Barış için acele edelim -

 

Geçici hükümetin IŞİD konusunda “takla atarak” ne yapmaya çalıştığı konusu öyle pek fazla spekülasyonu kaldırmayacak bir açıklıkta. “IŞİD ile mücadele”, “teröre karşı savaş” nidalarıyla demokratik hak ve özgürlüklere karşı topyekûn bir saldırının, Kürtlerin demokratik kazanımlarına karşı yeni bir militarist hamlenin kaldıracı haline getirilmeye çalışılıyor.

Kabul edelim: Bütünlüklü, süreklileşmiş, toplum nezdinde görünür, kitlesel bir barış hareketinin yaratılmasını acil bir görev olarak önümüze bir türlü koyamayışımızın yarattığı boşluk nedeniyle AKP yıllardır “havuç ve sopa” siyasetinde nispeten kolayca başarılı olabildi. Tam da bu zaafımız nedeniyle bugün Erdoğan’ın yeni savaş çığırtkanlığını çaresizlikle izliyoruz.

AKP’yi geçmiş “müzakere” ya da “çözüm sürecinde” güçlü kılan, Türkiye’nin batısında onu sıkıştırıp Kürt hareketinin talepleri karşısında geri adım atmaya zorlayacak toplumsallaşmış bir barış hareketinin yokluğuydu. Kürt hareketinin meşru taleplerini Türkiye’nin batısındaki kamuoyuna aktarıp çoğaltacak bir barış hareketi inşa edilemediği için barış, AKP’nin faydacı günübirlik hamlelerinin rehinesi olarak kaldı.

Milliyetçi-şoven hezeyan karşısında toplumsal bir bariyer oluşturacak, Kürtlerin meşru taleplerini batı kamuoyu nezdinde önce anlaşılır, sonra da sahiplenilir kılabilecek ve savaşın bitmesi, silahların susması için basınç oluşturacak bir savaş karşıtı hareketin eksikliği, Kürt meselesinin tabir caizse “sünmesinde” ve savaş halinin devamında belirleyici oluyor.

Oysa savaş tercihinin muktedirler için siyasal anlamda “maliyeti ağır” bir seçenek haline gelmesi, ancak birleşik (yani farklı politik kaygılardan hareket etseler de barışa dönük acil-yakıcı-somut birkaç talep etrafında ortaklaşabilecek kesimleri seferber edebilecek) bir barış hareketinin yaratılmasıyla mümkün.

Dostlar alışverişte görsün kabilinden arada bir gerçekleştirilen ve herkesin kendi bayrağını sallamayı ve kendi sloganlarını atmayı görev bildiği eylemler değil, belli bir sürekliliği olan, üzerinde uzlaşılabilecek birkaç taleplik bir hattı ortaya koyan bir “harekete”, barış eksenli bir birleşik eylem zeminine bugün her şeyden çok ihtiyacımız var. Özellikle batı bölgelerinde geniş toplumsal kesimleri seferber etmek, savaş tercihinin yarattığı huzursuzluğa siyasal ifade kanalları oluşturmak gerekiyor. Bunu ancak “sen ben bizim oğlan/kız” solculardan ibaret olmayacak, anlaşılır ve makul bir talepler zemininde daha geniş kesimleri harekete geçirebilecek kapsayıcı bir barış hareketiyle başarabiliriz.

Barış Bloku böyle bir kitlesel, toplumun geniş kesimleri nezdinde tanınır bir barış hareketinin yaratılması için önümüze ciddi olanaklar koyuyor. Onu sadece solun birliğinden ibaret olmayacak, yani bildik bir platform görüntüsü vermeyecek, kendi amblemi ve talepleriyle kamuoyunun karşısına çıkacak bir bloğa pekâlâ dönüştürebiliriz. Böyle bir “cephenin” mümkün mertebe “bağımsız” ve bireysel katılıma açık olması, yerelleşmeye müsait esnek ve katılımcı-deokratik bir karar alma mekanizmasına sahip olması önemli.

Aslında Türkiye’de barışı isteyen çok ciddi bir toplumsal birikim var. Bu karanlık günlerde önemli olan belli bir serinkanlılıkla bu birikimin bütün encamıyla kendini açığa çıkarmasını sağlayacak mecra ve formları ortaya koyabilmek. IŞİD’le çatışmayı barışa ve demokratik özgürlüklere saldırının kılıfı haline getiren, “terörle savaş” kartına oynayan hükümetin bu tehlikeli fırsatçılığı karşısında paralize olmamak, kitlesel, meşru, demokratik, birleşik bir muhalefet zemini yaratmak bu nedenle şart.

Karamsarlığın, korkunun bizi teslim almasına izin vermemeliyiz. Hükümetin “topyekûn savaşı” sürdürülebilir değildir, karşı karşıya olduğu yönetememe krizinin bir ifadesidir. Bu yüzden de çelişkileri hızla kendini belli edecektir. Sabırla, cesaret ve sebatla yaygın, kitlesel, demokratik bir barış hareketini örmeli, bu barış hareketiyle savaş aygıtını işlevsizleştirmeye soyunmalıyız.

1 Eylül’de belki milyonları sokağa döküp zirve noktasına varacak uzun erimli, yaygın, birleşik, geniş bir barış kampanyasını örgütlemek mümkün. Saldırılar karşısında tepki vermek elbette önemli ama günübirlik reaksiyoner eylemlerin yetersiz olduğu da açık. Önüne belli bir vadeyi koyan, sistemli, yerelleşen bir barış hareketine ihtiyaç var. Mutad basın açıklamaların ötesine geçebilecek meşru, barışçıl, kitlesel eylem biçimleri ve bunların orta vadede sistemli bir biçimde planlanıp örgütlenmesi kaçınamayacağız bir görev.

Barışı muktedirlerin (somutta Erdoğan diye okuyun) kapris ve hevesine terketmenin bedelini çok ağır bir biçimde ödüyoruz. Aynı hatada bir kez daha “yıkanmak” gibi bir lüksümüz yok. Hızla ama elbette sabırlı ve mümkün mertebe serinkanlı bir acelecilikle hepimize nefes aldıracak, savaş tercihinin toplumsal meşruiyetini dağıtacak, savaş aygıtını paralize edecek bir barış hareketini örmeye girişmeliyiz.

Unutmayalım, aslında sandığımızdan çok daha güçlüyüz…

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar