bir arkadaşımızın soma’dan izlenim ve haberleri -

Soma Bergama yolunun ortasında bir noktada madene giden yol anayoldan ayrılıyor ve o noktadan sonra 15 kilometre kadar bir yol var. Bu 15 kilometre boyunca defalarca jandarma kontrolü var. Kazanın gerçekleştiği ocak madenin ana kapısından 10 kilometre kadar uzakta ve benim gibi sıradan kişilerin girmemesi için çok sıkı bir kontrol var. Bu ana kapıdan sonra ocağa 500 metre kadar uzakta olan başka bir kapıdan geçebilmek için ya haberci ya madenci yakını ya da arama-kurtarma ekibinden olmak gerekiyor. Haberciler de ocak ağzından en az 50 metre uzaktalar ve ocak ağzı görüş açıları içinde değil. Şartlar olan bitenden yayılacak bilgiyi kısıtlamaya yönelik çok iyi adapte edilmiş. Orada bulunan habercilerin de ziyadesiyle üstürupsuz yaklaşımları, orada bilgi alınabilecek insanlardan bilgi alınamamasına neden oluyor. Bugün babasını çıkarmak için üç kere madene girmiş bir madenciye güngörmüş bir gazeteci “ben de 6 savaş, 2 deprem gördüm, alışırsın” diyordu en son.

Sabah tanıştığım ve madenin arabayla ulaşılabilen kısmına kadar ulaşmamı sağlayan, aynı zamanda çalışma güvenliği uzmanı olan bir maden mühendisinden aldığım bilgiler şöyleydi:

–          Almanların uyguladığı, verimi arttıran bir yöntem burada da uygulanıyor ancak bu madenin yapısı buna uygun değil.

–          Vardiya değişimi, normalde yapılması gereken yer olan ocak ağzında değil, ocak içinde yapılıyor. 4-12 vardiyası, 8-4 vardiyası işini bitirmeden önce madene giriyor ve değişimi maden içinde yapıyorlar. Bu da vardiya değişiminde içeride olması gerekenin yaklaşık iki katı insan olması anlamına geliyor. Aslında çalışma saatleri bakımından, ocak içinde aktif çalışma yerine ulaşmak için geçen zaman işçinin çalışma saatinin bir parçası olarak görülmüyor.

–          İçerde 15 yaşında çalışan olma olasılığı pek yok. Hiçbirisinin madenin bu riski almayacağını düşünüyor.

–           Kazanın nedeni ne sorusuna yanıtı ise durmadan, durmadan, durmandan kömür çıkarmak olduğuydu.
Ocak ağzında 20-30 kadar madenci yakını ve 60-70 kadar haberci vardı. 100 kadar da jandarma, Kızılay, arama-kurtarma ekibi vs. Ne madenci yakınları için ne de haberciler için yapılmış en ufak bir hazırlık var. Haberciler için elektrik var ama onu da haberciler kendileri ayarlamışlar muhtemelen. Madenci yakınları ise yerlerde yatmakta. Eşi madende olan bir kadın üç gündür plastik bir sandalyede beklemekteydi. Bir baba da benzer durumdaydı. İkisi de üç gündür herkesin kedilerine farklı bilgiler verdiğini, esasen hiç bilgi alamadıklarından yakındılar. İkisinin arasında da başka bir madenci yakını yerde uyuyordu.

Saat iki gibi Maden-İş sendikasının bir basın açıklaması oldu. Bu basın açıklaması olana kadar farklı gruptan insanla konuşma olanağım oldu. Bir kısmı yakınlarını kaybetmiş, arama kurtarma çalışmalarına yardım etmeye gelmiş aktif-emekli madencilerden oluşuyordu. Onlardan söz edeceğim.

–          Görüştüklerimin birbirinden farklı düşünceleri olsa da (kimi şirketi, kimi hükümeti suçlu görüyor, kimi ikisini de suçlu görmüyordu) hükümeti suçlayan da dâhil hepsinde ortak olan algı dışarıda ortalığı karıştırmaya çalışan bir grubun olduğu yönündeydi.

–          Fransız bir gazeteciyle röportaj yaparken kulak misafiri olduğum malulen emekli bir madenci bütün suçun şirkette olduğunu düşünüyordu. Belkemiğinde 18 adet platin varmış ancak sahte tanıklıkla kazada kendisi suçlu gösterilmiş ve hakkı olan tazminatın tamamını alamamış.

–          Halen madende çalışan ve kurtarma çalışmalarına katılan 3 madenci şirketin hiçbir suçu olmadığını savunuyorlardı sürekli. Basını suçlayarak, kendilerine saygı duyulmasını istiyorlardı. Bunu söylerken de her birinin en az 20 saattir arama kurtarmada çalıştığını söylüyorlardı. (Bunun şirketin işini layıkıyla yapmaması demek olduğunun farkındalar mıydı bilmiyorum.) Bu üç arkadaşın başında duran ve sözlerini tamamlayan iri yarı, güneş gözlüklerini çıkarmadan konuşan kişiye işini sorduğumda başka bir madende sorumlu mühendis olduğunu öğrendim. (Belki de işverenin uzantısı olabilecek bu kişi nedeniyle böyle konuşuyorlardı, bilmiyorum.)

–          Beş ay önce emekli olmuş başka bir madenci arama kurtarmaya katılması için 4 arkadaşını getirmişti ama içeri çok zor girmişlerdi. Biz sohbet ederken arkadaşları henüz aramaya katılamamışlardı. Bizim sohbetimiz sırasında önce basını, sonra başka kim varsa onu suçlayan, suçlular varsa takibinin bırakılmayacağını duyuran, iş güvencesi konusunda konuşurken mangalda kül bırakmayan Maden-İş sendikasının yetkilileri basın açıklamalarını yaptıklar. Solumda oturan madenciler de onlara küfür edip durdular.

–          Yukarıda bahsettiğim hiç kime fotoğraf için izin vermedi.  İki kişi alenen işten atılırım diye ret etti.

25-30 yaş arası 6 tane madenciden oluşan bir grupla -muhtemelen gazeteci olmamamın verdiği tesadüf sonucu- konuşma şansım oldu ve daha çok bilgiyi bu arkadaşlardan aldım. Hepsi aynı yakın köylerden buraya göç etmişlerdi ve aralarından bazılarının yakınları halen madende mahsurdu. Hepsinin düşüncesi sorumlunun hükümet ve şirket olduğu yönündeydi.  Ücretlerin düzgün ödenmemesi ve sendika sorunları nedeniyle Batı Karadeniz’den (daha çok Zonguldak’dan) epey sayıda madenci buraya çalışmaya gelmiş.  Fakat burada çalışma koşulları çok ama çok ağır olduğu için buraya gelmek işleri daha iyi yapmamış. Ayrıca işin işveren tarafından öngörülen zamanda bitmemesi durumunda yevmiyelerinin kesilmesiyle de tehdit edildiklerini belirttiler. Madencilerin çalıştıktan sonra da yorulmaya devam ettiklerini anlattılar. Uygun kıyafetlerle (derilerini kapatan) çalışmıyorlar. Kömür madeninde kömür tozları derinin üzerine yapışıyor ve derinin nefes almasına engel oluyor. Bildiğiniz gibi yanıklardaki en büyük sorun deri üzerinden yapılan solunumun kesilmesi. Benzer bir durumu madenciler sürekli yaşıyorlar. Dışarı çıktıkları zaman da vücutları gerektiği kadar oksijeni alamıyor ve karbon monoksit seviyesi uzun zaman yüksek kalıyor. Aileleriyle, eşleri ve çocuklarıyla ilgilenemiyorlar. Madenden çıktıklarında da nefessiz kaldıkları için yorgunluktan bayılıp uyuyorlar.
Bu çocuklardan bir kaç tanesi sürekli içeri aramaya girip çıkma halindeydi. Bakanın 18 kişi açıklamasına karşın, içeride en az yüz kişinin daha olduğunu söylüyorlardı.

Buradaki insanlardan Afrikalıları inceleyen 18. yüzyıl antropologlar diliyle, diğeriymiş gibi aktardığım için özür dilerim. Yazarken buradaki habercilerin tiksindirici acı pornografisinden uzak durabilmek için aklıma başka bir şey gelmedi. Yorgunluk ve cahilliğin getirdiği kötü dil için de kusura bakmasın kimse.

 

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında