Başlangıç Dergi 3. Sayı Çıktı -

Başlangıç Dergisi’nin üçüncü sayısı Ortadoğu ve Müşterekler başlıklı iki dosyayla raflarda yerini alıyor. Türkiye solunun, hem kapitalist sistemin uluslararası, bölgesel ve “ulusal” iktisadi, siyasi, ideolojik yapılanmasını analiz edebilmek için hem de Kürt Özgürlük Hareketi, Rojova deneyimi, Arap halk ayaklanmalarında ifadesini bulan bu bölgesel devrimci dalgayla sahici bir öğrenme ve dayanışma ilişkisi geliştirebilmek için, Ortadoğu toplumlarına yönelik sahici bir politik bilgiyi ve analizi de üretmesi gerekiyor. Bu sayıdaki ana dosyamız buna kapı açmayı hedefliyor.

Doğan Çetinkaya, Ortadoğu’daki ayaklanmaları anlamak açısından giriş niteliğinde bir yazı ile bu sayıya katkıda bulunuyor. Bu yazı Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da ortaya çıkan isyan dalgasını üç farklı bağlam içerisinde değerlendirerek, Arap Ayaklanmaları içerisinde siyasal ve toplumsal aktörlerin ve bu coğrafyada at koşturan büyük güçlerin iradelerini ve etkilerini değerlendiriyor. Bu giriş yazısını, bölgenin önemli uzmanlarından bir tanesi olan Fulya Atacan ile yaptığımız söyleşi takip ediyor. Okuyucular Atacan’ın söyleşisinde Ortadoğu’da ortaya çıkan ayaklanmaların toplumsal kökenleri ve siyasal arka planı hakkında derinlikli bir analizi okuma fırsatı bulacak. Atacan, Ortadoğu’da ortaya çıkan ayaklanmaları çok farklı veçheleri ile resmettikten sonra bizlere özellikle Mısır’da durumun ne halde olduğuna dair önemli bilgiler sunuyor. Atacan’a göre, Mısır’da Mübarek’in devrilmesiyle başlayan süreç, birçok farklı toplumsal kesimin çıkarlarının rejimin düşmesinde ortaklaşmasıyla başlamıştı. Bu sürece sonradan katılan Müslüman Kardeşler, kötü bir siyasi performans sergileyerek başarısız oldu. Böylece de siyasal mobilizasyonu kırmak için kenarda bekleyen ordunun elini kolaylaştırdı. Mısır şu an Türkiye’nin 12 Eylül’ünü yaşıyor. Filistin’deki gelişmelere odaklanan Erhan Keleşoğlu Filistin sorununda kritik bir aşamaya gelinmiş olduğunun altını çiziyor. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistin’in tanınmasını sağlamaya, böylece dünyanın işgal altında olan bir devletin bağımsızlığa kavuşması için soruna müdahil olmasını sağlama stratejisini hayata geçirmeye çalışıyor. Diğer yandan, Filistin ulusal hareketinin siyasal bölünmüşlüğü ciddi bir zafiyet oluşturmaya devam ediyor. Selefi Cihatçılık ve Rojava Alternatifi arasında Suriye’yi değerlendirdiği röportajında Seda Altuğ dört yıl zarfında yaşanan sürecin bir değerlendirmesini yaptıktan sonra, rejimin ayakta kalabilmesini sağlayan dayanakları, Selefi Cihatçılığın bölgede nasıl kök salabildiğini, Türkiye’nin Selefi Cihatçı gruplarla ilişki üzerinden yürüttüğü Suriye politikasını ve bambaşka bir umut ışığı sunan Rojava deneyimi ve Kobane direnişini analiz ediyor. Ortadoğu söz konusu olduğunda akla ilk gelen isimlerden biri olan Gilbert Achcar’la yaptığımız röportaj, Ortadoğu’da yaşanan devrimci süreci ele alıyor. Devrimci bir ayaklanmayla başlayan ilk safhadan sonra karşı devrimci bir safhaya geçildiğini vurgulayan Achcar, bu sürecin sol ve ilerici güçler adına olumlu seyretmesi için birbiriyle çatışan reaksiyoner kutupların haricinde üçüncü bir alternatifin inşa edilme gerekliliğine işaret ediyor. Ek olarak Suriye Krizi’nde kanın akmasını durduracak her çözümün ehven olacağını vurguluyor. Devlet, şiddet, Ortadoğu’da toplumsal ve siyasal hayat üzerine önemli çalışmaları bulunan Hamit Bozarslan başta Libya, Yemen, Suriye ve Irak olmak üzere Ortadoğu’nun büyük bölümünde devletin krizde olduğunu ve çözülme eğilimine girdiğini belirtiyor. Ancak devletin çöküşü toplumu özgürleştirmemekte, tam tersine toplumsal bir çözülmeyi ve çöküşü beraberinde getirmektedir. Toplumların hızlı bir biçimde parçalandığı ve militarize olduğu bu bağlamda İslam önemli bir sosyal olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Bozarslan’a göre, 2010’ların Ortadoğusu, dinin din adamlarına ve dindarlara bırakılamayacak derecede önemli olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Dosyanın son yazısında Sinan Birdal AKP’nin dış politikasını ve onu belirleyen dinamikleri anlamak için siyasal aktörlerin belirli bir andaki tutumunu ele almanın yetersiz olacağını vurguluyor. Birdal yazısında AKP dış politikasına dair kopuş tezlerini eleştiriyor ve özellikle AKP iktidarının sınıfsal içeriğini anlamaktan aciz solun AKP’yi iktidara taşıyan laik-şeriatçı kutuplaşmasına yedeklenerek nasıl etkisizleştiklerini irdeliyor. Birdal, hem Türkiye’nin siyasi düzenindeki hem de Türk dış politikasındaki sürekliliği vurgulayarak AKP rejiminin eleştirisini kapitalizmin eleştirisine dayandırmanın, mevcut siyasi kutuplaşmanın ötesinde, bağımsız sosyalist bir hareket yaratabilmek için şart olduğunun altını çiziyor.

Olcay Bingöl ve Başaran Aksu ile gerçekleştirdiğimiz röportaj yakın zamanda gündemimizde büyük yer işgal eden Soma ve Yırca’nın ayın iki yüzü olduğunu ortaya koyuyor. Termik santral planını durdurmayı başaran köylü direnişinin örgütlenmesinde aktif rol oynayan Olcay Bingöl ve Soma’da Maden İşçileri Meclisi örgütlenmesinde yoğun biçimde çalışan Başaran Aksu ile yapılan röportaj kırsal alanın dönüşümü, köylülüğün tasfiyesi, işçi sınıf oluşum dinamikleri ve sermayenin enerji politikaları arasındaki bağlantıları ortaya koyuyor ve ‘kızıl-yeşil ittifakın’ toplumsal olanaklarını tartışıyor.

Stefo Benlisoy, Yunanistan’da 25 Ocak seçimlerinde tarihi sıfatını hak eden bir zaferle çıkan radikal sol SYRIZA’nın bu başarısının arkasında yatan dinamikleri irdeliyor. Ülkede krizin egemen olduğu son beş yılda işçilerin, gençliğin, kadınların ve neredeyse tüm halkın sergilediği direnişin yaratıcılığı, kitleselliği ve militan doğasının sadece ülkeye değil krizin ağırlığını hisseden kıtanın tüm emekçilerine ilham verdiğinden bahsederek SYRIZA’nın yükselişinde bu faktörün altını çiziyor. Seçimlerle oluşan siyasal tablonun nasıl sonuçlar üretebileceğinin tartışıldığı yazıda SYRIZA’nın önünde iki seçeneğin olduğuna işaret ediliyor. Ya AB egemenlerinin ve sermayenin tehdit ve şantajlarına boyun eğilerek hükümet, başka biçimde adlandırılmış ya da sunulmuş olsa da, özünde kemer sıkma politikalarının bir biçimde uygulayıcısına dönüşecek. Ya da egemenlerin bu tehditlerine ülke ve kıta ölçeğindeki neoliberalizm karşıtı toplumsal hareketlerin de desteğini alarak bir ‘kopuş’ perspektifiyle yanıt verme yoluna giderek radikalleşecek.

Başlangıç internet sitesinde iş cinayetlerinin önlenmesi için neler yapılabilir sorusu üzerinden başlayan görüş alışverişleri verimli bir yöne evrilerek mütevazı ölçülerde olmakla birlikte bir strateji tartışması hali almıştı. Dergimizin bu sayıdaki ikinci dosyası bu tartışmayı derleyen ve geliştiren yazılardan oluşuyor. Ümit Akçay ve Bert Azizoğlu siyasi iktidar merkezli makro stratejiler ile “kurtarılmış adalar” odaklı mikro stratejiler arasında kalan piyasa-dışı pratikler olarak tarif ettikleri kamusallaştıma siyasetini, somut toplumsal pratikler üzerinden tartışıyorlar. Akçay ve Azizoğlu, böylesi bir siyasal perspektifin sadece talep eden değil, aynı zamanda kurucu bir siyaseti gündeme getirmesi dolayısıyla taşıdığı potansiyellere işaret ediyorlar. Begüm Özden Fırat ve Fırat Genç müşterekleştirme siyasetinin, genel olarak kapitalizmin neoliberal safhasında, özel olarak ise 2008 krizi ardından ortaya çıkan “büyük durgunluk”un ve 2010’larda ortaya çıkan isyanların doğurduğu ikili bağlamda, işçi sınıfını ve ezilenleri güçlendirici bir stratejik hat olarak kurulabileceğini göstermeye çalışıyorlar. Neoliberalizmi temelde işçi sınıfını parçalamayı ve güçsüzleştirmeyi hedefleyen bir sınıf projesi olarak okuyan Fırat ve Genç, sınıfın politik kapasitesinin ancak onun özgüçlenmesine yol açacak pratiklerle tersine çevrilebileceğini iddia ediyorlar. Zafer Ülger ise gerek tarihsel referanslarıyla gerekse de sosyalist düşünce içerisindeki yeriyle kamulaştırma, kamusallaştırma, müşterekler, toplumsal mülkiyet, özyönetim tartışmalarının güncelliğini gösterirken, Caferağa Mahalle Evi’nin polis zoruyla boşaltılması örneğinden hareketle ortak mülkiyet ve müşterekleştirme pratiklerinin açabileceği siyasal alana işaret ediyor. Barış Yıldırım’ın yazısı ise mahalle forumları ve işgal evlerinde deneyimlenen doğrudan demokrasi esaslı öz örgütlenme modelini tartışıyor, bu pratiklerin bir muhasebesini sunuyor. Yıldırım aynı zamanda buralarda elde edilen deneyimi emeğin öz örgütlenme ve müşterek alanlarına da tercüme edilebileceğine işaret ediyor. Bu dosyanın son yazısında Sinan Yıldırmaz, entelektüel/fikrî mülkiyet olarak isimlendirilen ve günümüz piyasa ilişkileri içerisinde kapladığı yer açısından “yirmi birinci yüzyılın petrolü” olarak tarif edilen bir alanda yaşanan “ikinci çitleme hareketi”nden esinlenerek kamusal mallar ve entelektüel faaliyet alanları arasındaki ilişkiyi sorguluyor.

 

Bulunduğu kategori : Duyurular

Yazar hakkında

İlgili Yazılar