akp’nin mitingi ve “ahır kokan” izmir – foti benlisoy -

 

Erdoğan’ın otoriter popülizminin, milliyetçi-muhafazakâr düşünce dünyasına has “Batılılaşmış elitler” ile “derin millet” arasındaki kültürel yarığı seferber etmek üzerine bina olduğu malum. AKP’nin siyasal saflaşmayı “alnı secde görmüş” millet ve onun öz temsilcisi “AK Parti” ile “milli olmayan”, “vesayetçi”, milletin “öz” değerleriyle ters düşmüş elitler arasındaki bir mücadele olarak tanımlaması, bu siyasal harekete aynı zamanda hem muktedir olma hem de mağdur görünme avantajını, hem de uzun süre, sağladı. Erdoğan’ın en büyük becerisi, siyasal ve sosyal çatışma ve çelişkileri bu kültürel ayrıma/çatışmaya indirgeyebilmesiydi. Aslında AKP’nin bu başarısının ardında, kökleri Türk milliyetçi muhafazakârlığının karanlık dehlizlerinde bulunan bu argümanı, demokrat ve “sivil” görünümlü yeni bir ambalajla, hatta bazen soldan tedarik edilmiş söylemsel kimi alet edevatla sunabilmesi yatıyordu.

Gezi ayaklanmasının gücüyse, mevcut ve hâkim siyasal saflaşmaların ötesine çağıran özgürlükçü, anti-otoriter bir çıkış olmasıydı. Hükümeti ve kişisel olarak Erdoğan’ı telaşa sevk eden tam da direnişi mesela yeni bir “cumhuriyet mitingleri” furyası olarak damgalayamamaları, kendi meşreplerine uygun siyasal (kültürel) kategorilere tıkıştıramamalarıydı. Erdoğan tam da bu yüzden direniş boyunca direnişçileri camilerde içki içmekle, başörtülü kadınlara saldırıda bulunmakla itham etti. Direnişi kültürel terimlerle tecrit etmeye, “has evladı” olması hasebiyle temsil ettiğini öne sürdüğü “millete” bulaşmasını engellemeye çalıştı, hâlâ çalışıyor. Gezi direnişi tam da bu hegemonik söylemde çatlaklar yaratabildiği için AKP’yi tehdit etti, etmeye devam ediyor.

Ancak Gezi direnişiyle ayağa kalkmış ve AKP’nin otoriter pratiklerine karşı mücadele içerisinde olmaya devam eden geniş kesimlerin Erdoğan’ın daima işine gelmiş bu “yarığı” yeniden ürettiği zamanlar da oluyor. AKP’nin İzmir mitingi bunun son örneğiydi. İzmir’deki mitinginin Erdoğan ve AKP’ye karşı haklı bir tepkiye neden olacağı zaten aşikârdı. Ancak bu tepkinin, bilhassa sosyal medya mecralarında, AKP tabanına da yönelmesi, bu tabanın kültürel ve entelektüel “geriliğine” dair yorumların oldukça yoğun olması tedirgin edici.

İnternette şöyle on, on beş dakikalık bir “arama” dahi bu tarz yorumların ne denli yaygın olduğunu anlamak için yeterli. Ekşi sözlükte yer alan “akp izmir mitingine koyun gönderen iller” başlığı mesela ya da Zaytung’un “AKP’nin İzmir mitingi için Hazar denizinden yola çıkan kavimler Avrupa’da skolastik düşüncenin güç kazanmasına sebep oldu” yorumu. İşte twitter’dan birkaç mesaj: “akp’nin yine her zamanki gibi sıçıp sıvadığı mitingdir. yok oğlum olmuyor, yani deniz kıyısında, fosforu daha yüksek yerlerde olmuyor sizin işiniz”, “fatih’te bile az bulunur kara çarşaflıları görmemize sebep izmir mitingidir… birileri turizm demiş… ne turizmi babacım bu adamlarda simit alacak para yok o kadar yolu 50 tl. için tepmişler”, “günübirlik tersine beyin göçü”, “sağdan-soldan toplanmış, üç kuruş paraya tamah eden, nereli olduğu belirsiz insanların izmir’deki kalabalığıyla düzenlenmiş akp mitingi”, “küçükbaş hayvan pazarına gider gibi kamyon kasalarında izmir mitingine gelen akp’li arkadaşlar yeminiz suyunuz var mı”, “Akpliler düşünemedikleri için güzel olan her şeye düşmanlar”, “Şerefsiz tayyip İzmir hani gavurdu ne oldu şimdi toplamışsın kendin gibi koyunları leş gibi ahır koktu güzel İzmirimin havası”, “İzmir’i ahır kokusu sardı adeta”, “Duydum ki akp İzmir mitingi 2. Kavimler göçüne neden olmuş”, “Kendimi bugün akp izmir mitingine otobüsle getirilen yozgatlı gibi hissediyorum. biraz şaşkın biraz ‘izmir de güzelmiş ha’ düşüncesi”, “AKP’nin bugünkü izmir mitingine gelenlerin %40 i ilk defa deniz gordu. %50 si izmirde deniz olduğuna sasirdi”. Örnekleri çoğaltmak, mitinge gelenlerin midyeleri kabuğuyla yediklerine dair esprileri de anmak mümkün.

Gülmek, eğlenmek iyi de bu tarz (kibir tonu yüksek) espri ve yorumlar aslında Erdoğan için bulunmaz fırsat. AKP iktidarına karşı halkın haklı öfkesini AKP tabanına yönelik “kültürel” bir reaksiyona sıkıştırmak tam da Erdoğan’ın işine gelecek bir şey. Yapacağımız en büyük hata, Gezi direnişinin açığa çıkardığı kitle hareketini, Erdoğan’ın şahsında cisimleşen otoriterizmle değil, (AKP’nin ekmeğine yağ sürecek şekilde) “hülocularla” bir karşıtlığa indirgemek olacak. AKP’nin rahatlıkla “Fatih-Harbiye” dikotomisinin güncellenmiş bir versiyonu olarak takdim edebileceği bu karşıtlığa sıkışmak, hareketin AKP’yi bunca yıl iktidarda tutan hegemonyayı çatırdatma potansiyellerini de berhava edecek. Zaten AKP Frenk mukallitliğiyle, Batıcılıkla, elitizme, gayrimillikle, vesayetçilikle damgalayabileceği bir rakip arıyor, hareketi bu klişelere (ama işe yaradığı defalarca ispat edilmiş bu klişelere) mahkûm etmeye gayret ediyor.

Uzatmayalım ve asla unutmayalım. Kavgamız “hülocularla”, AKP’nin “makarnacı” tabanıyla falan değil, olmamalı. Gezi direnişinin açığa çıkardığı o muazzam toplumsal kabarış, AKP’nin tabanında yaratabildiği çatlaklar oranında gelişebilir, kazanabilir. Aksi, oyunu kendi ellerimizle Erdoğan’ın çok iyi top koşturduğu alana taşımak, teslim etmek anlamına gelecek.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar