Almanya’ya Ulaşan Mülteciler ve Alman Devleti – Serap Çelimli-Babacan ve Tuncay Şimşek -

 

Özellikle Suriye ve Afganistan`dan akın akın, savaştan kaçan, ölüm tekneleriyle denizi aşıp yaşama haklarına sahip olabilmek için, Avrupa´nın refah ülkelerinden sayılan Almanya´ya gelen mülteci sayısının yıl sonuna kadar bir milyon olması bekleniyor. Bu yılın başında tahmin edilen rakam 300 bin mülteciydi.

Dışardan bakıldığında görünen resim çok güzel. Mültecileri tren istasyonunda çiçeklerle karşılayan, kamplara akın akın erzak taşıyan Almanyalılar. Hümanist bir Almanya. Peki bu resim yaşanılan gerçeklikle ne kadar uyum içinde?

Almanya Başbakanı Angelina Merkel önce Dublin anlaşmasının Suriye´den gelen mülteciler için kaldırılacağını bir gece içerisinde duyurdu. Hemen akabinde kardeş partisi CSU`dan (Hristiyan Sosyal Birliği) ve kimi Avrupa ülkelerinden sesler yükseldi, eleştiriler çoğaldıkça hümanist Almanya`nın rengi de değişti. Avrupa Birliği içerisinde kurdukları muazzam düzenin kurallarını/yasalarını yok sayarak, mülteci sayısı arttıkça “olağanüstü durum” yaşandığını öne sürerek sınırların kontrol edileceği duyuruldu.  Öncesinde özellikle Macaristan`da insanlık dışı muamele gören insanlar, özgürce yaşayabilme hakkına kavuşmalarına ramak kala sınırda bekleyen polislerin engeliyle karşılaşmanın şokunu yaşadılar, hâlâ yaşamaktalar.

Öncesinde Almanya`ya gelmeyi başaranlar, geldiklerinde karşılaştıkları iyi niyet ve yardımsever tutum karşısında biraz rahatlamış, derin nefes alabilmiş oldular.

Ancak kamplara yerleşmeleriyle maalesef durumun çok da böyle olmadığını yaşayarak gördüler.

Evet hâlâ yardım eden, erzak taşıyan, kampanyalar yürüten binlerce gönüllü Almanyalının olduğunu söylemek doğru olur. Bayram`ın yaklaştığına dikkat çeken, çocuklara şeker ve oyuncak kampanyası başlatan yardımseverler gibi.

Fakat zaten yetersiz olan kampların durumu içler acısı: gece nöbeti tutan sağlık personeli yok, kayıt işlemleri çok çetrefilli, vaat edilen dil eğitimini vermesi için yeterli öğretmen mevcut değil, kampların kapasitelerinin çok üstünde sığınmacıya yer veriliyor… Tüm bunların yanında yabancı düşmanlığı da tüm çirkinliğiyle gündemin en ön sıralarında yer alıyor.  Boş okullar, eski garnizonlar, fuar merkezleri, okulların spor salonlarının dışında, maalesef otoban kenarlarında kurulan çadırları da görmek mümkün. İçişleri bakanlığının denetiminde olan bu bölgelerde, ayrıca birçok selefiyi de görmek mümkün.  Sığınmacıların ülkeye / çoğulcu topluma uyumundan söz eden Almanya siyaseti, sahip çıkmadığı bu insanları radikal örgütlenmelerin kucağına itme tehlikesiyle karşı karşıya. Bizleri düşündüren bir başka unsur da, kimi örgütlerin yetim kalan çocukları, onların dinlerini bilen insanlar tarafından sahiplenilmelerini salık veriyor olması. Burada dikkat çeken çocukların travmalarından çok, başka unsurların ön planda tutuluyor olması.

Merkel bir açıklamasında kelimesi kelimesine şunları söyledi: “Açık yüreklikle şunu söylemeliyim ki, yaşanan bu olağan üstü durumda göstermiş olduğumuz dostane çehremizden ötürü, özür dileyecek olursak eğer, bu ülkeyi kendi ülkem olarak addetmem.” Peki, bu güne kadar duygusal olmamakla suçlanan Merkel`in bu değişimini nasıl anlamlandırmalıyız?

Almanya`nın demografik dönüşümüne[1] baktığımızda 2020 yılında genç nüfusun %17`lere kadar inebileceğini görmekteyiz. 60 yaş üzeri nüfus oranı ise %30,5 civarında. Bu durumun etkileri saymakla bitmeyecek ölçüde geniş çaplı; emeklilik, sağlık, gayrimenkul, okul ya da kreş gibi eğitim kurumları, ekonomi, iş dünyası gibi birçok alanı negatif anlamda etkisi altına alacak olan çok büyük bir sorun. Almanya`da sığınmacıların bu gidişatı bir nebze değiştirebilecekleri düşüncesi hâkim. Radyolarda, televizyon ve gazetelerde üzerinde sıkça durulan husus, mültecilere sunulan Almanca kurslarının arttırılması gerektiği ve hemen akabinde gençlerin meslek liselerine girişlerinin sağlanması yönünde. Kalifiye elemanların sayısıyla ilgili fikir beyanlarını her gün duymak ya da okumak mümkün. İşverenlerin de mültecilerin iş gücüne ihtiyaç duyduklarını sıklıkla dillendirmesi, sosyal medyanın, gazete ve televizyon kanallarının neredeyse her gün bu konuya eğilmesi, başarılı göçmenlerin hikâyelerini konu edip yayınlaması Almanya siyasetini doğruluyor, bir nevi destek vermiş oluyor. Bunlardan şu sonuca varmak hiç de zor değil; Almanya Avrupa Birliği içerisinde belki mültecilere kucak açan az sayıda ülkelerden biri, fakat bunun sebebini salt insanî boyutta ele almak yanlış olur. Almanya`ya gelen mültecilerin planlanan uyum programını “başarıyla” tamamlamalarının ardından, Almanya ekonomisine büyük ölçüde katkı sağlayacakları aşikâr.

19.09.201, Hamburg

[1] Bundeszentrale für politische Bildung “Bevölkerungsentwicklung und Altersstruktur” : https://www.bpb.de/nachschlagen/zahlen-und-fakten/soziale-situation-in-deutschland/61541/altersstruktur
Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında