akp’nin tabanı, chp’nin adayı – ecehan balta -

 

Türkiye’nin AB üyeliği ile ilgili tartışmada taraflar, demokratikleşmeden çok ekonomik refahla ilgili olarak tüm sınıfları kesen bir biçimde ortaklaşıyordu. Alt sınıflar için göçmenlik hakkı ve iş, üst sınıflar için ticaret ve zenginlik anlamına gelen AB üyeliğinin başta AB / Euro bölgesi krizi ile birlikte Türkiye’nin iç ve dış siyasetteki etkisi görece zayıfladı.

Avrupa krizi ve Türkiye’nin 2001 krizi sonrası yarattığı ekonomik ivmelenmenin 2008 krizinin etkilerini görece zayıflatması AB’yi bir ekonomik refah kaynağı olmaktan çıkardı, onu sadece “demokratikleşme” söyleminin o da bilhassa iktidar açısından problematik bir parçası haline getirdi. Bu sürecin sonucunda AB Projesi bir kesim için gözden düştü ve gözden düştükçe de orta sınıflaştı.

Bu noktaya kadar AB ile uyum ve “modern dünyanın önceliklerini” takip eden ılımlı İslam’ın temsilcisi AKP, devlet-hak bağlamında değil, din-inayet bağlamında yeni bir popülizm ortaya koydu. Dinin orijinlerine geri dönen bu yaklaşım, aynı zamanda yoksulluk sınırının altında yaşayanlar için ekonomik refahın kaynağını bir kez daha din (İslam) yapıyordu. Bunda aynı zamanda gelir dağılımı eşitsizliğinin göstergesi olan gini katsayısında[1] 2008 önceki döneme dönülememiş olsa da, GSMH’deki kişi başına yıllık artışın 2003’te 4564 dolardan, 2008 düşüşünü saymazsak 2013’te 10781 dolara çıkmış olmasının da kuşkusuz önemli bir payı vardı. Bunun yanı sıra, yaklaşık 9 milyon aileye Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’ndan sadece 2012 yılında yapılan 6 milyar TL’yi bulan yardımları da hesaba katmak gerekir.[2] Hemen belirtelim; (bir yukarısı kalmayana kadar) alt sınıfların yukarı doğru toplumsal hareketlilik beklentisi ve iktidar arasındaki ilişki, bilinen bir unsur. Ancak bunun yoksulluktan ayrı olarak ele alınması da doğru değil. Zira bu yukarı toplumsal hareketlilik olanağı da, gelir dağılımı piramidini düşünürsek, esas olarak zaten yoksullar için mevcut. Yani, insanlar AKP’ye elbette sadece “aç karınlarını doyurdukları için” oy vermiyorlar, AKP iktidarında yoksulluktan çıkma ihtimaline daha yakın olduklarını düşündükleri için de veriyorlar, çok azı da zengin olma ihtimali olduğu için elbette. Buradan bakarsak, meselenin “bir torba kömüre bir oy” olmadığını da daha rahat anlayabiliriz belki. Mesele kişisel ikballerin de AKP’nin iktidarına bağlanmış olmasıdır, bilhassa yoksullar açısından.

Kabaca sıraladığımız yukarıdaki rakamlara bakarsak bile, alt sınıflar için İslam, sadece toplumsal- kültürel bir olgu / mesele değil. İşte CHP’nin anlamadığı da bu. Dinsel hoşgörüye dayalı bir laiklik anlayışı ile orta sınıf seküler kesimleri zaten cepte sayan CHP, alt sınıflar arasındaki dinsel ittifakı ekonomik araçlarla değil, kültürel görüngüler üzerinden mücadele ederek bozmaya çalışıyor.  Kısacası CHP, yanlış minderde güreşiyor. 2009 seçimlerinde yaptığı “emek”, “sendikalılaşma” ya da 2011 yerel seçimlerinde dile getirdiği “aile sigortası” üzerinden inşa ettiği siyasal hattı devam ettiremeyen CHP, “dinse o da bizde var” türü içi boş bir demagojik yaklaşımla Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday göstererek, dinin sınıfsal boyutunu hem hiç değerlendirmediğini gösteriyor hem de dinsel yaklaşımı kültürel ve değişmez bir olgu olarak dondurup, kendi seküler tabanında ihanete uğratılmışlık hissi yaratıyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde her iki taraf da adayların birbirinde yaratacağı çatlağa oynuyor. CHP, “gerçek İslamcı” bir adayla tabandan bir kopuş beklerken, AKP seküler kesimlerin bir kısmının hiç olmazsa CHP adayına oy vermemesini bekliyor. Maddi koşullar toplumsal gerçekliği belirlediğine göre, sınıfsal analizi kaale almayan, kültürelci bir analizle yetinen CHP kaybedecek. Kimin kazanacağı baştan belli olan bu seçimde, kazananın nasıl kazanacağı bütün adaylar için çok önemli. HDP yüksek bir oyla birinci turu tamamlarsa, önümüzdeki dönem için müzakere sürecinde siyasi muhataplığı güçlenecek. AKP birinci turda kazanırsa başkanlık sistemine geçiş son derece kolaylaşacak. CHP çatı adayı işini bu sefer de manalı bir oy oranı bularak tutturamazsa, iç dengeleri önümüzdeki dönem sarsılacak. Bu denklem içinde sosyalistler, elbette barıştan ve hakların eşitliğinden yana tutum alacaklar ama seçimleri bunu da aşan bir propaganda fırsatına, sınıfların, cinslerin, ırkların, etnisitelerin ezilmesine karşı bir sözü aşağıdan inşa etme fırsatına dönüştürmek zorundalar.



[1] 2006 için 4.2; 2012 için 4.02.

[2] “Makarna ve Kömürü Geri Almak”, Nazır Kapusuz, Başlangıç no:1, ss: 67-73.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar