Belki Korona Değilsiniz, Ama Ya Erilseniz? – Alev Tosun -

Toplumsal cinsiyet gözlüğünün çerçevesi o kadar geniştir ki, pandemi ilan edilen bir hastalık ile mücadele edilen günlerde bile cinsiyetler arası eşitsizliği görmeniz an meselesidir; zira patriyarka, kapitalizm ve korona çok tehlikeli bir üçlü olacaktır.

Koronoya karşı tedbir alınmaya başlanan ilk günlerde, okulların kapanmasıyla kadınların ev içi emek yükü artacak, “annelik” salgınla mücadele en zorlu cephelerden biri haline gelecektir. Öğrencilerin uzaktan eğitimi, hastalığa karşı güçlü tutulması gereken bağışıklık sistemi, virüsü vücudumuzdan uzaklaştırmada en önemli silahımız olan hijyenin her yerde sağlanması, varsa ailenin yaşça veya hastalığıyla risk grubuna giren bireyinin bakım emeği… Tanımlanan görevler bize her ne kadar “cinsiyetsizmiş” gibi gelse de, işler öyle yürümeyecektir; gizli düşman patrikayarka, küresel bir kriz yaşanırken bile hala oralarda bir yerlerdedir. Bütün dünya, enfekte olan kişi sayısı ve virüsten hayatını kaybedenleri takip ederken, toplumsal cinsiyet rolleri devreye girer ve herkesin salgın hastalıklarla aynı şartlar altında mücadele etmediği ortaya çıkar.

Bazıları virüsün ayrım gözetmeksizin herkese bulaştığını ve bu sebeple aynı gemide olduğumuzu düşünse de, biliyoruz ki “bazı sistemler” virüsten daha tehlikelidir ve pek ala ayrım gözetir. Çalışma şartlarını eleştiren personelini işten çıkaran Vodafone, kullanıcılarına #evdekal mesajıyla sürprizler yaparken, temizlik işçileri sokaktaki çöpleri toplamak zorundadır. Hastalığın bütün belirtilerini taşıyan insanlar test yapılmadan, yeterli tedavi uygulanmadan evlerine gönderilirken, birileri satın aldıkları onlarca test ile bize kendi “gemisinden” el sallıyordur. Yaşadığımız krizin sınıfsal perspektifi hepimizin malumuyken bununla birlikte cinsiyetçi perspektifinin de göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Keza sadece tüm dünyada sağlık ve sosyal hizmet sektörlerindeki işgücünün %70’ni kadınların oluşturduğuna bakmak bile yeterli olacakken,(BM Nüfus Fonu Genel Merkezi Raporu) yaşadığımız sistem ve içinde bulunduğumuz süreçte kadınlardan beklenen daha fazlasıdır. Okulların kapanmasıyla bütün vakitleri evlerde geçen çocukların eğitimi internetten/televizyondan devam ederken bir yandan iyi beslenmeleri, temiz kalmaları, sıkılmamaları gerekiyordur. Aynı statüde olup aynı iş tanımına sahip olduğun ama ondan daha düşük miktarda maaş aldığın erkek iş arkadaşının (Türkiye’de kadın-erkek ücretleri arasındaki fark %20leri aşmış durumda.2018 OECD Raporu) muhtemelen böyle dertleri olmayacaktır. Ama kadın olarak senin bütün bunları yaparken, yani ev içi ücretsiz ama devasa işleri yoluna koyarken aynı zamanda uzaktan ve esnek bir şekilde patronun taleplerini yerine getirmek zorundasındır. Ya da “salgından haberim yoktu yea” demesine rağmen dışardan yaka paça eve gönderilen kocan/abin/babanın sadece kendisinin özgürlüğü kısıtlanmışcasına yarattığı huzursuzluğa karşı kadın olarak sakince çözümler üretmen bekleniyordur. Burada bahsetmeden geçemeyeceğim; pandemi dönemleri dışında bile “kadınlar ve kız çocukları (15 yaş üstü kız çocuklarının) yemek pişirmeye, temizliğe, çocuk ve yaşlı bakımına her gün 12,5 milyar saat harcıyorlar. Bu emeğin ekonomik karşılığı, yılda asgari 10,8 trilyon dolar demek ve bu rakam küresel teknoloji endüstrisinin yarattığı değerin 3 katından daha fazla.” (kaynak: KEDV) Kapitalizm ayrım gözetir, sermaye ile emek gücü arasında eşitsizlik yaratır. Patriyarka ayrım gözetir; cinsiyetler arası eşitsizlik yaratır.

 

Sanmayın ki patriyarka sadece ev içi emek sömürüsünde görünmektedir, bu süreçte ayrıca bedenimize de müdahale etmeyi sürdürmektedir. ABD’nin bazı eyaletlerinde, İtalya’da, Fransa’da salgın sebebiyle kadınların kürtaj hakkı ciddi anlamda engellenmiş durumda; Türkiye’de zaten uzunca bir süredir fiili bir engelleme var. Hayati risk taşımayan gebe bir kadına kürtaj yapan doktorlara çeşitli maddi ve idari yaptırımlar getirildi. (1000 dolar para cezası, 180 güne kadar hapis gibi) Kadınların kürtaj hakkı, vücuda dövme yaptırmak gibi ya da berberde tıraş olmak gibi keyfi durumlarla karşılaştırılmamalıdır; istenmeyen gebeliğin sonlandırılma hakkının salgın sebebiyle, gerekli tedbirler alınmak yerine engellenmesi devletin erkek aklının yansımasından başka bir şey değildir. Belli kriz dönemlerinde, kadınların kazanılmış haklarına saldırmayı görev edinmiş devletler için kürtaj hakkı, uzun zamandır “el konması gereken” bir hak haline gelmiş durumda. Pandemi döneminde bir süreliğine -halkın zaruri ihtiyaçlarını karşılamak koşuluyla- insanların sokağa çıkmasına kısıtlamalar getirebilirsiniz, eğitimi durdurup işçilere evden ücretli esnek çalışma şartları geliştirebilirsiniz; ama kürtaj hakkını engelleyemezsiniz. Bu kadar süreli ve istenmeyen/olmaması gereken bir sağlık durumunu, ne zaman kontrol altına alınacağı belli olmayan bir salgını gerekçe göstererek engelleyemezsiniz.

Sokağa çıkma yasaklarının ilk yaşandığı ülke olan Çin’den başlayarak, son günlerde Türkiye’ye kadar uzanan coğrafyada salgınla birlikte artan başka bir şey daha var: erkek şiddeti. Aile içi şiddete karşı mücadele veren aktivist Wan Fei, Çin’de polis kayıtlarına yansıyan aile içi şiddet vakalarının 2020 Şubat ayında üçe katlandığını söylüyor. (birartıbir/burcu karakaş) Durumun diğer ülkelerde de farklı olmadığı söylemek mümkün; Mor Çatı gibi kadınların erkek şiddeti karşısında en önemli adreslerinden biri olan kurumlar da salgından dolayı bir süreliğine kapanmak ve evden çalışma düzenine geçmek zorunda kaldı.

Bu süreçte, son zamanlarda özellikle gerici kesimler tarafından sık sık hedef haline gelen 6284 ve İstanbul Sözleşmesinin uygulanması; kolluk güçlerinin kendilerine ulaşabilen her şiddet ihbarını titizlikle incelemesi hayati önem taşımaktadır. Sokağı ve sosyal alanları kullanma imkanımızın böylesine kısıtlandığı bir ortamda, sosyal medyaya erişim imkanı bulamayan kadın ve çocukların olduğunu göz ardı etmeden, ana akım medyanın bu dönemde daha etkin kullanılması, şiddet durumunda başvurulabilecek kurumların iletişim bilgilerinin ve kadınların yasal haklarının sık sık hatırlatılması gerekmektedir. Hayati risklerimizin bu denli yüksek olduğu bu günlerde de erkek şiddeti ve ev içi ücretsiz emek sömürüsü önemsizleştirilmeden yüksek sesle teşhir edilmeli, gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır.

Virüsler bütün mikroskoplarla aynı görülür belki ama virüsten dolayı hayat şartları tamamen değişmiş bir kadınla bir erkeği neyle bakarsanız bakın aynı renk göremezsiniz. İşte bunun adı toplumsal cinsiyet eşitsizliğidir ve en az COVİD-19 kadar tehlikelidir.

 

Yazar hakkında