Barış için Herkes -

Farklı barış inisiyatifi ve bireylerin, “Barış için Herkes” ismiyle yaptığı çağrıyla gerçekleşen toplanma 10 şubat’ta Şişli Kent Kültür merkezinde yapıldı. Barış için akademisyenler, edebiyatçılar, hukukçular, sağlıkçılar, gazeteciler, tiyatrocular, turist rehberleri, emekliler, eczacılar, mali müşavirler gibi meslek isimleriyle anılan inisiyatiflerin yanı sıra “Barış için kadın girişimi”, “Beyaz bayrak inisiyatifi”, “Çözüm yerinde inisiyatifi” ve “Barikat taraftar grubu” gibi yirmiye yakın farklı inisiyatif bu toplanmada rol ve söz aldı. Hafta içi olmasına rağmen, sekiz yüz kişi kapasitelik salon doldu, bin beş yüze yakın olduğu söylenen kalabalık oturma sıralarından taşarak ayakta, yerlerde oturarak takip etti toplantıyı. Salonun güvenliğini sağlama konusunda sorumluluğu Güvenlik-Sen’den üyeler ve inisiyatifin gönüllüleri almıştı. Uzun kuyruklar oluşmasına sebep olan ayrıntılı bir üst baş araması ve elektronik taramanın toplantının geç başlamasına sebep olması, insanlarda tepkiye yol açmadı. Aksine, insanlar uzun zamandır barış eylemlerinde yitirdikleri güvenlik duygularını sağladığı için bütün bu önlemlerden memnun görünüyordu. Kürsü konuşmalarının yanında araya serpiştirilmiş dans ve müzik gösterileri de sanatçıların bu inisiyatifteki önemli yerine işaret ediyordu. 10 Şubat toplanması Batı’da Kürt sorununda barış isteyenlerin hiç de yalnız olmadığını gösteren bir gece olarak belleklerimizde kazınırken bu gecenin üzerinden Batı’da barış mücadelesi üzerine bazı izlenimlerimi aktarmak isterim.

7 Haziran’ın hemen öncesi ve sonrasında ateşkes sürecinin bitimiyle sadece Kürt özgürlük hareketine değil onunla yan yana durmak isteyen ya da barış sürecinin devam etmesini isteyenlere dönük ardı ardına büyük saldırılar yaşadık. 7 Haziran sonrası, Barış için sokağa çıkmanın bedelini insanlar sadece polis şiddeti ve yasal kovuşturma olarak değil aynı zamanda Ankara ve Suruç’ta olduğu gibi İşid tarafından patlatılarak, faşist güruhlar tarafından linç edilerek ödedi. İnsanlar sıradan barış toplanmalarına yakınlarıyla helalleşerek gider oldu. Ankara katliamının ertesi ya da Cizre’de yaralıların infazı gibi toplumsal vicdanı ağır yaralayan olayların ertesinde bile Batı’da sokağa çıkanların sayısı binleri bulmadı. Diğer yandan hem akademisyenlerin barış için imzaları arkasından gelen destek ve bu destekle beraber oluşan “barış için herkes” toplanması bile bu gün Kürt sorununda barış isteyenlerin gücünü ölçmenin yolunun kitle gösterilerine katılan insanlara bakarak çıkarılamayacağını bize gösteriyor. 7 Haziran sonrası ardı ardına gelen katliamların insanları eylemlere katılmaktan alıkoyması normal karşılanabilir, fakat bugün görmemiz gereken bu baskıcı şok dalgası diğer hedefine ulaşamadı; insanların zihinlerini bulandırıp, barış özlemini akıllardan ve yüreklerden çıkarmayı henüz başaramadı.

Bugünlerde sıkça yapılan 1990’lara dönüş metaforu barış isteyenleri tarif etmek açısından yeterli görünmüyor. 1990’larda Kürtlere karşı topyekun bir savaş yürütülürken küçük azınlıkları dışarıda bırakırsak Batı’da sol dâhil büyük çoğunluk paralel evrenlerde yaşıyordu. Bugün hissettiğimiz çaresizlik duygusunun bile çelişkili de olsa bu anlamda barış isteyenlerin bu dönemde kazandığı güçle ve bilinçle ilgili olduğunu düşünüyorum. İki yıl süren ateşkes sürecinin getirdiği çatışmasızlık ortamı, Gezi direnişi ve Hdp’nin Türkiyelileşme hamlesi sonrası Kürtlerle açılan köprücükler savaş lobisinin şok dalgalarıyla ortadan kaldırmak istediği hafızayı oluştururken bu dönem barış hareketi açısından unutmamamız gereken bir zenginlik oluşturmayı sürdürüyor.

Savaş lobisi sadece silahlı güçlere karşı bir savaş yürütmüyor aynı zamanda barış isteyenlere karşı da psikolojik ve fiziksel bir savaş yürütüyor. Nasıl savaşan güçler birbirlerinin hamlelerinden öğreniyorsa kitlesel bir barış hareketi yaratmak isteyen bizlerin de öğrenmesi gerekir. Büyük toplantılar ya da gösteriler yapmayı hedefliyorsak, 10 Şubat gecesinin güvenliğini alan Güvenlik-sen ve gönüllülerin gösterdiği titizlikte olmak gerekir. Kitlesel gösterileri yapmaya gücümüz yoksa ev ev, mahalle mahalle, işyerlerimizde, sendikalarımızda barışı örgütlemek, ortak bir dil inşaa etmeye çalışmak, barış için dayanışmacı, yaratıcı eylemler geliştirmemiz mümkün. “Barış için herkes” toplantısına katılan 20’ye yakın inisiyatif ve bireyler bunun potansiyelini ortaya koyuyor. Kuşkusuz bunların çoğu “barış için akademisyenlere” destek için hızlıca oluşturulan şu an kendi alanlarında önemli bir toplamı ve deneyimi ifade etmiyor olabilir. Ama nasıl “Barış için akademisyenlere” yapılan saldırı “barış için herkes” örgütlenmesini ve dayanışma duygusunu kışkırtıyorsa ya da “Barış için kadın girişimi” nin cesur eylemleri geri kalana ilham duygusu veriyorsa, bütün bu parçalı alanların her birinde verilecek güçlü bir barış direnişi ve örgütlenme diğer alanların inancını ve örgütlenmesini de arttıracaktır. “ Barış için herkes” inisiyatifi de bunu başarabilme yönünde moral verici bir adımdı. Umarım bu gecenin enerjisi sadece merkezi işler yapmak yolunda bitmeyen tartışmalara akmak yerine öncelikle barış isterken kendini yalnız hisseden diğer buluşamadıklarımızla buluşmamıza, deneyimlerimizi paylaşacağımız, dayanışma ilişkileri geliştirebileceğimiz, ortak ağları oluşturmamıza yardımcı olur.

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar