birleşik bir hareket için… – foti benlisoy -

 

“Karamsar” bir belirlemeyle başlayalım: Emekçilerin sosyal, iktisadi ve siyasal gücünün kırılması süreci olarak neoliberal kapitalizm, Türkiye’de çoktan tayin edici zaferler kazanmıştır. İşçi sınıfının bir sınıf olarak davranma ve eyleyebilme kapasitesi büyük ölçüde akamete uğramıştır. Sendikaları işlevsizleştirerek emekçilerin ekonomik örgütlülüğün dağıtılması, kentsel dönüşüm projeleriyle alt sınıfların kentin kamusal alanından uzaklaştırılması ve görünmez kılınması, taşeronlaştırmayla çalışma mekânının bütünlüğünün dağıtılması, güvencesizleştirmeyle emekçilerin toplumla ve kendi sınıf kardeşleriyle bağının bulanıklaşması, neticede sınıfsal güç dengelerini sermaye lehine radikal bir biçimde bozmuştur. AKP’nin “mahareti”, bu bozulmayı emekçileri siyaseten pasifize edip onların rızasını devşirerek mümkün kılmasıdır.

“Gerçekçi” bir belirlemeyle devam edelim: Toplumsal ve siyasal güç dengelerinde sermaye lehine söz konusu olan bu kayma tersine çevrilmedikçe solun yeniden anlamlı ve etkili bir siyasal aktör olarak temayüz etmesi mümkün görünmüyor. Zira solun mevcut (ve uzatmalı) krizi, alt sınıfların kolektif eyleme ve örgütlenme kapasitelerindeki düşüşün bir ifadesinden başka bir şey değildir. Bu nedenle de Türkiye’de emekçi ve ezilenlerin kendi kaderine sahip çıkmaya dönük kolektif enerjisinde gözlemlenen büyük azalma telafi edilmediği müddetçe, yani “pratikte” bu kolektif enerjiyi kışkırtıp kitlelere yeniden özgüven kazandıracak direniş ve mücadeleler yaşanmadığı müddetçe solda bir yenilenme ya da canlanma beklemek hayalden başka şey değildir.

Gelelim “vahim” sıfatını hakeden belirlemeye: Toplumsal karşılığı iyice cılızlaşmış, toplumsal ve sınıfsal mücadele alanlarındaki (eylem değil) bütünlüklü “inşa” faaliyetlerinden giderek uzaklaşmış, bu nedenle de “ortaya”, yani genel “kamuoyuna” konuşur hale gelmiş sosyalist solun siyasal hattı giderek daha fazla “genelin” hassasiyetleri çerçevesinde şekilleniyor. Böyle bir süreç, Türkiye’nin 2000’ler içerisinde yaşadığı siyasal alt üst oluşla birleştiğinde, sosyalist solun politik ve ideolojik tutarlılığını yitirmesi ve giderek düzen içi tavır alışların belirleyici hale gelmesi anlamına geliyor. Muhalefetin ufkunun genel geçer (sınıfsal muhtevası cılız) bir “AKP karşıtlığı” ile sınırlanması neticesinde sosyalist sol anlamlı bir ideolojik-politik referans noktası olma özelliğini büyük ölçüde yitirmiş durumda.

Bu üç belirlemenin işaret ettiği oldukça sıkıntılı bakiye karşısında ne yapmalı? Açık konuşalım: Ezilenlerin gündelik deneyimleriyle bağını büyük ölçüde yitirmiş, işçi sınıfı içerisinde anlamlı bir varlığı ve etkisi olmayan sosyalist hareketin yeniden kuruluşunu toplumsal mücadeleler içerisinde anlamlı bir yer edinmeksizin hızlandırmaya, “kestirmeden” giderek yolu kısaltmaya dönük her girişim atıl kalmaya mahkûm. Bu anlamda solda her yeniden harmanlanma girişimi ancak toplumsal mücadeleler alanında bir yeniden inşa faaliyetiyle bakışımlı olarak kurgulanmalıdır. Daha sade bir dille ifade etmek gerekirse: Sendikada, dernekte, mahallede, işgal evinde ortak bir yönelimi hayata geçirmeye soyunmayan “ortaklık” girişimleri, halisane niyetlerle de olsa akamete uğrama, ilk siyasal dönemeçte savrulma riskini ihtiva etmektedir.

Mücadele içerisinde ve o mücadelenin somut ihtiyaç ve sorunları temelinde oluşacak anlayış ve eylem birliklerinin gelişip yaygınlaşması, birlik ve yeniden inşanın belki zor ama kalıcı olabilecek yegâne yolu gibi görünüyor. Ancak günümüzdeki bir dizi derlenme çabası sosyalist hareketin yeniden inşasıyla ezilenlerin kendi güçlerini derlemesi ve işçi sınıfı hareketinin aktüel kapasitesi arasında doğrudan bir bağ kurma yoluna gitmiyor.

Oysa çeşitli yapılar, örgütler, inisiyatifler, toplumsal mücadeleler içerisinde biraraya gelmiş, birlikte yürümüş, deney ve bilgi alış verişinde bulunmuş değilse, toplumsal hareketler içerisinde yan yana gelmek mümkün olamamışsa ittifaka gitmek, aslında ittifaka katılanların dahi çok da ciddiye almadıkları ya da büyük ölçüde “gündeme gelmek için” söz konusu edilen bir tercih olarak kalır. Daha taşeron ya da işçi cinayetleri gibi acil ve kritik başlıklarda dahi birleşik bir müdahaleyi gündemine almamış, bu gibi alanlarda birleşik eylem zeminleri yaratamamış sol için “birlik” meselesinin her fırsatta dillendirilen ama somut adım atılamayan kangrenleşmiş bir mesele olarak kalması aslında hiç de şaşırtıcı değil.

Lafı hiç uzatmadan dosdoğru söylemek gerekirse: Çeşitli direniş ve mücadele süreçlerini örgütleme alan ve aygıtları olarak kullanabileceğimiz örneğin DİSK ve KESK gibi kurumlarda (tabir caizse) “birbirimizi yerken”, esas itibariyle “tepede” kurulan birleşik x-y-z hareketlerinden de Kürt özgürlük hareketinin etrafına toplaşmaktan da hiçbirimize bir fayda gelmez. Bu girişimlerin kısmi katkı, işlev ve anlamı ne olursa olsun, tam da toplumsal mücadele alanlarına ortak ve birleşik bir müdahaleyi gündemlerine almadıkları için solun uzatmalı krizine bir yanıt oluşturacak bir birikmeye yol açmaları pek mümkün görünmüyor.

Geniş yığınların acil ve somut talepleri etrafında oluşturdukları siyasal seferberlik biçimlerini ve bu ihtiyaçları karşılamaya dönük alternatif örgütlenme biçimlerini “ortak” ya da “birleşik” biçimde kışkırtamadığımız müddetçe bir iki kendi çapında başarılı kampanyayı “hareket” saymak belki bir propaganda başarısı sayılabilir ama işin hayli kolayına kaçmaktır. Bugün değişik mücadelelerde ortak yürüyüşü mümkün kılacak anlayış ve doğrultu birliğini, gene o mücadeleler içerisinde mümkün kılacak zeminlere ihtiyacımız var.

Hemen her siyasal grubun bir tür “butik alan çalışması” olarak devam ettirdiği toplumsal faaliyetler hiç değilse genel hatlarıyla ortaklaştırılmadan girişilecek birlik-ittifak deneylerinin kalıcılaşması, toplumsal ve siyasal güç dengelerinde anlamlı bir etkide bulunması mümkün değil. Bu manada çeşitli siyasal öbeklerin kendilerine bir tür “hinterland” oluşturmak için örgütlediği mücadele alanları anlayışından (“dükkâncılık”) kopmak zorunludur. Toplumsal mücadele alanları içerisinde gerçek anlamıyla demokratik, aşağıdan yukarıya ve anti-bürokratik bir tavrı eylemli olarak ortaya koyan, ikameci olmayan, o faaliyetin parçası olan herkesi özneleştiren bir mücadele anlayış ve biçimini “birleşik” ve “çoğulcu” biçimlerde yaygınlaştırmak temel önemdedir.

Bu bağlamda bugün ihtiyacımız olan yukarıdan değil, esas itibariyle aşağıdan birleşik cephe taktikleri geliştirmektir. Sosyalist sol aşağıdan örgütlediği birleşik eylem zeminlerini siyasal alana taşıma becerisi gösterdiği oranda anlamlı bir iş yapmış olabilir. Solun somut mücadelelerin somut ihtiyaç ve gerekleri aracılığıyla derlenmesini mümkün kılacak çoğulcu ve birleşik eylem zeminlerinin yaratılmasını, bulunduğumuz her alanda önümüze koymalıyız. Burada kastedilen, mutat basın açıklamaları yahut protesto eylemleriyle yetinen birliktelikler, platformlar, bloklar, çatılar vs. değil. Kuru propagandadan ziyade siyasal ve sosyal müdahaleyi mümkün kılacak araç ve mecralara (mesela “kent savunmalarına”, “üniversite savunmalarına”, taşeron ya da işçi cinayetlerine karşı birleşik zeminlere) ihtiyacımız var.

Sosyalist hareketin antikapitalist temelde yeniden inşasına anlamlı bir girdi oluşturacak böylesi birleşik eylem zeminlerinin hedefi, a) parçalı mücadeleler arasında önce koordinasyon ve deneyim paylaşımını, giderek de bunlar arasında bir harmanlanmayı mümkün kılmak, b) emekçi ve ezilenlerin kendi kendini örgütleme ve eyleme kapasitesinde bir artışa imkân vermek ve c) gerçek (adına yaraşır) bir “birliğin” temel harcı olacak programın somut mücadeleler içerisindeki ortaklaşmalar temelinde oluşturulmasını sağlamak olmalıdır.

Dolayısıyla, politik olan ile sosyal olan arasında iç içeliği, birbirini besleyen karşılıklı diyalektik bir etkileşimi esas alan bir yeniden inşa ve birlik (birlikte mücadele) perspektifine ihtiyaç var. Sosyalist solun tepede ve dar anlamda politik düzeyde birlik projelerinin ötesine geçmesi artık kaçınılmazdır.

Özetlersek:

  • (Bilhassa) AKP eliyle sermaye lehine bozulmuş sınıfsal ve sosyal güç dengelerinde alttakiler lehine bir kaymayı mümkün kılacak bir karşı-toplumsal tahkimata girişmek (solun yeniden inşası toplumsal mücadeleler aracılığıyla ve “aşağıdan” müdahalelerle gerçekleşebilir),
  • Solun birlik, ittifak ve derlenme/harmanlanma süreçlerini “yukarıdan” ve dar manada siyasal kertede (AKP’ye muhalefet) değil, esas olarak bu toplumsal-karşı tahkimat süreci içerisinden tarif etmek. Yani toplumsal-sınıfsal alanlarda birleşik ve ortak eyleme pratiklerinden ortaya çıkacak bir yeniden derlenme ve karılma sürecini önümüze koymak,
  • Ve yukarıdakilerle bağlantılı olarak AKP’ye karşı, onu iktidarda tutan toplumsal bloğu çatırdatmak, onun iç çelişkilerini açığa çıkartıp mevcut güç dengelerini toplumsal-sınıfsal zeminler üzerinden bozmak üzerinden muhalefet etmek. Yani AKP’nin “mütedeyyin-muhafazakâr mahalleyi” pekiştirip “batıcı-laik mahalleyi” izole ederek çevrelemeye dönük hamlelerine yanıt verecek şekilde her iki “mahalleyi” de enlemesine kesecek ve her ikisini de bölecek bir örgütlenme çizgisine soyunmak gerekiyor.

İşimiz hiç ama hiç kolay değil. Ancak bir yerden başlamak ve özellikle de bu başlangıcı, yani kalkış noktasını iyi belirlemek lazım. Varacağımız noktayı önemli ölçüde bu başlangıç belirleyecektir. Bu anlamda unutmayalım: Sosyalist hareketin hedefi, AKP’ye karşı mevcut (burjuva) kurumsal siyaset düzleminde bir “alternatif” yaratmaya indirgenemez. Mesele kapitalist nizamın bastırdığı başka bir “ihtimalin” bizzat ezilenlerin eylemleri içerisinde filizlenmesinin önünü açmaktan ibarettir.

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar