Beyzade Sayın: Kürt hareketinin bütünlüğü ve gücü Alevi toplumunu etkiliyor -

Türkiye Alevi toplumu ülke nüfusunun önemli bir kesimini oluşturuyor. Hiç şüphe yok ki ne sosyolojik ne kültürel ne de politik açıdan homojen bir topluluktan bahsetmiyoruz. Bu açıdan bakıldığında Alevi toplumunun içindeki temel ayrışmaları nasıl tanımlayabiliriz?

Aslında sorunun kaynağını şöyle görmek gerekiyor. Senelerdir büyük metropollere göç eden Aleviler yeni bir olguyla karşılaştılar. Yani bin yıldır dedelerin Anadolu’dan getirdiği inanç değerleri, cem törenlerinde yaşanan önemli faktörlerden biri olan dede ile talip arasındaki bağ çok gevşemiştir. Ancak metropollerde Aleviler çağa uygun olarak yeni örgütlenme süreçlerine girmişlerdir. Dernek, vakıf, federasyon, konfederasyon gibi örgütler kurmuşlardır. İnanç bakımından görülüyor ki, bir farklılık yok sayılacak kadar az diyebiliriz. Asıl sorun dernek, vakıf gibi örgütlenme sürecindeki farklılıklardan kaynaklanıyor. Başka bir ifade ile söyleyecek olursak; bu örgütlerin Alevi kimliğini nasıl algıladıkları kendi aralarındaki teolojik ayrışma, siyasi ayrışma noktaları ile bunlara dair çözüm noktasındaki mücadele yöntemleri bakımından üzerinden temel ayrışmalar oluşturmaktadır.

 

– Alevi toplumu içinde siyasetle kurulan ilişkilere baktığımızda nasıl bir manzarayla karşı karşıyayız bugün? Hem müesses nizam partileri açısından hem de düzen dışı siyasal hareketler açısından değerlendirir misin?

Geçmişten günümüze Alevilerin siyasetle olan ilişkisi hep sorunlu olmuştur. Şöyle ki yıllardır parlamentoya onlarca Alevi vekil seçilmesine rağmen bunlar orada siyasi bir varlık gösterememiştir. Alevilerin eşit yurttaşlık temelinde, vicdan ve inanç özgürlüğü temelinde vatandaşlık talebini içinde bulundukları siyasi partilerin programına sokacak bir çalışma yürütmemiş olup sadece Alevi kimliğinden kaynaklı vekillik yapmışlardır. Bu anlayış günümüz koşullarında da devam etmektedir. Şunu açıklıkla söyleyebiliriz, Alevilerin mevcut siyasi partilerle olan ilişki biçimi sıkça kamuoyunda da tartışılıyor. CHP’nin arka bahçesi olduğu, partinin asıl oy aldığı kesimin büyük çoğunluğunu Alevi seçmenin oluşturduğu tartışma bile götürmez durumda. Partide yaşanan sağa açılma hamlesi ve bununla beraber Cumhurbaşkanlığı seçimleri Alevilerin CHP’ye olan bakışlarını kısmen de olsa etkilediği kanaatindeyim. Bu uzaklaşma hali Aleviler içerisinde mevcut partiler içerisinde HDP’ye yüzünü dönme noktasında hatırı sayılır bir orana ulaştığını düşünüyorum. Bunun dışında mevcut sol-sosyalist partilerle, dergi çevreleri ve benzeri hareketlerle olan ilişkilerinin de öteden beri devam etmekte olduğunu da söyleyebiliriz.

 

– Bugün Alevilerin içinde örgütlendikleri yapılar da çeşitlilik arz ediyor. Bu yapıların (dernek, vakıf vs.) ana hatlarıyla bir haritasını bize sunabilir misin?

Temel olarak altı büyük vakıf ve dernek olmakla birlikte irili ufaklı birçok kurum ve kuruluştan bahsedebiliriz. Burada asıl bu altı büyük kuruluştan bahsetmek isterim. Bunları sıralayacak olursak; Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF), Alevi Dernekler Federasyonu (ADF), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) ve Demokratik Aleviler Federasyonu (FEDA) olarak sıralayabiliriz. İlk soruya da daha kapsamlı bir cevap olacak. Bu kuruluşlar aynı zamanda kendi aralarında bir felsefi ve teolojik tartışmayı da barındırmakla beraber, daha çok nasıl bir Alevilik tarifi oluşturulacağı üzerinden farklılaşan örgütlenmeler. Burada iki federasyonun, AVF ve ADF’nin daha çok Aleviliğin İslam içerisinde olduğu yönünde, ulusalcı damarı kuvvetlendiren, mücadeleyi sadece inanç boyutunda değerlendiren ve sisteme entegre eden bir yaklaşıma sahip olduğu biliniyor. Bunların Alevi sorunlarına verdikleri tepkiler basın toplantısı düzeyinde ve görev savan bir anlayışla gerçekleştiği görülüyor. Diğer taraftan ABF, AABK, PSAKD ve FEDA ise Alevilerin sorununun sadece inanç boyutunda olmadığını, bunun bir eşit yurttaşlık ve demokratik hak ve özgürlükler mücadelesi ile birlikte yürütülmesini, bu mücadelenin sonuç alıcı olabilmesi için sokak ayağının olması ve sınıfsal bir mücadeleyi içinde barındırmasını savunarak bu yönde bir mücadele hattı örgütlemektedir.

Başka bir şekilde söyleyecek olursak; Birinci kesim “İslam Aleviliği” vurgusunu öne çıkaran fakat siyasal tercihini çok öne çıkarmadan sistemle uzlaşma içerisinde olan asimilasyoncu bir tutum takınmaktadır. İkinci kesim ise Aleviliğin Anadolu’ya özgü bir inanç olarak gören yüzü daha çok sola, sosyalist ve yurtsever yapılara dönük bir anlayışla mücadele etmektedir. Bu iki ana hattın etrafında veya bunlardan bağımsız olarak birçok dernek de bu alanda faaliyet yürütmektedir.

 

Aslında Aleviler tıpkı Kürtler gibi Türkiye tarihinin en büyük ayrımcılıklara maruz kalan ana gruplarının başında geliyor. Bununla beraber, Kürtler devasa bir toplumsal, siyasal, askeri hareket inşa etmiş iken, Aleviler açısından böyle bir durum söz konusu değil. Öncelikle bunun sebepleri nedir?

Bu soruyu iki boyutlu ele almak gerektiği kanaatindeyim. İlk olarak Osmanlı dönemindeki katliamlar, baskılar ve sürgünlere bakıldığında Cumhuriyetle gelen kısmi bir “rahatlama” ortamının yaratılmış olması Alevilerin psikolojisi üzerinde çok etkili. Dağlı olarak bilinen köylünün zamanla şehirle ve ticaretle tanışması, bunu bir lütuf olarak algılanmasının sağlanması, aynı zamanda inanç ayrımının üzerini örten “Türk Kimliği” olgusunun öne çıkarılmasını da ekleyebiliriz. İkincisi ise Cumhuriyetle kurulan ilişki biçimi ve rejimin ikiyüzlülüğü diyebiliriz. Bunu biraz açacak olursak, Cumhuriyetin kuruluş felsefesi ile Alevilere verilen göstermelik rol “Cumhuriyetin Bekçiliği” idi. Ulus devlet oluşturma noktasında dergâhlara gidilerek rızalığın alınması ve daha sonra Alevilere inanç özgürlüğü olarak sunulan sözde laik devlet vurgusunun ibadet özgürlüğü olarak pazarlanması Alevileri rejime bağladı. İşte tam da bu noktada Alevilerin sistem içerisinde daha kolay tutabilen devlet aklı Kürtleri ise bu bağlamda sistemle barışık hale getiremedi. Bunu Kürtlerin Cumhuriyetin ilk yıllarındaki ayaklanmalardan da görüyoruz.

Aleviler gelinen noktada devletin Kürtlere haklarını vermesini silahlı bir askeri gücünün olmasına ve temel yapısı itibari ile bir ulusal hareket olmasına bağlıyor. Alevilerin ise bir silahlı gücünün olmaması ve kimlik sorununun yaşanmaması onu Kürt hareketinin dinamizminden mahrum bırakıyor. Tam da bu manada Alevilerinde aslında bir kimlik sorunu yaşadığını savunan bazı dernek ve kuruluşlar Kürtler gibi mücadele etmenin gerektiğine inanmaktalar.

 

Bir önceki sorudan devamla, bugün Kürt hareketiyle ilişkileri nasıl tarif edebiliriz? Kürt hareketine yönelik bir çeşit öykünmenin varlığından bahsedebilir miyiz?

1980 askeri darbesinin toplumun üzerinden silindir gibi geçmesinin ardından 80’li yıların ortalarında Kürt hareketinin yaratmış olduğu dinamizm ülkede bütün muhalif kesimler gibi Alevilerin de örgütlü olma haline yansımış ve ilk olarak Avrupa’da Alevi dernekleri açılmıştır. Alevilerin de Kürtler gibi ezilen, inkâr edilen bir topluluk olması ve asimilasyon politikaları ile yıllarca yok sayılmaları bir ilişki ağının oluşmasını sağlamıştır. Aleviler, Kürtlerin içerisinde barındırdığı bütün ayrıcalıklı unsurlara rağmen bir arada mücadele yapmalarının sonucu olarak bu noktaya gelindiğini görüyor. Aleviler arasında bir örgütsel birlikteliğin olmayışı Alevilerin taleplerinin hükümetlerce karşılanmaması sonucunu doğuruyor. Bunun yanı sıra kendilerinin bir silahlı güce sahip olmadıklarından dolayı devlet tarafından dikkate alınmadıkları algısının giderek yaygınlaştığı kanaatindeyim.

 

 

 

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar