Alternatifsizliği ve teslimiyeti alaşağı etmek! -

 

Syriza hükümeti ve başbakan Çipras’ın ABve IMF karşısında 13 Temmuz’daki teslimiyetiyle ülke siyasetinde dengeler bir anda değişmiş, on gün önceki referandumda halkın “hayır” oyu vermesiyle tüm kıtada bir direniş sembolüne dönüşen ülke, yeniden AB ve IMF’nin kemer sıkma siyasetlerine teslim olmuştu. Çipras hükümeti bu dönüşün ardından gelişen süreçte, AB ve alacaklı kurumlarla yapılan anlaşmaları meclisten geçirmek için giderek daha fazla, memorandum yanlısı yıpranmış neoliberal partilerin desteğine yaslanmak durumunda kalmıştı. Dahası Syriza’nın parlamentodaki grubunun neredeyse üçte biri, bu oylamalarda karşı oy kullanmaya başlamıştı. Bu koşullar altında Çipras’ın istifa ederek muhtemelen 20 Eylül’de gerçekleştirilecek erken seçime yönelmesiyle siyasetin temposu yeniden hızlanmış oldu.

Syriza liderliği üçüncü memorandum anlaşmasını imzalamak zorunda kalmasını, mevcut güç dengeleri içerisinde alternatifin olmadığını, aksi durumun emekçiler için çok daha kötü sonuçlar üreteceğini ve drahmiye dönüşün sorunları arttıracağını iddia ederek savunuyor. Memorandum anlaşmasının çatlaklarından, boşluklarından istifade ederek halk yanlısı bir siyaset izlemeye çalışacağını, her durumda memorandum yanlısı partilerin iktidarlarından daha olumlu sonuçlar yaratacağını iddia ediyor. Hasılı SYRIZA yönetimi, sol reformizmin neoliberal çağda düştüğü “reformsuz reformculuk” tuzağını bir adım daha ileriye taşıyarak kendisine, “kemer sıkma politikaları”ndan memnun olmayan, sonuçlarından içi sızlayan ama neticede bunları daha dürüst ve halk yanlısı uygulamakla sınırlı bir rol biçiyor. Elbette Syriza liderliği bu durumun geçici olduğunu ve Avrupa’daki güç dengelerinde (mesela İspanya ve Portekiz’deki seçimlerin “sol” lehine sonuçlanmasıyla) olumlu bir dönüşüm gerçekleştiğinde hareket alanının genişleyeceğini, borcun sürdürülebilirliği tartışmasının nihayet açıldığını ve uluslararası planda Yunanistan halkına büyük bir sempati dalgası oluştuğunu vurguluyor.

Neden şimdi seçim?

Çipras kanadının erken seçim kararı almasının ardında iki unsur var. İlk olarak Syriza liderliği imzalanan üçüncü memorandumun ağır şartlarının etkilerinin gündelik yaşamda hissedilmeden önce bir seçime giderek Çipras kartından istifade etmek istiyor. Memorandum anlaşmasının, başta kırdaki çiftçiler, emekliler ve çalışanlar olmak üzerine toplumun çok geniş kesimleri için oldukça olumsuz sonuçlar doğurması kaçınılmaz. Bu bağlamda referandumun hemen sonrasındaki performansıyla ciddi soru işaretleri yaratmış olsa da, henüz kamuoyundaki popülerliğini koruyan Çipras kartını şimdi oynamak en akıllıcası. Öte yandan ülkede hâlâ krizin yaratıcısı ve sorumlusu olarak görülen memorandum yanlısı muhalefet partilerinin inandırıcılık buhranlarını aştıklarını söylemek mümkün değil. Syriza liderliği işte bu koşullardaki bir seçimden yıpranmış olmasına, stratejik yönelimi büyük yara almış olmasına rağmen galip çıkmayı, hatta tek başına iktidar olmayı hedefliyor.

Erken seçim kararında rol oynayan diğer önemli faktörse SYRIZA içerisinde artan siyasal huzursuzluğun olgunlaşamadan, kendisini siyasal olarak ifade edemeden ıskartaya çıkarılmasına dayanmakta. Çipras yıldırım seçimle, henüz örgütlenmesini tamamlayamamış muhalefetin, kendisine alternatif yaratacak, bilhassa 5 Temmuz referandumunda %61’le “hayır” oyu vermiş kitlelerin temsiliyetine soyunacak, kendi solunda bir seçenek oluşturmadan marjinalleşmesini umut ediyor. Bundan ötürü Eylül ayındaki parti kongresini dahi beklemeden partideki bölünmeyi hızlandıracak böylesi bir adım atmayı tercih etti.

Solda hareketlilik ve Halk Birliği

Geçtiğimiz günlerde, erken seçim söylentilerinin de yaygınlaşmasıyla 25 Syriza milletvekili, partiden ayrılarak Halk Birliği adı altında bir meclis grubu kurdu. Grubu oluşturan milletvekillerinin büyük çoğunluğu parti içi muhalefetin ana gövdesini oluşturan Sol Platform üyeleri. Öte yandan Halk Birliği’nin henüz oluşumunu tamamladığı söylenemez. Bir yandan, grubun sözcüsü Panagiotis Lafazanis’in deyimiyle Syriza’dan “ikinci bir dalga” katılım beklenmekte. Örneğin Syriza’dan daha önce istifa etmiş Yunanistan Komünist Örgütü (KOE) mensubu vekillerin de katılımı söz konusu olabilir. Bu olası katılım dalgasının en büyük hedefiyse meclis başkanı ve Syriza’nın popüler isimlerinden Zoi Konstantopulu. Eğer süreçte bir değişiklik olmazsa Konstantopulu’nun erken seçim kararının kesinleşmesiyle birlikte görevinden ayrılarak Halk Birliği saflarına katılacağından bahsediliyor. Çipras’ın memorandumu imzalamasını takip eden süreçte partinin siyasal ve programatik hedeflerini savunmasıyla öne çıkan Kostantopoulou’nun katılımı Halk Birliği’ne önemli ivme katacaktır. Öte yandan ülkedeki solun, ta Nazi işgalindeki direnişe dayanan, sembol isimlerinden Manolis Glezos’un da birliğe katılması söz konusu. Bu tür katılımların artmasının, Syriza’nın solu temsil etme ve sol adına konuşma kapasitesini ciddi biçimde örseleyeceği kesin. Eski Maliye bakanı Varufakis gibi bir dizi önemli figürün de başka bir siyasal oluşuma katılmasalar da seçimlerde Syriza listelerinde yer almayı tercih etmemelerinin de Syriza’yı olumsuz etkileyeceğini ekleyelim.

Öte yandan Syriza’da meydana gelen bu kopuş meclis dışındaki solda da bir hareketlenmeye yol açmış durumda. Çipras’tan önce Syriza’nın genel sekreterliğini yürütmüş Alekos Alavanos’un Plan B oluşumu büyük ihtimalle Halk Birliği listelerinden seçime katılacak. Meclis dışındaki solun en önemli temsilcisi antikapitalist ittifak Antarsya’da ise Halk Birliği hamlesine ne yanıt verileceği hususunda bir belirsizlik hüküm sürmekte. Antarsya tüm bu süreç boyunca bir yanıyla Syriza liderliğinin sınıf işbirlikçisi-hükümetçi çizgisine en sert eleştirileri yöneltirken öte yandan toplumsal hareketler içerisinde veya referandum gibi kritik dönemeçlerde Syriza tabanıyla sekter olmayan bir temelde ortak hareket edebilme yetisini gösterebilmişti. Halihazırda ittifakın bazı bileşenleri Halk Birliği ile seçime ortak gidilmesinden yanayken ittifakın en önemli unsuru Yeni Sol Akım (NAR) ve Sosyalist İşçi Partisi şimdilik beklemeyi tercih etmekte. Antarsya daha kısa bir süre önce solun diğer kesimlerine ortak mücadele çağrısında bulunmuş ve çağrıda AB’den ayrılmayı hedefleyen “kopuşçu” bir siyasal çizgi vurgulanmıştı. Antarsya’nın Syriza’nın solunda oluşacak ve 5 Temmuz referandumunda “hayır” oyu vermiş kitlelerin sözcülüğüne soyunan bir seçim ittifakının oluşumu ve programatik hattında kritik bir rol oynayabileceğini vurgulamakla yetinelim.

Halk Birliği’nin diğer sol güçlerle önümüzdeki süreçte işbirliğinin temelini oluşturacak programatik metin, 5 Temmuz’daki hayır oyunun yarattığı umutları yeniden diriltecek bir cephe yaratmayı hedefliyor. Kostas Lapaviças ve daha önce yıllarca Antarsya’da bulunmuş Petros Papakonstantinu tarafından kaleme alınan metin, Memorandumların reddini ve borcun büyük kısmının silinmesi hedefiyle ödemelerin durdurulmasını hedefliyor. Kemer sıkma siyasetlerinin reddi, toplumsal zenginliğin çalışanlar lehine yeniden dağıtımı ve işletimi, dört büyük banka kuruluşunun toplumsal denetim altında kamulaştırılması, özelleştirmelerin durdurulması, toplumsal ve işçi kontrolü altında stratejik sektörlerin kamulaştırılması, iş yasalarının ve vergi sisteminin radikal dönüşümü, toplumsal ekonominin güçlendirilmesi gibi hedefler içermekte. Program, avro bölgesinden çıkışı zaruri görürken Yunanistan’ın AB’den çıkışı hususunda daha dolaylı bir yol izleyerek bir “kopuş”tan bahsetse de bu kararın bir referandum aracılığıyla bizzat halk tarafından verilmesini savunmakta. Yine NATO’dan çıkılması, ABD üslerinin kapatılması, Yunanistan’ın emperyalist kurumlardan ayrılması ve İsrail ile askeri işbirliklerine son verilmesi gibi başlıklar programda dikkat çekiyor.

Halk Birliği’nin Syriza içerisindeki muhalif unsurlar ve önemli bir siyasal birikime sahip ve Syriza’nın 6 aylık hükümet deneyiminin kendilerini haklı çıkardığını düşünen meclis dışı sol için ne ölçüde bir çekim merkezi olabileceğini kısa süre içerisinde sınama şansı bulacağız. Öte yandan Syriza’nın yaşadığı başarısızlık karşısında inisiyatif sergileyebilecek önemli bir güç olan Yunanistan Komünist Partisi (KKE) ise ne yazık ki uzun bir süredir takip edegelmekte olduğu kendi dışındaki solu dışlayan sekter siyasetini sürdürüyor. Pratikte, önümüzdeki seçimlerde gerçekleştirebileceği birkaç puanlık bir artışı, daha büyük bir meclis grubunu, siyasal ufku açısından yeterli görüyor. KKE’nin en büyük açmazı kitlelerde kopuşçu bir siyasal radikalleşmeye hizmet edebilecek geçiş talepleri formüle etmekten kaçınan bir çizgi izlemesi. Bundan kaçındığı için de sosyalizme ve antiemperyalizme ilişkin söylediği onca nutka rağmen günün sonunda “avrodan çıkışın bir işe yaramayacağı” türü çıkışlarla asıl olarak bir kopuş sürecinin olanaksızlığı algısını pekiştiriyor ve kendisine seçimlerde asıl hedef olarak “halkta yeni yanılsamalar yaratmasını önlemek” bahanesiyle Halk Birliği ve Antarsya olarak belirliyor. Oysa KKE’nin Syriza’nın teslimiyetinin kendisinin önünü açacağı türden siyasal otomatizmler asla geçerli değil. Tam aksine Çipras hükümetinin alacaklılara teslimiyetinin (hiç olmazsa görüntüde) çok ani gerçekleşmesi, önceki süreçlerde kendi kaderlerine ellerine almanın mümkün olabileceğini hisseden kitlelerde tepkisizlik ve apolitikleşme dalgası yaratabilir. Üstelik yukarıda vurgulandığı gibi KKE önderliği de tersten de olsa Çipras’la aynı şeyi söylüyor: Başka alternatif yok, avrodan çıkmak çözüm değil hatta daha kötü sonuçlar yaratır, dolayısıyla yapılması gereken güçler dengesinin değişmesini beklemek.

Syriza’nın teslimiyeti ve giderek kaçınılmaz biçimde kemer sıkma politikaları uygulayıcısına evriliyor olması, sadece Yunanistan’a dair dahili bir gelişme değildi, şimdi de değil. Yunanistan’daki teslimiyet kıta ölçeğinde neoliberalizmeve “borç egemenliğine” karşı mücadele azmi taşıyan milyonları umutsuzluğa sevkedebilecek önemde bir gelişme. Dolayısıyla bu teslimiyete yol açan nedenleri tartışmak, sınıf işbirlikçisi ve “sol hükümetçi” siyasetlerin çıkmazlarına işaret ederken sekterliğin ve örgüt fetişizminin her türlüsüne mesafe almak hâlâ hayati önemde.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar