünmüş bir durumda ve PT’yi tehdit edecek, seçmenlerini sokağa dökecek bir güçleri yok. PT bu partilerle de diyaloğu sürdürüyor, arkalarında bankalar ve güçlü holdingler var, bu popülist politika onlar için güzel işliyor. Takip ediyorsunuzdur; aslında politik sistem ya da ekonominin yapısını değiştirmiş değiller, fakir halkın realitesi değişmedi. Yoksullara yapılan küçük yardımlar ve zengin gruplarla olan diyalogları sayesinde güçlerini koruyorlar.

F: PT’nin kazanmak için halen yeterli kapasitesi var. Birincisi, işsizlik oranı Brezilya’da halen çok düşük, iktidarları döneminde Brezilya tarihinin en düşük işsizlik oranı görüldü. İkincisi, manifestoları önceki iktidar partilerine göre daha güçlü ve kapsayıcı. Üçüncüsü, Brezilya’nın en popüler başkanı Lula’nın halk üzerindeki etkisi hala sürüyor, PT de bunu güzel kullanıyor. Diğer yandan, evsizlik sorununa bir çözüm getirmiş değiller, vergi sistemindeki adaletsizliğe hiç dokunmadılar. Şurası açık ki, mevcut ekonomik manzara bu seçimden sonra da değişmeyecek. Bu arada sayıları az da olsa bazı etkili gruplar isteklerini kabul ettiremeyince hükümetten desteklerini çektiler.

O: Kimi sol grupların halen PT ile yakın diyalog içerisinde olmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

H: İşte bu da PT’nin iktidarını sürdürecek olmasının bir garantisi. Sürekli kendilerinin tek alternatif olduğu vurgusunu öne çıkarıyorlar. Bu argüman PT’den artık memnun olmayan vatandaşların hala bu partiye istemeye istemeye oy vermesini sağlıyor. Yine de tekrar söylemek isterim ki, bu politikalara rağmen PT güç kaybediyor.

O: Peki PSOL’un gelecek seçimlerden beklentisi nedir?

F: Oylarımızı artırmayı, eyalet meclislerindeki üye sayımızı Rio’da iki katına, tüm ülke genelinde de üç katına çıkarmayı hedefliyoruz.

H: PT’den sonra soldaki en büyük parti olmamıza rağmen henüz tüm ülke genelinde yeterli gücümüz yok. Ancak Rio’da PT’nin en büyük rakibiyiz ve 2016’da yapılacak seçimlerde kazanma şansımız fazlasıyla var, Rio ülke genelinde en güçlü olduğumuz yer. Bu gerçekleşirse zaferimizin etkisi tüm ülke sathına yayılacaktır. Düşünün, tam Olimpiyatlar sırasında Rio’da, uluslararası kapitalizmin laboratuvarı olan Brezilya’nin ikinci büyük şehrinde kazanıp PT’nin elinden burayı aldığımızı! Bu tüm ülkedeki direniş ve kavgamıza yeni bir boyut kazandırır.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar