bazı temas(sızlık)lar – birkan taş -

 

“Sen yoksan çok eksiğiz” sloganıyla gerçekleşen 22. LGBTİ (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks) Onur Haftası’nın bu yılki anahtar kelimesi “temas”tı. Bir yıl önce henüz Gezi Direnişi gerçekleşmemişken “direniş” temasında karar kılan Onur Haftası, bu sene direnişle birlikte ortaya çıkan yeni temasların sürdürülebilirliğine vurgu yapan bir kelime seçmiş. Türk Dil Kurumu’nun internetteki sözlüğünde temas kelimesinin ilk anlamı “değme, dokunma,” ikinci anlamı ise “buluşup görüşme, ilişki kurma” anlamına geliyor. Yani kelime salt bir münasebetten ziyade fiziksel olarak bir arada olmayı vurguluyor. (Bir şeye) temas etme’nin anlamlarından biri ise “cinsel ilişkide bulunmak” olarak açıklanmış. LGBTİ hareketin özellikle Gezi Direnişi sonrası artan görünürlüğü ve Türkiye’nin farklı şehirlerinde Gezi sonrası örgütlenen LGBTİ dernek ya da oluşumları düşündüğümüzde, temas hem bedensel, tensel ve mekansal hem de cinsel çağrışımlarıyla ilginç bir kelime. Bu yazı Onur Haftası etkinlikleri kapsamında medyada, basında ve popüler kültürde homofobi ve transfobiye dikkat çekmek için verilen Hormonlu Domates Ödüllerive Onur Yürüyüşü’nü boykot eden Sosyalist Eşcinsel, Biseksüel, Trans (EBT) Hareketinin açıklamaları çerçevesinde bazı temas(sızlık)larüzerine düşünmeyi amaçlıyor.

Hormonlu Domates Ödülleri’nin “Genel Ahlaksız” kategorisinde BDP Dersim Gençlik Meclisi tek aday olarak gösterilmişti. Bunun nedeni ise medyaya Dersim’de “kadın garson”ların barlarda çalıştırılmasına tepki veren 200-300 kadar BDP Dersim Gençlik Meclisi üyesinin birahanelere taş, sopa ve molotof kokteylleriyle saldırması olarak yansıyan haberlerdi. Böylelikle BDP Dersim Meclisi tek aday olarak ödülü zaten kazanmış olarak sunulmuştu. Gelen tepkiler üzerine yaptıkları açıklamada, 22. İstanbul LGBTİ Onur Haftası Çalışma Grubu, Hormonlu Domates Ödülleri’nin homofobik söylem ve davranışları görünür kılmak, kaydetmek ve teşhir etmek amacı güttüğünü ve kadınları, LGBTİ bireyleri ve seks işçilerini hedef alan ahlakçı yöntemlerin meşrulaştırılamayacağı belirtilmişti. Oysa Dersimli LGBTİ oluşumu Dersim Roştîya Asmê’ye göre durum böyle değildi. Saldırılar kadın garson çalıştırılmasına ya da seks işçiliğine karşı değil; asker-polis destekli çetelerin ve silahlı kişilerin zorlayarak, döverek, tehdit ederek, psikolojik ve fiziksel şiddet uygulayarak, paralarını vermeyerek çalıştırdıkları ya da fuhuşa zorladıkları kadınların gasp edilen hakları için ve sömürgeci ataerkil sisteme karşı bir direnişti. Benzer saldırılar diğer devrimci örgütler tarafından daha önceden de yapılmış, mekan boşken cana değil mala zarar verilmesi amaçlanmıştı.

Durum böyleyken Hormonlu Domates Ödülleri Dersim Roştîya Asmê’yle herhangi bir temasa geçmeden Genel Ahlaksız kategorisinde tek adayını açıklamıştı. Bu temassızlığı nasıl açıklamak gerekir? Adı Zazaca ay ışığı anlamına gelen ve adını “gündüzleri ev hapsine geceleri ise karanlığa hapsedilen, ay ışığının altında katledilen eşcinsel ve transseksüellere”[1] atfeden Dersimli bir LGBTİ örgütü olan Dersim Roştîya Asmê, konuyla ilgili yaptığı araştırma sonrası medyada çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını açıklamış ve Onur Haftası çalışma grubunun kendileriyle temas kurmadan böyle bir çıkışta bulunmalarını yadsıdıklarını belirtmişti.[2] Bu açıdan temas, Türkiye’deki LGBTİ hareketin kendi içinde organize olma ve örgütlenme biçimlerini sorgulaması açısından da ayrı bir önem kazanıyor. Ayrıca ödüller homofobi ve transfobi alanında verilirken, kadın düşmanlığı ya da seks işçiliği karşıtlığının homofobi ve transfobi ile hangi noktalarda, nasıl temas ettiğini tartışmamak da ayrı bir temassızlık yaratıyor.

Yıllarca etnik kimlik ve dini sebeplerle baskı gören bir coğrafya olan Dersim’de kurulan LGBTİ oluşumu Roştîya Asmê, sınıfsal, ırksal, dinsel, cinsel, kültürel ve birçok farklı alanda baskı, tahakküm ve güç ilişkilerini görünür kılarak cinsel özgürleşme, anti-faşizm, anti-kapitalizm eksenlerinde yeni temaslar ortaya çıkaracak bir oluşumun potansiyellerini taşıyor. İstanbul’daki Onur Yürüyüşü’nde tomalardan birinin üzerine yazılan “Dersim Roştîya Asmê LGBTİ Oluşumu” yazısını görmek bu yüzden güzel bir sürprizdi. Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda, 1 Mayıs yürüyüşlerinde, trans cinayetlerini protesto eylemlerinde, Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde dalgalanan gökkuşağı bayrakları, atılan özgürlükçü sloganlar, Dersim’in özgürlük mücadelesine yeni katmanlar da ekleyerek yerel LGBTİ örgütlenmelerinin önemini bir kez daha göstermiş oldu. Tam da bu noktada İstanbul’da yapılan Onur Yürüyüşü diğer kentlerde yaşayan LGBTİ bireyler ve oluşumlar için şu aşamada sembolik de olsa motive edicibir işlevle dayanışmayı arttırmaya yardım edebilir. Ancak Sosyalist EBT Hareketi için durum pek de böyle değil.

Sosyalist EBT Hareketi sitelerinde “Biz Yokuz Siz Eksik Kalın” diyerek yürüyüşe katılmayacağını belirten bir yazı yayınlamış. Gerekçeler arasında yürüyüşün “içi bir boş lumpen karnaval”dan öteye gitmediği, tepkilerin kakafoniyle dile getirildiği,[3] küfürlerin slogan sayıldığı, fuhuşun meşrulaştırıldığı,[4] danslı, kostümlü şovların normları yıkmak olarak kabul edildiği, yürüyüşe katılımın artmasının hedef olarak belirlendiği gösterilmiş. Yürüyüşte “eşcinsel ve transların mahkum kaldıkları yaşama dair bir tek gerçekçi ve politik talebin dillendirilmediği” ve yürüyüşün uluslararası arenada demokrasicilik taslamayı mümkün kılacağı endişesi paylaşılmış. “Yürüyüşten arta kalan ‘çoşkulu’ ve ‘rengarenk’ görseller … hiçbir transın hayatında en ufak bir değişim yaratmayacak” denilmiş. Peki nasıl oluyor da Sosyalist EBT bu seneki yürüyüşe katılmadan, yürüyüşün ortaya çıkarabileceği yeni temasların öngörülemezliğini hesaba katmadan, yürüyüşün hiçbir politik talebi dile getirmeyeceği ve hiçbir transın hayatında en ufak bir değişim yaratamayacağı sonucuna varıyor? Bir gün bile olsa,“LGBT öğrencimi destekliyorum,” “Annenim yanındayım,” “Benim Çocuğum Trans”pankartlarını “AKP defol ibneler burada,” “Dönmeler olmadan anayasa olmaz,” “Homofobik devlet yıkacağız elbet,” “Aşk, aşk, hürriyet; uzak olsun nefret,” “Bu daha başlangıç mücadeleye devam,” “Sevişe sevişe kazanacağız” sloganlarıyla ya da Türk Psikologlar Derneği LGBTİ biriminin ilk kez katılımı ile aynı anda görüp-duymak ufak değil büyük bir değişimin habercisi.

Onur yürüyüşlerinin birçok ülkede ulusaşırı şirketler tarafından fonlandığı, devletçe desteklendiği, içi boşaltılmış karnavallara dönüştüğü, İsrail’deki Tel-Aviv Onur Yürüyüşü’nde olduğu gibi onur yürüyüşlerinin ya da LGBT haklarının pazarlandığı ve insan hakları ihlallerini kamufle etmek için politik araçlara dönüştürüldüğü gerçeği ve eleştirileri, Türkiye bağlamında da bir köşede durması ve üzerinde tartışılması gereken önemli konular. Ancak yürüyüşün eşcinsel ya da transların mahkum kaldıkları yaşama ait hiçbir gerçekçi ve politik talep dillendirmediği ve değişim yaratamayacağı söylemi tepeden bakmacı bir yaklaşım. “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” diyerek yürüyüşe ilk defa katılan ya da katılacak olan, farklı şehirlerden gelen katılımcılar hep beraber “faşizme karşı bacak omuza” diyerek, Lice’den Rojava’ya, Gezi’ye uzanan, AVM’lerin, tomaların ya da polislerin önünden geçerken değiştirdikleri sloganlarıyla, neşeyi, hüznü, dansı ve kahkahayı bir gün de olsa kitlesel olarak tek bir ağızdan paylaşırken, yürüyüşün içinin boş olduğu, hiçbir amaca hizmet etmediği yorumu oldukça sert ve acımasız.

İstanbul’da birkaç kişiyle başlayan yürüyüş bugün onbinlerin katılımıyla gerçekleşiyor. Bu yıl maddi sıkıntılarla gerçekleştirilen, ticarileşmeye karşı duran, kitlesel olduğu kadar radikal unsurlarını da içinde barındıran  örneğine az rastlanır onur yürüyüşlerinden biri olan İstanbul’daki yürüyüş, Türkiye’deki LGBTİ hareketin daha çok görünürlük kazanmasına katkı sağlıyor, bu görünürlüğün yarattığı politik dinamik de diğer yürüyüşlere ve örgütlenmelere ilham vererek dayanışmayı arttırıyor. Dirsek temasları sonucu ortaya çıkan bu yeni oluşumlar da, Dersim Roştîya Asmê LGBTİ oluşumda olduğu gibi, sadece seks, cinsellik, ya da toplumsal cinsiyet konularında değil, ahlak, emek, çevre, ekoloji, barış süreci ve birçok başka alanda daha eşit, adil ve onurlu bir yaşamın sürdürülmesi için katkı sunuyor. Yukarıda belirttiğim gibi, yürüyüşün ehlileştirilmesi tehlikelerini unutmadan, İstanbul yürüyüşünün bu mücadeleler için etkisi sadece bir gün sürmeyecek bir umut kaynağı olduğunu, geçen yıl Gezi direnişi ertesinde yaşanan kırılmayla birlikte gerçekleşen yürüyüşün bu yılki çoşkusunun temasların daha da artarak süreceğini göstermesi açısından önemli olduğunu ve her temasın bir iz bırakacağını gözden kaçırmamalıyız.

Bu yazıyı 17 yaşında intihar eden trans Okyanus’a ithaf ediyorum.



[1]Roştiya Asme aktivisti Hüsrev Orgun’un oluşumun kuruluşu için düzenlenen basın toplantısından alıntı. http://www.evrensel.net/haber/78043/dersimdeki-lgbtiler-ay-isigi-altinda-orgutlenecek.html

[2]http://www.kaosgl.com/sayfa.php?id=16924

[3]2012 Onur Yürüşü değerlendirmelerinde de trampet sesleri kakafoni olarak yorumlanmış. Müziğin direnişten bu şekilde dışlanmasına karşın Rythym of Resistance (RoR) yani Direniş Ritimleri, gösteri ve eylemlere ritimleriyle eşlik eden, yaratıcı direniş biçimleri geliştirmeye çalışan, anti-kapitalist, anti-militarist, ve anti-hiyerarşik bir ağdır. İstanbul’daki Onur Yürüşünde’de zaman zaman trampet ve diğer enstrümanlarıyla kakafonide yerlerini almışlardır.

[4]Türkiye’de fuhuşun zaten meşru olduğu unutulmuş.

Bulunduğu kategori : Mor ve Gökkuşağı

Yazar hakkında

İlgili Yazılar