Anti-Güvenlik: Bir Bildiri – Mark Neocleous ve George Rigakos -

 

İç Güvenlik Yasasının çıkmasıyla beraber güvenlik ve kapitalizm arasındaki ilişki yeniden güncel bir anlam kazandı. Polis ve güvenlik hakkındaki çalışmaları Türkçe’ye de çevrilen Mark Neocleous’un, George Rigakos ile birlikte kaleme aldığı aşağıdaki bildiri, Anti-Güvenlik (Anti-Security) isimli derlemenin girişinde bulunmaktadır. Polis ve güvenlik konuları üzerine çalışan bir grup Marksist akademisyenin çalışmalarını içeren bu derleme yakında, H2O yayınevi tarafından Aslı Silahdaroğlu’nun çevirisi ile Türkçe’ye kazandırılacaktır.

Basitçe söylemek gerekirse bu projenin amacı güvenliğin, bir yanılsama olduğunu unutmuş olan bir yanılsama olduğunu göstermektir. Daha az basitçe söylersek, güvenlik tehlikeli bir yanılsamadır. Neden “tehlikeli”? Çünkü siyasetin önünü tıkamaya başlamıştır: Güvenlik söylemine ne kadar yenik düşersek, sömürü ve yabancılaşmaya dair o kadar az şey söyleyebiliyoruz; güvenlikten ne kadar çok bahsedersek, özgürleşmenin maddi temelleri hakkında o kadar az şey konuşabiliyoruz; güvenlik fetişinde ne kadar pay sahibi olursak, birbirimizden o kadar yabancılaşıyoruz ve inzibat güçlerinin kullanılmasında o kadar suç ortağı oluyoruz.

İlk meselemiz buraya nasıl geldiğimizi tüm teferruatıyla anlatmak; bunun ne denli zarar verici olduğunu göstermek daha büyük bir mesele; bunları radikal, eleştirel ve özgürleştirici bir siyasete katkı yapacak şekilde yapmak daha da büyük bir mesele. Ancak bu sorunun üstesinden gelmek ve bunu kolektif olarak yapmak gerek. O nedenle başlangıç olarak aşağıda Anti-Güvenlik siyaseti hakkında bir bildiri sunuyoruz.

Güvenlik sorunsalını gizleyen, şeyleştiren ve sadece gücünü arttırmaya yarayan tüm sahte ikilikleri yadsıyoruz. Dolayısıyla aşağıdaki ikilikleri reddediyoruz:

Güvenliğe karşı Özgürlük: Liberal geleneğin kurucularının –yani burjuva ideolojisinin kurucularının –  eserlerinde özgürlük güvenliktir ve güvenlik özgürlüktür. Yöneten sınıf için, güvenlik her zaman özgürlükten üstün olmuştur ve öyle olacaktır çünkü ‘özgürlüğün’ güvenlikle aynı ağırlıkta olduğu asla düşünülmemiştir. Özgürlük her zaman güvenliğin avukatıdır.

Özele karşı Kamu: Hesap verebilirlik, yasal statü, tek tipleştirme veya gücün meşru kullanımı hakkında hiçbir post-hoc yargı kararı kamusal [ç.n. public] polisle  özel polisin, devlet ordusu ile paralı ordunun, şirket ile hükümet güvenliğinin veya ulus aşırı şirketler ile uluslararası ilişkilerin tarihsel birlikte-işlerliğini bozamaz. Kamusal alan özel alanın işini görür, sivil toplum devletin işin görür. Bu nedenle sorun ‘özele karşı kamu’ veya ‘devlete karşı sivil toplum’ değildir, burjuva şiddetinin bütünlüğü ve pasifikasyonun güvenlik adına hangi araçlarla meşrulaştırıldığıdır.

Zorlayıcı olana karşı Esnek olan: Muhalefeti bastırmak için zorlayıcı inzibat yerine esnek inzibat; yerel ve yerli direnişinin kökünü kazımak için zorlayıcı müdahale yerine esnek müdahale; küresel emperyal hegemonyayı dayatmak için zorlayıcı güç yerine esnek güç. Bu tür inşa edilmiş ikilikler, bizi sermaye adına yürütülen evrensel pasifikasyonu görmekten alıkoyan sınıf şiddetinin bütünlüğünün farklı yüzlerinden başka bir şey değildir.

Medeniyete karşı Barbarlık: Aydınlanma’dan sonra medeniyet tarihi ücretli emeğin tahkimatı, emperyal tahakkümün kültürel ve maddi olarak dayatılması ve sınıf savaşının şiddetidir. ‘Standart medeniyet’ biçimindeki Hukuk’un üstünlüğü bu projenin merkezindedir. Medenileştirmek polis iktidarını etkinleştirmektir. ‘Medeniyet’ kapitalist ilişkilerin dayatılmasının yasasıdır, bu da demektir ki burjuva medeniyeti barbarlıktır.

Yabancıya karşı Yerli: Güvenliğin en büyük zorbalığı ”öteki”nin inşa edilmesindeki ısrarıdır. Güvenlik hem dâhili yerli hem de harici yabancı tehditler yaratır, bunlar da devlet aklının [ç.n. raison d’état] zeminini oluşturan korku ve bölünmeyi yaratırlar.  Yurtdışındaki tebaanın sömürgeci pasifikasyonu, kısa bir zamanda anayurttaki tebaanın yurtiçinde pasifikasyonuna dönüşmüştür. Yeni uluslararası inzibat inisiyatifleri yurtiçi güvenliğin militarizasyonunun bir laboratuvarından başka bir şey değildir. ‘Terörle savaş’ cihatçılarla barışseverleri, feministlerle İslamcıları, sosyalistlerle suikastçıları bir tutan, sürekli ve çok cepheli bir saldırıdır. Bunların birbirinden farklı olduğunu iddia etmek lüzumsuzdur çünkü kapitalist devlet her yöne karşı güvensizdir.

9/11 öncesi ve sonrası: Bir konuda net olalım: 11 Eylül 2001’de 3000 kişinin öldürülmesi korkunçtu, ama hiçbir şeyi değiştirmedi. Değiştirdiğine inanmak unutmak için yapılan kasti bir davranıştır. Saldırıdan sonraki günlerde hızlandırılan güvenlik aygıtı, sınıf savaşının alanının değiştiği on yıllar boyunca zaten inşa edilmekteydi.  Yeni ‘savaş’ın –bu kez terörle savaşın- hedefleri yeni değildi. ‘Güvensizlik’ çığlığı yine iki tanıdık taleple yanıtlandırılıyordu: siz tüketin, biz yok edelim. Disneyland’e gidin, bırakın devlet kuşaklardır yürütmekte olduğu işi devam ettirsin. 9/11’in başardığı bir şey varsa, o da güvenliği tartışılmaz hale getirmektir.

İstisnai ve Normal: Bu istisnai bir durum değildir. Güvenlik adına insan haklarını çiğneyen kapitalist devlet normaldir. Birikim adına şiddet eylemleri gerçekleştiren yöneten sınıf normaldir. Söz dinlemeyen tebaayı disipline etmek ve cezalandırmak için yeni teknikler icat etmek normaldir. Suikastlar, sivillerin bombalanması, yargısız infazlar… normal, normal, normal. Ve unutmadan: Liberallerin bunları gerekçelendirmeye bayılıyor olması? Normal.

Bizce bugün güvenlik:

  • Burjuva toplumunun yüce kavramı olarak işler,
  • Söylemi sömürgeleştirir ve radikal olmaktan çıkarır: açlık gıda güvenliğine, emperyalizm enerji güvenliğine, küreselleşme tedarik zinciri güvenliğine, refah sosyal güvenliğe, kişisel koruma ise özel güvenliğe dönüşür. Güvenlik özünde komünal olan her şeyi burjuvalaştırır. Bizi doğalında toplumsal olan tüm çözümlerden yabancılaştırır ve devlet rasyonalitesinin, şirket çıkarlarının ve kişisel egoizmin dilinden konuşmaya zorlar. Paylaşmak yerine izdiham yaratır birbirimizi ezeriz. Yardım etmek yerine bağımlılıklar yaratırız. Başkalarını doyurmak yerine, açlıktan ölmelerine izin veririz… Hepsini güvenlik adına yaparız.
  • İşçilerin sömürülmesi, yabancılaştırılması ve yoksullaştırılmasında kilit rol oynayan özel bir metadır. Kendini diğer tüm metaların içerisine sokarak, bizi özümüz itibariyle güvensiz yapan sömürüyü yoğunlaştırmak ve dikkatimizi bu sömürünün maddi koşullarından uzaklaştırmak için daha da fazla risk ve korku üreterek, kendi fetişini yaratır. Gelip geçici güvensizliklerimizi kapitalist ilişkiler içerisinde kalıcılaştırır. Sadece devrim yoluyla kazanılabilecek olanın yerini tüketim yoluyla doldurmaya çalışır.

Bu Bildiri’yle yaptığımız davet şudur:

  • Güvenlik gerçekte ne ise adını ona göre koyalım,
  • Siyasi söylemin güvenlikleştirilmesine karşı koyalım,
  • Güvenliğin otoriter ve gerici doğasına meydan okuyalım,
  • Güvenlik siyasetinin, özgürleştirici siyaseti bir polis silahına dönüştürdüğü süreçte dikkati maddi koşullar ve sorunlardan nasıl uzaklaştırdığına işaret edelim,
  • Bizi burjuva güvenliğinin ve onun inzibat güçlerinin dar ufkunun ötesine taşıyacak alternatif bir siyasi dil için mücadele edelim…

 Kasım 2010

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında