başlangıç’tan istanbul film festivali önerileri – aslı özgen tuncer -

 

20 Nisan’a kadar sürecek olan İstanbul Film Festivali programında ilgimizi çeken başlıklar arasında Aleksey German retrospektifi, Türkiye’den belgeseller, İnsan Hakları Yarışması ve 1.Dünya Savaşı: Krizdeki Modernite öne çıkıyor.

Sinemada İnsan Hakları Yarışması kapsamında gösterilecek olan Ahmad Abdalla’nın yeni filmi Çul Çaput, 2011 yılında Tahrir Meydanı’nda yapılan gösteriler esnasında hapisten kaçan tutuklulardan birine odaklanıyor. Yönetmenin 2010 yapımı Mikrofon filmi uluslararası festivallerde başarıya ulaşmış, İstanbul’da da Altın Lale’ye layık görülmüştü. Memleketi Filistin’e ilk kez dönen Darwazah’ın şiirsel belgeseli Aşkım Beni Deniz Kıyısında Bekler de bu seçkinin öne çıkan yapımlarından. Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar adaylarından biri olan Eksik Resim ise izleyiciyi 1970’li yılların Kamboçya’sına götürerek Kızıl Kmer rejiminin sarsıcı bir portesini sunuyor.

Ulusal Yarışma’da Kumun Tadı, sinemamızda pek işlenmemiş olan fakat haberlerde sıkça yer bulan bir konuyu, deniz aşırı insan kaçakçılığını odağına alıyor. Senaryosunu Uçurtmayı Vurmasınlar’dan hatırlayacağımız Feride Çiçekoğlu ile birlikte kaleme alan yönetmen Melisa Önel, Kumun Tadı ile ilk uzun metrajına imza atıyor. Bahoz ile beğeni toplayan Kazım Öz’ün yeni filmi, mevsimlik tarım işçiliğini konu edinen Bir Varmış Bir Yokmuş da yarışma kapsamında seyirciyle buluşacak. Tayfun Pirselimoğlu’ndan Ben O Değilim ve Hüseyin Karabey imzalı Sesime Gel de yine merak uyandıran yapımlar arasında. Nefes:Vatan Sağolsun ile önemli bir başarı yakalayan Levent Semerci’nin 12 Eylül konulu ikinci filmi Ayhan Hanım’ın ise bu alanda bir yenilik ortaya koyup koymayacağı merak konusu.

Yarışma dışı gösterilecek olan Cennetten Kovulmak, Muş ve İstanbul’dan iki paralel öykünün kadın kahramanlarına odaklanarak Türkiye’nin ‘doğu’ ve ‘batı’ algılarını masaya yatırıyor. Film, Altın Portakal’da en iyi film ödülüne layık görülmüştü.

türkiye’den belgeseller

Festivalde bu yıl zengin bir belgesel seçkisi yer alıyor. Maalesef belgesellerin kısıtlı vizyon şansı düşünüldüğünde, festivaldeki gösterimleri kaçırmamak gerek. Programda yer bulan belgesellerin çoğunun ortak teması ise kuşkusuz mücadele. Berfo Ana’nın mücadelesini anlatan 33 Yıllık Direniş-Berfo Ana, ev işçilerinin güvence ve sosyal hak mücadelelerini perdeye taşıyan Külkedisi Değiliz!, toplu mezarlarda yakınlarının kemiklerini arayanların adalet mücadelesine odaklanan O İklimde Kalırdı Acılar kaçırılmaması gereken yapımlar arasında. Seçkide bir de Gezi belgeseli yer alıyor: Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek sanatsal yaratıcılık patlamasının yaşandığı haziran isyanı günlerinin güncesini tutan bir diğer yapım olarak külliyatta yerini almaya hazır görünüyor. Kent, isyan ve aşk temalı söyleşiler eşliğinde felsefeci Antonio Negri ile İstanbul’da bir gezinti yapmak isteyenler için Negri ile İstanbul’da festivalin olmazsa olmazlarından. NTV Belgesel Kuşağı kapsamında gösterilen, Suriye’nin Humus kentindeki mücadeleyi perdeye taşıyan Humus’a Dönüş de dünyanın en prestijli uluslararası belgesel festivallerinden olan IDFA’nın bu yılki açılış filmiydi.

ustaların elinden

Festivalin Ustalar başlığında Teneke Trampet, Proust uyarlaması Swann’ın Aşkı ve Atwood uyarlaması Hizmetçinin Öyküsü gibi filmlerden hatırladığımız usta yönetmen Volker Schlöndorff’un yeni filmi Diplomasi izlenebilir. Berlin Film Festivali’nde prömiyerini yapan film, İkinci Dünya Savaşı yıllarına odaklanıyor. Ayrıca festivalde bu yıl Onur Ödülü’nü alacak olan Andrzej Wajda’nın son filmi Walesa da izleyiciyle buluşacak. Londra Film Festivali’nden En İyi Film ödülüyle dönen ve uluslararası yarışmalarda daha birçok ödüle layık görülen Ida ise geçmişine doğru yolculuğa çıkan bir rahibenin gözünden Polonya’nın Nazi işgalini ve Holokost’u anlatıyor. Aşk Yazım ile uluslararası bir çıkış yakalayan Polonya asıllı İngiliz yönetmen Pawel Pawlikowski’nin bu son uzun metrajı, 1960’lı yılların Polonya’sında geçiyor ve görsel dili ile öne çıkıyor.

Hapis cezasına çarptırılan, film çekmesi yasaklanan ve en son da yurt dışına çıkış yasağı getirilen İranlı yönetmen Mohammad Rasoulof’un gizlice çektiği son filmi Elyazmaları Yanmaz da festival kapsamında izleyiciyle buluşacak. Siyasi bir tutukluyu odağına alan filmin senaryosunda, İran’da 1988 ila 1998 yılları arasında yaklaşık 80 aydının öldürüldüğü süreçte yaşanan gerçek olaylardan esinlenilmiş. İran’da izinsiz olarak çekilen filmde görev alan ekibin adları müthiş bir gizlilikle korunuyor.

aleksey german retrospektifi

Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz yönetmen Aleksey German’ın altı filmi de festival kapsamında izleyiciyle buluşuyor. Ağırlıklı olarak çocukluk ve gençlik yıllarının geçtiği Stalin dönemini konu edinen filmlere imza atan Aleksey German’ın sineması, tarihsel gerçeklik olarak kabul edilen durumların veya kuşaklar boyu anlatılagelen efsanelerin altını oyan bir tarza sahip. German, özellikle savaş yıllarına dair anlatıları ve kahramanlık öykülerini tersine çevirerek kafası karışık ve hafızası zayıf karakterler yaratmasıyla biliniyor. Tarkovski ile aynı zamanda film üretmesine rağmen, gerek sansürlenmesi gerek uluslararası dağıtıma çıkmaması sebebiyle nispeten az tanınan German’ın anti-kahramanları ve nüktedan mizansenleri ile tanışmak için bu retrospektif bulunmaz fırsat.

bunlar da kaçmaz:

Paris’te 1968’de yaşanan öğrenci ayaklanmasının birkaç yıl öncesine ve sonrasına uzanan 30 Yaşında Ölmek yer yer çok şiirsel, yer yer hayli avangard tarzda ilerleyen bir belgesel anı filmi. Yönetmen Romain Goupil, Devrimci Komünist Gençlik (JCR) hareketinden yakın arkadaşı olan ve otuzunda intihar eden Michel Recanati’yi yıllara yayılan kişisel arşiv görüntüleri üzerinden anlatıyor ve ona temas eden yakın arkadaşlarına anlattırıyor.

Aile içindeki toplumsal cinsiyet dinamiklerini sürükleyici öykülerle perdeye taşıyan ve ilk filmi Annemi Öldürdüm ile 2010 yılında 29. İstanbul Film Festivali’nde beğeni toplayan Xavier Dolan’ın dördüncü uzun metrajı Tom Çiftlikte merakla bekleniyor. Aileye ‘queer’ bir yaklaşım sunan bir diğer film Ben Kendim ve Annem de bu minvalde ilgi çeken bir başka uluslararası yarışma filmi.

Simone de Beauvoir ile uzun yıllar dostluk eden Violette Leduc’ün yaşamını feminist bir bakış açısıyla perdeye taşıyan Martin Provost imzalı Violette de ilgi çeken bir diğer yapım.

Birinci Dünya Savaşı ve Krizdeki Modernite başlığı altında gösterilecek olan iki filmden Caligari – Korku Sinemaya Geldiğinde, Weimar Cumhuriyeti’nin toplumsal bir portresi üzerinden Alman dışavurumculuk akımının ortaya çıkışına odaklanıyor. Suchsland’ın ilk yönetmenlik denemesi olan bu yeni belgeselin hemen ardından 1929 yapımı Bir Pazar Günü gösterilecek. Hitler’in iktidara gelmesinden kısa bir süre önce Berlin’de birkaç kişinin gündelik yaşamını perdeye taşıyan Bir Pazar Günü, herkesin kendini canlandırdığı, oyuncuların kullanılmadığı bir film.

 

İstanbul Film Festivali web sitesi: http://film.iksv.org/tr

Filmlerin alfabetik listesi ve seans bilgileri: http://film.iksv.org/tr/filmlistesi

 

 

 

 

 

Bulunduğu kategori : Ruhun Gıdası

Yazar hakkında