Bir ittifakın (şimdilik) sonu… -

Bir hatırlatmayla başlayalım: Rejimin biçimiyle (parlamentarist) içeriği (şefçi) arasındaki çelişkiyi ikincisi lehine çözen ve dolayısıyla da son yılların kurumlar bunalımını sona erdiren 24 Haziran seçimi, paradoksal bir sonuca yol açmıştı. Erdoğan, kendisi için başkanlık yolu açılır ve hukuken de tescil olurken güçlenmiş ve özgüven kazanmış bir MHP ile ortaklığa mahkûm olmuştu.

MHP’nin, Bahçeli’nin o zamanki deyimiyle, “denge ve denetleme” görevi üstlenmesi, MHP’nin bu “görevi”, devlet içi kimi hizipler, hatta Erdoğan ile ilişkileri nane molla kimi sermaye kesimleri adına bir kayyumluk vazifesi bilinciyle ifa etmeye soyunması, “Cumhur İttifakı” açısından potansiyel bir çatışma kaynağıydı. Çünkü böyle bir “denge ve denetleme” işlevi, “milli iradeyi cisimleştirdiği iddiasındaki reisin bizzat devlet olması” olarak özetlenebilecek Bonapartist iddianın ihlali anlamını taşıyacaktı.

Bu çatışma dinamiğinin tahmin edilenden çok daha erken açığa çıkmasında iki tarafın da bu oynak ve kırılgan ittifakta dengeyi kendi lehine çevirme hesabı etkili olmuş gibi görünüyor. Her iki partnerin de ittifakın devam ettiği, ancak sadece yerel seçimler için paranteze alındığı kabilinden açıklamaları, böyle bir hesabın yapılıyor olduğu ihtimalini güçlendirmektedir. Taraflar sanki bir güç testine girerek yerel seçim sonrasında kimin belirleyici olacağını, ittifakın mührünün kimde bulunacağını tayin etmeye çalışmaktadır.

MHP, AKP’nin yerel seçimde kendisi olmaksızın alabileceği olumsuz sonuçlarla muhtemelen Erdoğan’ı kendine iyice mahkûm etmeyi planlamaktadır. 24 Haziran seçimlerinde AKP cenahındaki kayıplar MHP aracılığıyla telafi edilmiş olsa da Erdoğan devlet aygıtını elinde tutan “mutlak hakem” konumundadır ve bu durum MHP’yi ister istemez ikinci sınıf ortaklığa mahkûm etmektedir. Bahçeli’nin resti, bu “bağımlı” konuma son vermeye dönük bir girişim gibi görünmektedir. 24 Haziran seçimi, AKP tabanından MHP’ye belli bir kayma olduğunu zaten göstermiştir. MHP kurmayları bu ağır çekim erozyonun hele hele kriz koşullarında hızlanacağı ve ana akım muhalefetin de dağınıklığı göz önünde bulundurulduğunda AKP’nin olası bir gerileyişinden büyük ölçüde kendilerinin yararlanacağı hesabını yapmaktadırlar.

AKP cenahı ise MHP’ye bağımlılığın orta vadede (hele hele kriz koşullarında) MHP’nin elini güçlendirmekten başka işe yaramayacağı sonucuna varmış olabilirler. AKP tabanından MHP’ye olası kayışlara karşı set çekilmesi için onunla (krizin ekonomik ve sosyal sonuçları henüz tam olarak açığa çıkmamışken) bir “güç testine” girişmek bu nedenle gerekli görülmüş olabilir. Dahası MHP’nin etnik milliyetçiliğinin karşısına “Müslüman milliyetçiliği” konularak yerel seçimde Kürt oylarında dikkate değer bir artış ve olası kayıpların böylece telafi edilmesi hedefleniyor olabilir. “Andımız” tartışması ve Erdoğan’ın “Ben Türk’üm ama Türkçü değilim. Irkçılık bizim dinimizde yasaklanmıştır. Her etnik unsur kendi etnik unsuruyla iftihar edebilir. Sizin Türkçülük yapma hakkınız var ama benim Kürt vatandaşımızın Kürtçülük yapmak hakkı doğar. Asla bunu ırkçılık yapma boyutuna taşımayalım” şeklindeki sözleri, AKP’nin MHP ile tartışma zeminini tam da böyle bir noktaya çekmeye çalıştığını göstermektedir.

Toparlayalım: Bahçeli’nin pazarlık payını artırmak için çektiği resti Erdoğan görmüş, iki taraf da mevcut güç dengelerini kendi lehine çevireceği hesabıyla bir güç testine girmeyi göze almıştır. İktisadi kriz, siyasal güç dengelerini daha şimdiden akışkan hale getiren, önümüzdeki dönemde de siyaset sahnesinde kırılmalara neden olabilecek hızlandırıcı bir etkide bulunmaktadır. MHP’nin mevcut iktidarı kimi devlet içi hizipler adına “denge ve denetleme” görevinden şimdilik kaydıyla çekilmesi, bu güç testinin sonucu ne olursa olsun devlet içi “yatay sınıf savaşlarında” taşları yerinden oynatacak keskin bir dönemeçte olduğumuz anlamına gelmektedir…

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar