Bir Alex Olamayan Syriza -

Politik bir analiz bunu diyemez elbette. Syriza’nın kreditörler ve Avrupa sermayesiyle gelgitli olan bu ilişkisini anlayabilmek Yunanistan’ın ekonomik ve politik konjonktürünü iyi analiz etmekle ve Avrupa Birliği’ni demokrasi ve insan haklarının dünya üzerindeki tek savunucusu olma sisinden arındırıp nasıl bir sömürü mekanizmasını içinde barındırdığı ortaya çıkarmakla mümkün. Ancak bu yazının yapmak istediği şey Syriza’ya ve Yunanistan’daki sürece halk ile siyasal elitler arasındaki politik düzlem farkını sorunsallaştırarak bakmaya çalışmak ve bu bakışın bir benzerini de Türkiye’de HDP’ye fırlatabilmektir.

Syriza, iktidara geldiğinde de son yaşanan referandum sürecinde de halkın tam desteğini arkasına almayı başarabilmişti. OXI diyen Yunan halkı Syriza’ya kreditörlerin karşısında sonuna kadar dik durabilmesinin deyim yerindeyse kredisini vermişti. Ancak Syriza duramadı ya da durmadı. Tsipras’ın onurlu bir mesaj gönderdik gibisinden söylemleri teşbihte hata olmaz ise biraz bizim şu “değerli yalnızlık” meselesine benziyor. Avrupa ile yaşanan ekonomik-politik çatışmada Syriza’nın yenildiği aşikar. Ancak Yunan halkının savaşının bitmeyeceğini söylemek pek zor değil. Halk kavramı amorf bir bütünlüğe işaret ediyor. Ancak Yunanistan’ın referandum süreci akla getirildiğinde politik olarak mücadele edecek halkın yoksullar, işsizler ve işçilerden oluştuğunu anlamak güç değil. Hem kemer sıkma politikalarının getireceği yoksulluk hem de Yunanistan’a karşı Avrupa Birliği’nin ve kreditörlerin onur kırıcı pedagojik yaklaşımı Yunan halkını daha çok sokağa çekecek gibi duruyor. Syriza’da silikleşen radikallik sıfatı Yunanistan’daki politik ortamı tanımlamaya devam edecek gibi. Bu durumda Syriza nasıl davranacak diye sorduğumuzda ise bir cevap –en azından kendi adıma- bulamıyorum. Syriza masaya her oturduğunda beklenmedik şeyler yaşandığı için, halkın siyasal mobilizasyonunu sürekli o masadan uzak tutmaya çalıştığı için bunu söylemek çok güç.

Yunanistan’da evetçilerin yoğun propagandasına, bu propagandanın içindeki felaket senaryolarına rağmen halk hayır demekte hiç tereddüt etmedi. Yunanistan Syriza’ya verdiği oyun iki katı kadar bir sesle hayır diye haykırdı. Ancak bu güçlü sesin masada bir fark yaratmadığını hepimiz şaşkınlıkla izledik. Bu durum politik olarak bazı sorunları berraklaştırıyor.

Bu sorun ilk olarak siyasal elitler ve halkın aynı düzlemde siyasetle hemhal olmadıkları gerçeğini gözler önüne seriyor. Bir siyasal partinin kendi iktidarını koruma kaygısı halkta bulunmuyor. Ya da gizli kapılar ardında verilen sözler, paylaşılan bilgiler çoğu zaman halkın ulaşamayacağı yerlere yerleştiriliyor. Böylece siyasal elitlerin masa başında aldıkları karar ile Yunanistan’daki Syntagma meydanının sesi arasında bir uçurum doğuyor. Toplum ise politik konjonktürün getirdikleri ve kendi konumunun masa başı pazarlıklarından azade olması nedeniyle daha cesur adımları atabiliyor. Örgütlenme biçimini daha demokratik bir şekilde kurabiliyor. Böylece milyonların hayatını etkileyecek kararlar 2 metrekarelik bir masaya sığamıyor.

Bu uçurumun Türkiye’de de doğma olasılığı gayet yüksektir. HDP’nin Syriza kadar politik sorumluluğu yok ancak yine de halkın bazı beklentilerini karşılamak zorunda. Sınıf, cinsiyet, barış ve ekoloji mücadelelerine dair bu beklentilerin karşılanması demek HDP’nin bu konularda taviz vermeyen bir tutum takınmasını gerektirir ve aynı zamanda bu talepler arasında herhangi bir ontolojik hiyerarşi kurmamasını da zorunlu kılar. Elbette Türkiye’nin politik gündemi doğalında bazı alanları görünmez kılacak bazı alanları da hayat-memat meselesine dönüştürecektir ancak sürekli belli politik grupların talepleri HDP tarafından meclise taşınır diğerlerinin üzerinden atlanır ise diğer mücadele alanlarının görünürlükleri gitgide azalacak ve HDP ile yeni yeni kurulmaya çalışılan politik bağlar daha kurulmadan ortadan kaybolacaktır.

HDP’nin de Syriza gibi masa başında temsil ettiğini iddia ettiği politik hedeflerden vaz geçmesi ancak güçlü bir toplumsal mücadele düzleminin inşası ile önlenebilir. Bu toplumsal mücadeleden kasıt pek tabii ki HDP’yi merkez alan tali bir örgütlenme değildir. Meclis ile toplumun sağlıklı ilişki kurabilmesinin yegane yolu toplumun bir politik özneleşme alanına dönüşmesidir. Toplumsal muhalefetin irade teslim etmesi o iradeyi kime teslim ederse etsin politik mücadeleyi başka bir boyuta havale etmesi demektir. Bu da doğrudan toplum tarafından atılabilecek cesur, kurucu politik adımların mümkünlük koşullarının yitirilmesi olacaktır. Toplum ile meclisin ilişkisi bir hesap verme hesap alma ilişkisinden önce bir ilişki olmalıdır. Ancak toplumun politik özneler çokluğu haline gelmesiyle siyasal elitler ve halk arasında bir ilişki kurulabilir. Bu ilişkinin ilk adımı HDP’nin meclise girmesiydi. Diğer adım da toplumun içinde bütün kamusal alanların iktidar ve sömürü ilişkilerine karşı direniş alanları olarak kurulabilmesi. Yani azı gitti, çoğu kaldı.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar