Avrupa Kalesi ve Göçmenler için bir Akdeniz Mezarlığı – Cinzia Arruzza -

18 Nisan’ı 19 Nisan’a bağlayan gece, Libya’nın 70 mil kuzeyinde Akdeniz’de Güney Avrupa sınırına ulaşmaya çalışan ve 950 göçmeni taşıyan bir gemi battı. Bu sadece Akdeniz’de göçmenlerle ilgili en büyük trajedi olmakla kalmıyor, aynı zamanda uzun bir dizi ölümler silsilesinin de son örneğini oluşturuyordu: 1993 ve Kasım 2012 arası 14,600; bu son trajediden önce Ocak 2014’ten Nisan 2015’e kadar geçen bir yılı biraz aşkın süre içinde 900 ölüm.

700 ila 900 kişinin ölümünün yarattığı öfke, üzüntü ve utanç duyguları karşısında bu rakamları ve verileri sıralamak zor geliyor. Fakat salt duygusal bir tepkiyle yetinmenin riski, bir süre sonra çok uzaktaki güvenlik ve refah rüyasına ulaşmak isterken açlıktan ölen, donan ya da bu sefalet koşullarındaki gemilerde boğulan insanlar hakkındaki haberlerin, gündelik hayatımızın olağanlığına girip bizi uyuşturmasıyla sonuçlanmasıdır. Öyleyse hissizleşmeden kaçınmak için olayı anlamamız gerekmektedir. Anlamamız gereken ilk şey Afrika ve Orta Doğu’dan gelen göçmenlerin savaşlardan ve mutlak yoksulluktan kaçarken Akdeniz’de açlık, susuzluk, hipotermi (vücut ısısının düşmesi), şiddet ve deniz kazası nedeniyle ölmelerinin en baştaki sorumlusunun Avrupa Birliği olduğudur.

Hayatını kaybeden göçmen sayısı 2003 yılından itibaren belirgin bir biçimde artarak 2011 yılında en yüksek noktaya ulaşmıştır: bu sayı 1993 ve 2001 arası yılda 500 kişinin altındayken sadece 2011’de 2500 göçmen ölmüştür. Bu belirgin artış tesadüfi değildir. Daha ziyade Avrupa Birliği’nin göçü kontrol altına almak için uyguladığı belirli politikaların sonucudur. Bu süreç 2002 yılındaki Sevilla zirvesinde Avrupa Konseyi’nin göçmen akımlarının ortak yönetimi kararını almasıyla başladı. Ancak belirleyici adımlar 2004 yılında mülteci kamplarının Avrupa dışında kurulmaya başlanmasıyla (Avrupa hükümetleri ilk iltica anlaşmalarını Libya ile yaptılar) ve Avrupa Konseyi’nin 2005’te faaliyete başlayan Avrupa Birliği Üye Devletlerinin Dış Sınırlarının Yönetimi için Operasyonel İşbirliği Ajansı, Frontex’i kurmasıyla atıldı.

Başka görevlerinin dışında Frontex AB devletleri arasında operasyonel sınır güvenliğinin koordinasyonundan, sınır muhafızlarının eğitimine yardım etmekten ve artan göç akımları anlarında operasyonel ve teknik olarak AB devletlerine yardım etmekle sorumludur. Moritanya, Senegal ve İspanya ya da Libya ve İtalya arasındakiler gibi AB üyesi ve AB üyesi olmayan devletler arasında ikili anlaşmalar sadece Frontex’in AB üyesi olmayan devletlerin topraklarında uygulanmasına yol açmamış fakat aynı zamanda aynı AB üyesi olmayan devletlerin Akdeniz’deki devriye operasyonlarına katılmalarına yol açmıştır. AB üyesi olmayan devletlerin bu ikili anlaşmalara ve göç akımlarını kontrol etme, bastırma ve disiplin altına alma katılımlarının AB tarafından kendilerine sunulan ithalat-ihracat anlaşmaları veya ortak girişimlerle zımnen satın alındığını zikretmek önemlidir. AB kurumlarının ve ana akım medyanın Frontex’i, asli amaçlarından birisinin Avrupa sınırlarını tehlikeli koşullar altında geçmeye çalışan göçmenleri korumak olan bir kurum olarak sunma çabalarına rağmen hakikatte Frontex AB’nin sınırlarını koruyan, AB sınırları dışında kamplar yöneten ve kelimenin gerçek anlamıyla göçmenleri Avrupa dışında tutan veya Avrupa emek piyasasının çıkarlarına göre göç akımlarını düzenleyen AB’nin askeri elinden başka bir şey değildir. Human Rights Watch’un bir raporunda vurgulandığı üzere:

Frontex’in kendisinin bir ‘aktörden’ ziyade ‘koordinatör’ olduğunda ısrarına rağmen hızla AB göç politikasının uygulanmasında kilit bir role sahip güçlü bir aktör haline gelmiştir. Bu gelişimi yansıtacak biçimde son yıllarda Frontex bütçesi astronomik oranda büyümüştür. 2004’teki 6,2 milyon avrodan Frontex bütçesi 2010 yılında 88 milyon avrodan fazlasına (ya da 120 milyon ABD dolarına) çıkmıştır.

Frontex’in ortak denizcilik operasyonlarının çoğunun amacı, göçmen taşıyan deniz taşıtlarının Avrupa sınırlarına ulaşmasını engellemek. Bu sadece sığınmacıların AB topraklarında geçerli olan usul haklarına erişimlerinin önünü kesmekle kalmıyor, aynı zamanda deniz kazası ihtimalini de hayli yükseltiyor.

 

Üstelik, Frontex’in parçası olduğu ortak operasyonlarda ya da Frontex’in mevcut olduğu operasyon alanlarında gerçekleşen insan hakları ihlallerini soruşturmaya yönelik net bir mekanizma da bulunmuyor. Hatta bazı durumlarda Frontex’in doğrudan, insan haklarının açıkça çiğnendiği eylemlerde yer aldığı bilinmekte. Örneğin Frontex, göçmenlerin uluslararası insan hakları standartlarına aykırı koşullardaki gözaltı merkezlerine aktarılmaları ve bu merkezlerde tutsak edilmeleri için ulusal yetkililerle işbirliği yaparak insan haklarını çiğnemektedir.

 

Son yıllarda Akdeniz’de gerçekleşen gemi kazalarındaki ve göçmen ölümlerindeki korkunç artış, Frontex eliyle uygulamaya konulan Avrupa Birliği göçmen politikalarıyla doğrudan ilgilidir. Bu ölümler asla kaza değildir; toplu katliamdır.

 

http://www.publicseminar.org/ sitesinden çevrilmiştir.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar