bosna ve hersek’te toplumsal ayaklanma: yoksulluk eken öfke biçer – catherine samary -

Bahar soğuğun egemenliğine karşı ilerliyor. Toplumsal ve demokratik infilakın ne kadar ileri gidebileceğini kimse bilmiyor. Fakat şimdi, derin yaralar bırakacağını ve söndürülmesi güç bir ateş gibi yayılabileceğini çoktan biliyoruz: bölgenin insanları, hem protestolar hem de dile getirdikleri arzularında “sistemin işlemesini sağlayanın” ne olduğunu görmeye başlamaktalar. “Şaibeli özelleştirmelerin” kınanmasından bunları teşvik eden Avro-Atlantik kurumların kınanması ortaya çıkabilir.

Gerçek bir mini Yugoslavya olan Bosna ve Hersek, Federasyonun dağılmasıyla bilhassa paramparça edilmiş olmasına rağmen buradaki yakın bölgesel (hatta ailesel ve ulusal) ilişkileri silemedi. 1990’lardaki “savaşla tahrip edilmiş geçiş”e –üç yıl süren etnik temizlik ve yüz bin dolayında ölü- “barışçıl geçiş”in felaketleri –yeni özel bankalarla yabancı sermayeye mutlak bağımlılık- fakat aynı zamanda başka yerlerden çok daha görünür biçimde Avro-Atlantikçi kontrol eklendi.

2003 ile 2008 arasında Batı Balkanların AB’ye artan bağımlılığı yararlı olarak görülebilirdi. Fakat Bosna ve Hersek’te milliyetçi temellerde meşruiyet iddiasında bulunabilecek bir devlet dahi yoktu. Ülkenin bütünlüğü pamuk ipliğine bağlıdır. Savaşa dayalı etnik ayrılığı yansıtan, 1995’te Dayton’da (ABD) yazılmış anayasası hala yürürlükte. Devlet, halihazırda bir Avrupalı, gerçek bir “”genel vali” olan, BM’nin “Yüksek Temsilci”si tarafından cisimleştirilen uluslararası hakimiyet altında sahte bir “egemenlik”e saplanmış durumda. Hırvat ve Sırp milliyetçileri dönemsel olarak ayrılmakla tehdit etmekte ve etnik ayrımların ötesine geçecek her şeyi bloke etmekteler. Bu da, Anayasa tarafından tanınan üç halkın (Bosnalı Sırplar, Bosnalı Hırvatlar ve Müslümanlar) içerisinde yer almayan yurttaşlara (Roman ve Yahudiler dahil) ayrımcılığa yol açmakta.

ulusal bölünmeleri aşmaya doğru

Bununla birlikte geçtiğimiz yıl ilk defa kitle hareketleri ulusal ayrımların ötesine geçti: “bebekler isyanı” tüm “birimlerin “yurttaşlarını, kişisel kayıt belgelerinde anlaşamayan ve özellikle altı aylık küçük bir kızın yurtdışında tedavi olmasına engel olan egemen partilerin ihmalkârlığına karşı birleştirdi.

Aynı zamanda, ülkede yüzde kırkın üzerinde işsizlik (gençler içinse yüzde altmışın üstünde), kitlesel yoksulluğun karşısında yaygın yolsuzluk bulunmakta. 2009’daki derin bir resesyondan sonra 2013’e kadar, komşuları ve yakın ticari ortakları Slovenya, İtalya ve Hırvatistan’daki zorlukları yankılayan, sadece durgunluk ve başarısızlıklara tanık olundu. “Yardım”ını on beş ay süren bir hükümet krizinin çözümü koşuluna bağlayan IMF, özellikle sağlık sigortası ve emeklilik sisteminde yapısal reformlar, sıkı bütçe ve özelleştirmeler talep ederek Eylül 2012’de saldırıya geçti.

Bu saldırılar, bugün “sabıkalı” olarak kınanan –özellikle, toplumsal patlamanın başladığı en fazla endüstrileşmiş bölge Tuzla’da bölge nüfusunun çoğunu istihdam eden önceki devlet mülkiyetindeki işletmelerin, işçilerin ücretlerini ödemeyi durduran, iflas talebinde bulunan ve menkul kıymetlerin tümünü satan Özelleştirmeler için Kantonal Başkanlık denetimi altındaki özel kişilere satışının gerçekleştiği- yıllar süren özelleştirmeler üstüne geldi. Bunun sonucunda çok sayıda işçi sosyal güvenlik katkılarından artık faydalanamamakta. Şimdi artık, emekli olabilme dahil sosyal haklardan mahrum kalmış durumdalar, çünkü gerekli olan minimum sayıdaki katılım yılına sahip bulunmamaktalar.

Ayaklanmanın siyasallaşması

“Ayaklanma”nın üçüncü gününden itibaren, siyasal sloganlar ortaya çıktı. Hareket Tuzla’dan, Saraybosna, Bihac ve diğer şehirlere yayıldı. Sayısı artan meclisler talep manzumeleri hazırlamakta. Bu doğrudan demokrasi deneyimi toplumsal ağlarda ifade edilmekte ve yaşlı (en yaşlılar, kesinlikle en az kararlı olanlar değiller) ve gençleri bir araya getiren başka meclislerin de oluşumunu teşvik etmektedir. Basın, holiganizm ve dışarıdan gelen ajitatörlerden bahsederek hareketi gözden düşürmeye çalışmakta. Tüm siyasal partilerden bağımsız biçimde kendisini kuran “Cephe”nin yanıtı ise açık: “kim yoksulluk ekerse öfke biçecektir.” Ve hareket kendi kendini örgütleyen bir güce dönüşmekte.

“Sokaklara inen bizler oluşan hasar ve zarardan ötürü üzüntümüzü dile getiririz, fakat aynı zamanda yirmi yıldır iktidarda bulunanlar tarafından yok edilen fabrikalar, kamu alanları, bilimsel ve kültürel kurumlar ve insan yaşamları namına da teessüflerimizi ifade ederiz.”

“Tuzla işçi ve yurttaşları şunları talep etmektedir:

Yurttaşlar, polis ve sivil koruma arasında işbirliği aracılığıyla kamu düzeni ve barışı korumak, böylelikle kriminalizasyondan, gösterilerin politizasyonu ve manipülasyonundan kaçınmak;
Tuzla kantonunda gelecek seçimlere kadar kalacak, herhangi bir hükümet makamında bulunmamış apolitik uzmanlardan oluşacak bir teknokrat hükümetin kurulması (…). [Bu hükümet] çalışmaları ve teklifleri hakkında haftalık raporlar sunacak. İlgili tüm yurttaşlar [bunun] çalışmalarını izleyebilecek;
[Özelleştirmelerle ilgili olarak] (…) Hükümet sahtekârlıkla edinilmiş mülkiyeti kamulaştırabilecek, özelleştirme anlaşmalarının iptalini kararlaştırabilecek, fabrikaları işçilere iade edebilecek ve olabildiğince çabuk yeniden üretime başlayabilecektir;
Hükümet görevlilerinin ücretlerinin özel ve kamu sektörlerindeki işçilerin ücretleriyle eşitlenmesi, her türden prim ödemesinin durdurulması ve görev süreleri sona eren bakanlar ve diğer temsilcilerin maaşlarının ödenmesinin durdurulması.”

 

Bu yazı şu linkten alınmıştır: http://www.internationalviewpoint.org/spip.php?article3287

Çeviri: Stefo Benlisoy

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar