Bizim Çalışma Koşullarımız, Sizin Öğrenim Koşullarınızdır! – Özgün Akduran -

Yüksek öğrenimin paralılaşması ve piyasalaşması şüphesiz sadece Türkiye’de deneyimlediğimiz bir eğilim değil. Hatta gelişmiş kapitalist ülkelerde bu piyasalaşmanın çok daha yapılandırılmış şekli ile karşılaşıyoruz. Kuzey Amerika’da üniversite öğreniminin lisans kısmı %60 oranında doktora öğrencilerinden oluşan Öğretim Asistanları ve bizdeki sözleşmeli öğretim görevlisi kadrosuna denk düşen ‘sözleşmeli fakülte üyeleri’ tarafından verilmekte. Profesörler veya kıdemli diyebileceğimiz hocaların ise esas çalışma alanı yılda bir ya da iki yüksek lisans/doktora dersi vermek dışında ağırlıkla araştırma faaliyetleri ile sınırlandırılmış durumda.

Lisans öğrencilerine ders veren doktora öğrencilerinin çoğu bunu yılda 20bin doları bulan harçlarını ödeyebilmek için yapıyor. Böylelikle üniversite öğretim faaliyetinin maliyetlerini neredeyse tamamıyla sıfırlamış oluyor. Sözleşmeli fakülte üyeleri ve araştırma asistanları da güvencesizlik ve düşük maaşların yanısıra yoğun çalışma yükü ile baş etmek durumunda kalıyorlar.

İşte Kanada’nın Ontario Eyaleti sınırları içindeki Toronto şehrinin en önemli üniversitelerinden ikisinde York ve Toronto Üniversitelerinde de bu ve benzeri sebeplerle 2 ay önce başlayan iki grev oldu. Ne yazık ki Toronto Üniversite’sindeki grev çözümsüz bir şekilde son buldu ancak York’daki grev daha dirençli çıktı.

Toronto Üniversite’sinde greve giden öğretim asistanlarının şanssızlığını üç kavram ile açıklamak mümkün: ideoloji, örgütlülük ve mekan. Birincisi; Toronto üniversitesinin gerek öğrenci profili gerekse çalışan öğretim elemanları açısından daha anaakım, liberal bir konumlanışta yer alması. York’un ise tarihi şanlı grev ve direniş öyküleri ile dolu ve daha eleştirel ve orta-alt sınıf bir yerde konumlanıyor diyebiliriz. Eğitim alanında faaliyet gösteren CUPE Toronto Üniversite’sinde sayıca örgütlü olsa da, organik anlamda örgütlü olamadığı görülüyor. Nicelik her zaman niteliksel olarak da örgütlü olmayı sağlamıyor. Son olarak York neredeyse bir kale savunur gibi çevrilebilecek bir ana kampüse sahip iken, Toronto Üniversite’sinin şehrin merkezindeki farklı binalara dağılmış olması, cephenin dağınıklığı, savunma hattında delikler açılmasına neden oldu denebilir.

Şimdi lafı fazla uzatmadan, uzun pazarlıklar, eylemlilikler ve üniversite içi ve dışında yürütülen kampanyalarla gündemde kalarak, grevden kazanımla çıkan York direnişinden bahsedelim. Bu mücadele ve başarı hikayesini, grevcilerin birinden; York Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Doktora öğrencisi ve aynı zamanda bir öğretim asistanı olan Aziz Güzel’den dinledik.

Merhaba Aziz, öncelikle tebrikler yeniden… ve Başlangıç web sitesi adına, zaman ayırdığın için de teşekkür ederim.

Aziz Güzel Teşekkür ederim ben de arkadaşlarım adına…

Greve kimler katıldı? Talepleri nelerdi? biraz bahsedebilir misin?

Aziz Güzel: York’ta olan grevden hemen iki gün önce Toronto Üniversitesi (UofT) greve gitti. Hemen sonrasında UofT de olan arkadaşlardan birinin sosyal medyada paylaştığı bir fotoğrafın altına Türkiye’den birisi bir yorum yapmıştı. Bence oradan başlamak konuyu anlamak açısından önemli… yorum şöyle diyordu: ¨La olmuş memleketi ne karıştırıyorsunuz daha!¨  Belki de buradan başlamak lazım. Burası hakkındaki mitlerle ilgili… sonuçta gelişmiş ülke ve böyle direnişlerin yaşanması çok beklenir bir şey değil. Ben buraya gelmeden önce de Maltepe Üniversite’sinde asistanlık yaptığım bir dönem olmuştu. O zaman da özel üniversitelerde çalışan araştırma görevlileri olarak çalışma şartlarımız için çeşitli mücadeleler yürütmüş, dava süreçleri geçirmiştik. Buraya gelmeden önce de kafamda mitler vardı kuzey Amerika’ya ilişkin. Ama hiç de öyle olmadığını görmüş olduk.

Burada greve giden 3 grup var üniversite içerisinde. Bunlar Birim 1, Birim 2 ve Birim 3.  Birim 1; benim de dahil olduğum doktora öğrencileri yani öğretim asistanları, Birim 2; sömestr bazında her sene yenilenen sözleşmelerle çalışan hatta prekarya diyebileceğimiz fakülte üyeleri, Birim 3 ise yüksek lisans öğrencilerinden oluşan araştırma asistanları.  Toplamda 3binin üzerinde kişiden bahsediyoruz.

Ben 3,5 yıldır öğretim asistanlığını yürütüyorum. Her dönem derse başlamadan önce öğrencilere iki soru soruyorum, birincisi ¨kaçının yarı zamanlı bir işte çalıştığı¨, hemen hemen hepsi elini kaldırıyor. İkinci sorum ise ¨kaç tanesinin ikinci bir yarı zamanlı işte çalıştığı¨ nerdeyse yarısı elini kaldırıyor. Bu örnek size York Üniversite’sinin sınıfsal konumu hakkında bir fikir verebilir. York daha çok alt ve orta sınıftan öğrencilerin, Toronto Üniversitesi ise harçlardan dolayı daha üst kesim insanların gidebildiği bir üniversite. Asistanlara gelmeden önce öğrenciler bile harçların yüksekliği ile mücadele etmek ve en azından benim üyesi olduğum Eğitim Fakültesi öğrencilerinin çoğu öğrenimlerini karşılayabilmek için çalışmak zorundalar. Burada harçlar çok yüksek ve hayat pahalı… Bu arada, üstelik bu üniversiteler devlet üniversitesi…

Toronto Üniversitesinde de durum aynı. Harçlar yüksek, 20bin dolara kadar ulaşıyor. Tabii bu yerel öğrenciler için böyle. York Üniversite’sinde ise yerel yani Kanada vatandaşı öğrencilerin ödediği harçlar 5bin dolardan başlıyor diye biliyorum. Ama bu hukuk fakültesine veya işletmeye gittiğinizde üçe dörde katlanıyor. Yüksek Lisans ve doktorada da harçlar buna benzer. Uluslararası öğrencilerin yani bizim gibi dışardan gelen öğrencilerin durumu ise iki katını ödemek şeklinde yani yerel öğrenciler 5bin dolar öderken uluslararası öğrenciler 10bin dolarlık bir harca tabii tutuluyor. Bu durum belli fonlar ve burs olanakları ile  yerel öğrencilerin ödedikleri harca eşitleniyordu geçen seneye kadar. Ben de aynı durumdaydım. Ancak üniversite toplu sözleşmenin arkasından dolanarak bizim bu hakkımızı gasp etti. Uluslararası öğrencilerin ödediği harcı 19bin dolara çıkarttı. ve bunu sendikaya veya eyalete danışmadan keyfi bir şekilde yükseltti. Türkiye’deki 50d’li araştırma görevlileri ile benzerlik kurmak açısından şunu söylemek anlamlı olabilir; burada doktora öğrencileri York’ta 6 yıl, Toronto üniversitesinde ise 4 yıllık süre ile sınırlandırılmış burslarla kabul ediliyorlar. Bu süre boyunca yıllık 21bin dolar maaş ödeniyor öğrenim asistanlarına, bir nevi 50d’ye benzer şekilde burslu öğrencilik gibi. Bu 21bin dolardan kendi harcını ödeyince asistanların eline aylık geçen para 1200 dolar civarı idi. Bu para Toronto şartlarında kendi başına geçinmek için yetersiz olmakla birlikte, uluslararası öğrencilere yapılan harç zammı ile bir çok öğrencinin ayda 100 dolar ile geçinmesi istendi. Okul şöyle yapıyor, her ay başında size vereceği maaştan harcı yerinde kesip kalan meblağı elinize bir çek olarak veriyor. İşte, grev kararının çıktığı sendika üye toplantısında, bir uluslararası öğretim asistanı arkadaşımızın okulun o gün kendisine verdiği çeki göstererek yaptığı konuşma bardağı taşıran damlalardan biri oldu diyebiliriz. Çekin üzerinde ¨sıfır dolar¨ yazıyordu. Üniversite personel maaşları bürosu kendince bu çeki her ay düzenlemek zorunda olduğu için hazırlamış ve göndermişti. Ancak bu sıfırlık çek, ortaya çıkan tablonun son fırça darbesi oldu denebilir. Arkadaşımız,  ¨Üniversite yönetimi bu komediyi oynamayı sürdürebilir ama ben daha fazla bu oyunda yokum!¨ diyerek köle emeği olmayacağını belirtti ve orada olan herkesi çok derinden etkileyen bir konuşma ile yaşadığımız trajediyi gözler önüne serdi. Hatta bu grev süresince motivasyonu arttıran ve moralleri yüksek tutan bir olay olarak da hep hatırlandı.

Grev kararı nasıl verildi?

Greve gelecek olursak. Burada sözleşmeler 3 yılda bir yenileniyor. Son bir yılda sendika ve yönetim belli aralıklarla görüşüyor. Ama ne hikmetse son bir aya kadar kimse elindeki kartı göstermiyor. Grev oylamasından bir hafta öncesine kadar kimse durumu bilmiyordu. Yönetim neler öneriyor, hangi haklarımızı elimizde tutabileceğiz? Uluslararası öğrencilerin durumu ne olacak? bilmiyorduk.  ve bir karamsarlık hakimdi.

Bu arada, bizimle eşzamanlı devam eden Toronto Üniversitesi’ndeki görüşmelerde, yönetimin oradaki CUPE şubesi üyelerine teklif ettiği önerinin reddedilmesi ve Toronto Üniversitesi’nde grev kararı alınması bizim için de bir moral oldu. ve hemen iki gün sonra bizim üniversite yönetimin öneri paketi önümüze geldi ve pazarlık ekibi 3binin üzerindeki üyeye bu önerileri görüşmek üzere toplantı çağrısı yaptığında herkes çok öfkeli idi. Harçlar, burslar, LGBTİ bireylerin yönetim düzeyinde tanınırlığı ve hakları, çocuk bakımı desteği, güvenceli çalışma, işe alım, sağlık sigortası gibi pek çok önceliğimiz yönetim tarafından dikkate alınmamıştı. Sendikamız CUPE 3903, bizi yönetimin bu önerisine kabul veya red oyu vermek üzere toplantıya çağırdı ve o gün o toplantıda hem öneri red edildi hem de %65lik bir oran ile grev kararı alındı. kimse beklemiyordu bunu aslına bakarsanız. Gerçi grev çadırları kurulmuştu, işbölümü vs gibi bazı hazırlıklar yapılmıştı ancak ¨hayır¨ oyu verip pazarlık ekibini yeniden yönetim ile görüşme masasına göndermek de bir seçenek olarak önümüzde varken, grev kararının çıkması herkeste bir coşku ve dayanışma duygusu yarattı. Ertesi gün saat 7’de okulun bütün giriş kapılarına ¨picketline¨ denilen blokajlar kuruldu ve 7.30 da greve başlandı.

Peki farklı grupların öne çıkan talepleri nelerdi? Çünkü biliyoruz ki grevin birinci ayının üzerinden az bir zaman geçtikten sonra sözleşmeli fakülte çalışanları yönetimin kendilerine dair önerisine ¨kabul¨ oyu vererek işe döndüler… bu tabiri caiz ise ¨yol kazası¨nı nasıl açıklarsın?

İş garantisi… Harçlar… Üniversite’nin son 4-5 yıldaki karının 25 milyon dolar olduğundan bahsediliyor. Ayrıca üniversite yönetimi bizdeki devlet üniversitesi gibi değil, gerçi Türkiye’de de artık devlet üniversitelerinin mütevelli heyetleri ile yönetilmesi ve bu heyetin ağırlıklı olarak iş dünyasından devlet bürokrasisinden isimler vs ile yönetilmesi tartışılıyordu… Burada Üniversitenin yönetimi iki aşamalı. Bir yönetsel işlere bakan ¨akademik¨ olmayan  senato var bir de sadece akademisyenlerden oluşan senato var. Bizim yönetsel senatoda şirketlerin CEOları var mesela. ve Üniversiteyi bir piyasada faaliyet gösteren ve kar amaçlı kurum gibi yönetme hevesindeler. Örneğin geçen sene 1milyon dolar reklam harcaması yapmışlar, düşünebiliyor musunuz?

Neden iş güvencesi? Üniversitenin öğretiminin %60’ını Birim 1 ve Birim 2 ler götürüyor. Şimdi bu şu demek, yapılan işin verilen emeğin %60’ına sahipken, üniversitenin bir yıllık kazancından alınan pay ise %8…  Şöyle bir örnek verebiliriz, burada ‘full proffessor’ dediğimiz doçentliğini almış bir hocanın yıllık kazancı 100bin dolar üzerindeyken ve bunlar yılda 3 ya da bilemedin 4 ders veriyorlarken… burada bir büyük parantez açarsak; akademik olarak yükseldikçe ders sayısı azalır, profesörler Türkiye’deki TÜBİTAK gibi dış kaynaklı fonlarla araştırmalarını yönetirler ama tabii burada TÜBİTAK ile kıyaslanamayacak düzeyde paralar söz konusu. Bir hocanın aynı anda yürüttüğü ve bütçesi 200binin üzerinde araştırma fonları olabiliyor, bir iki milyon dolar yöneten hocalar var…  hocanın kendi istihdam ettiği öğrencileri oluyor ve her hoca aslında küçük bir işletme sahibi haline dönüşüyor. Hocaların hocalıklarını bir şirket yönetiyor gibi yönetmeleri lazım… Birim 2 ler ise yılda 8-10 ders veriyorlar ve bizim asistan maaşlarından çok az yüksek bir miktar kazanıyorlar… yılın 8 ayı çalışıyorlar ve ders saati karşılığı ücret alıyorlar.

York Üniversitesi çalışma koşulları bütün bu manzaraya rağmen, geçmişteki direniş öykülerinin de etkisi ile Kanada ortalamasının çok üzerinde aslında. Örneğin bize çok yakın aynı eyaletteki bir başka üniversite olan McMaster’daki bir öğretim asistanı aylık 600dolar civarında maaş alıyor. Bu sebeplerle, bizim grev ve barikat süreci aslında bizim dışımızdaki üniversitelerdeki daha kötü olan durumlar için de bir üniversiteyi savunma, dayanışma anlamı taşıyordu diye düşünüyorum.

Son olarak Birim 3’ü oluşturan Yüksek Lisans öğrencilerine dair öne çıkan bir sorunu vurgulamak gerekirse, biz üniversite yönetiminin verdiği maaşlarla ile bu insanları infatalize ettiğini yani çocuklaştırdığını düşünüyoruz. Nasıl yapıyor bunu? Size tek başınıza yaşamaya yetmeyecek bir para vererek sizi aileye zorunlu, bağımlı kılıyor.  Biz burada Birim 3’ler için minimum burs talep ettik. 12.500 dolardır bu da. Onlar tek başlarına ne aileye ne ek bir işe ihtiyaç duymadan yaşayabilsinler. Çünkü bu bizim gibi meslekler yani akademi gibi ağır kafa mesaisi isteyen işler herşeyden önce otonomiyi, bağımsızlığı gerektiren işler. Şimdi, hocaya bağımlı olursan, anneye babaya bağımlı olursan, yapacağın işin ne kalitesi ve oradaki hür düşünce oranı düşecektir, etkilenecektir.

Bildiğimiz kadarıyla Profesörler CUPE’de örgütlü değil, onların başka bir örgütü var. Onların yaklaşımı nasıl oldu greve? Grev süresince başka sendika ve toplumdan destek nasıldı?

Grev süresinde bizler, sabah 7.30-11.30 ve 11.30-15.30 halinde iki vardiya olmak üzere -30 dereceye varan soğukta 4 saat dışarıda barikatların önünde bekleyerek, okula girişi kapattık. Tabii herkes yoktu barikatlarda. yani greve giden 3bin kişi yoktu. Barikata gidebilecek durumda olanlara sendika haftalık 300 dolarlık bir ödeme yaparak grev süresince yaşanabilecek maddi zorluğu da bir parça rahatlamayı hedefledi. Zaten bizim grev kararımız eğitimin %60’ını etkileyeceğinden dolayı, üniversite yönetimi profesyonelce yaklaşarak, bizim kararımızın hemen ertesinde eğitim ve öğretime ara verildiğini duyurdu. Böylelikle bizi öğrencilerimizle karşı karşıya getirmemiş oldular. Biz barikatlarda nöbet tutmaya başladıktan sonra pek çok sendika ve kurumdan destek açıklamaları geldi. Örneğin Üniversite içindeki inşaatta çalışan işçiler destek için iş bıraktılar. TTC yani Toronto Toplu Ulaşım işçileri sendikası aldığı karar ise YORK kampüsüne öğrenci taşımayacağını açıkladı. Yani Üniversite’nin eğitim ve öğretime ara verme kararı bize veya greve çok saygı duyduğundan değil, biraz da okula ulaşmaya çalışıp mağdur olacak öğrencilerin öfkesinin kendilerine yönelmesine engel olmaktı.

Sorunuza gelirsek, eve üniversitemizdeki kıdemli profesörler bir sendikaya bağlı değiller ancak YUFA (York University Faculty Association) adlı bir örgütleri var. Ve bu hocalar üniversitenin akademik senatosunu oluşturuyorlar. Bu süreçte bizimle çok büyük dayanışma sergilediler. Ayrıca barikatlara hemen hemen hergün gelerek ve dayanışmalarını ifade ederek, öğrencilerini savundular. Ayrıca biliyorsunuz grevin üzerinden bir ay geçtikten sonra Birim 2, üniversite yönetiminin iyileştirilmiş bir teklifini kabul ederek, çalışmaya döndü. İşte bu kritik anda, hepimiz moral olarak düşmüşken YUFA, bir açıklama yaparak Birim 1 ve Birim 2 işlerine dönmeden derslerine başlamayacakları kararlarını kendi fakültelerinin akademik kurullarında aldırarak açıkladılar.

Ayrıca, 19 aydır grevde olan teneke kutu üreticisi işçiler, öğrenci örgütleri de sürekli destek ve dayanışma içindeydiler.

Grevin Başarısını neye bağlıyorsun?

Grevin başarısında zamanlamasının çok etkisinin olduğunu düşünüyorum. Yani siz bir iş yerinde ekonomik durgunluk varken grev yaparsanız patronun işine gelir zaten ürettiğini satamayacağı için stok maliyetlerini düşürmüş olur, hatta siz grevde iken stok sayımı işini yapabilir sakin sakin… aynen bu şekilde biz de tam dönem ortasında greve çıktık… bir ay sonra almış olsaydık yaptırım gücümüz bu kadar büyük olmazdı… Çünkü üniversite tam eğitim yılının ikinci yarısının başında idi, aynı zamanda Pan Am Games denilen spor müsabakalarına bu yaz York ev sahipliği yapacağı için bitmesi gereken bir inşaat çalışması da vardı. Üniversite bu spor etkinliğinin getireceği maddi kazancı kaybetmek istemedi.  Sendikanın ve bizim direncimiz de etkili oldu tabii. Aynı zamanda toplumun desteği de 6 yıl önceki greve göre daha fazla idi denebilir. O zamanki grev de 100 gün sürmüş ve sonunda Ontario Eyaleti kamusal yararı sebep göstererek bizim grevi sonlandırmamıza hükmetmişti. Basın bizim için şımarık asistanlar şeklinde kampanya yürütmüştü. Şimdi öyle olmadı, basın daha fazla ilgi gösterdi. Bu grevin sadece bizim grevimiz olmanın ötesinde daha büyük bir anlam ifade ettiğini ifade ettiler. Bunun sebebi belki de bir öndeki grevin tam 2008 krizi ertesine denk gelmesi ve o yıllarda pek de krizin etkisinin anlaşılmamış olmasından kaynaklanmış olabilir. Ayrıca austerity dediğimiz kemer sıkma politikalarının artık Kanada’ya da ulaşmış olması bize yönelik olumlu algıyı desteklemiş olabilir. Bir kuşak önce size bozguncu gibi bakan insanlar artık bu çocuklar haklı diye bakmaya başladılar. Ayrıca şehir içinde yapılan 10 km lik yürüyüşün de sesimizi duyurmada etkili olduğunu düşünüyorum.

Çok teşekkürler vakit ayırdığın için…

Bulunduğu kategori : Emek

Yazar hakkında