akp stantları, seçimler ve siyaset – cihan çabuk & y. doğan çetinkaya -

Bir süredir AKP karşıtı kesimlerin güçlü olduğu Kadıköy ve Beşiktaş gibi yerlerde AKP’liler protesto ediliyor; polis de ortaya çıkan gerginlik sonrası göstericileri dağıtıyor ve gözaltına alıyor. Her ne kadar bu karşıtlık sol içerisinde “halk ile yozlaşmış AKP’lilerin karşı karşıya gelmesi” olarak yansıtılsa da bu pratiklerin hükümetin çeşitli uygulamalarına karşı bir süredir ortaya çıkan kitlesel tepkilerden farklı olduğu açık. Bu yüzden de bu olayı stratejik ve taktik açıdan ve AKP’nin geriletilmesi noktasından tartışmak elzem.

Gezi ile yani 2013 Bahar Ayaklanması ile ortaya çıkan isyanın bizlere en önemli hediyesi katılımcı, yerel ve meşru siyaset kanallarını açmış olmasıdır. Bunları sokaklarda, parklarda, müşterek alanlarda var etmeye çabalamasıdır. Muktedirleri, AKP’yi ilk defa karşı tarafı dumura uğratması, ezberini bozmasıdır. Bunun yanında yaklaşık bir senedir ortaya çıkan meşru militan çizgidir. Demokratik bir çoğulculuğu içinde barındıran ve kendiliğindenliğin yaratıcılığına imkân vermesidir. Bir yandan seçimlere ve düzen kurumlarına aşırı önem verirken, diğer yanda hala barikatlar, işgaller, forumlar kurmaya çalışmasıdır. Her ne kadar “ergen” siyaset halleri, aşırı benmerkezci liberal bireycilik durumları, örgütlü olma karşıtlığı, kendini en biricik sanma, isyanın “cem yılmaz”ı olma hevesleri bir kenarda durmaktaysa da, isyan başka bir hayatı gerçek kılma çabasının sokakta örgütlenme ödevini önümüze koymuş durumda. Bu sürecin en önemli yanı da iktidar karşısında sokakta şiddeti tamamen lüzumlu haller üzerinden tariflemeye çalışması (ki hareketin aslında aşırı pasifist bir çizgisi olduğunu da görmek lazım), her kesimi içine alabilen ortaklaşmacılığı daha fazla zenginleştirmesi. Yani lafın özü Gezi bizlere siyaset yapma imkânlarını alabildiğine açmış ve bu zeminleri çoğaltma şansını önümüze koymuştur. Bu noktada fiili, meşru ve militan çizgi bu hareketi büyütmek için elzem olanağı da bizlere bahşetmiş durumda.

Lakin hareket içindeki radikal unsurlar her ne kadar “Gezi sandığa sığmaz” ve ya “isyan salt bir AKP karşıtı hareket değil, düzen karşıtı bir ayaklanmadır” dese de, hareketin içindeki birçok unsur AKP’yi geriletmek adına CHP gibi düzen partilerinin arkasına dizilmiş durumdalar. Ya da yeni görünümlü partilerde “amcaların, abilerin” otuz senedir ezberlediğimiz “yeni siyaset” hikâyelerini dinliyorlar. Gezi isyanı AKP’yi kısa tarihinde aciz bırakmışken Gezi öncesinin AKP karşıtı siyaseti seçim sürecinde ve özellikle 17 Aralık sonrasında tekrar hortlamış durumda. AKP’ye güç katan, onu destekleyen emekçi kitleleri bölmek, oradan koparmak yerine AKP’yi tahkim eden bir tarz bu. AKP’nin kimlik politikaları ve demogojilerine çanak tutan ve Baykalcı kendi mahalleni çitleme ve konsolidasyon harekatı. Daha çok İP ve TKP’de gördüğümüz bu tarz diğer gruplara da zaman zaman ne yazık ki sirayet edebilmekte. Bu AKP karşıtı cumhuriyetçi ve seküler cenahta AKP politikalarına karşı oluşmuş popüler tepkiyi küçümsemek anlamına gelmiyor. Öyle bir şımarıklık değil kastettiğimiz. Kastımız bu tepkileri birçok kez Taksim’de yapıldığı gibi düzen karşıtı kitlesel protestolara tahvil etmek. Seçim çalışmaları çerçevesinde parti ve aday politikalarına alet etmek değil yani. Diyeceğimiz o ki AKP seçim standlarına görece güçsüz oldukları yerlerde operasyon düzenlemek hareketi meşrulaştıran, büyüten ve militanlaştıran bir hat değil, karşısındakini mağdur gösteren ve yaygaracı, ne olduğu belli olmayan eylemlerdir. Bu AKP’nin ve onun seçim çalışmasının teşhir edilmemesi gerektiği anlamına gelmiyor. Bu tür eylemlerin yapıldığı yerlerdeki demokratik iradeyle, forumlarla, işgal evleriyle birlikte yapılması ve karşısındakini mağdur değil aciz bir halde bırakan şekillerde yapılması gerekiyor. Yine şiddetin polisin belli bir bölgeye girip yerleşmesine ortam sağlayacak, yerellerde yapılan çalışmaları paralelize edecek şekilde kullanılmaması, tam tersine bunları o bölgelerden bertaraf etmek, temizlemek için kullanılması gerekir. AKP’nin ilk dönemlerindeki gibi bir tepki koymak, bir çığlık atmak ve gerekirse dayak yemek ve gözaltına alınmak gereken bir dönemde değiliz. Milyonların sokaklarda barikat kurdukları, söz söyledikleri, örgütlendikleri, yürüdükleri, korsan koydukları bir zamanda yaşıyoruz. Günümüzdeki eksiklik örgütlü siyasetin yokluğudur. Siyasi müdahalenin sefaletidir. Gün, AKP-Laiklikler ikiliğine kurban verilmeye çalışılan ve sandığa gömülmek istenen, isyanın gerçek siyasi iradelerini, alternatiflerini ortaya çıkarma günüdür.

Bunu da cemaatin servis ettiği yolsuzluklara bel bağlayıp, teşhir ederek yapamayız. Bunu düzenin AKP’si ve CHP’si ve diğerleriyle her türlü şekliyle aşağılık bir sistem olduğunu anlatarak yapabiliriz. AKP bugün palalısından milliyetçi esnafına, mütedeyyininden mukaddesatçısına, faşistinden muhafazakâr liberaline, emekçisinden köylüsüne, Türkiye sağının tüm renklerini ve toplumsal kesimlerini içinde barındırıyor. Gezi öncesi AKP karşıtlığı bunların kenetlenmesine yol açıyordu. AKP’nin geriletilmesine de hizmet etmiyordu. Gezi özellikle emekçi yığınları bu partinin tasallut ve hegemonyasından kurtarma ihtimalini ortaya çıkardı. Bundan dolayı bu görevi önüne koyan bir tarzı örgütlememiz gerekir. Bu anlamda Beşiktaş’ta yapılan eylem Yeldeğirmeni’nde ortaya çıkana göre daha olumluydu. AKP propagandası yapanların yüzüne Gezi şehitlerinin resimlerinin tutulması ve onların da “palalı” arkadaşlarını getirerek gerçek yüzlerini göstermeleri bahsettiğimiz tarza daha yakın bir şeydi. Ancak bu tür eylemlerin kendi bahçemizi korumak ve sınırlarını çizmek için değil de Gezi’de olduğu gibi bu ülke bizim diyerek Fatih’te, Ümraniye’de, Konya’da yapılması amacına daha uygun olacaktır. Yoksa ortaya konulacak militanlık her zaman için biraz koflukla malul olacaktır. Kültürel kodlarla mücadele ve “yaşam alanı” savunmasını aşmamız gerekiyor. Demokratik “yaşam sahamızı” genişletmemiz gerekiyor.

Bu da ancak pozitif siyasetle olur. Bu anlamda sokakta siyaset yaparken, muktedirlerin bizlere dayattıklarına “kısıtlama,” ¨yasaklama” yollu cevaplar vererek, bizleri yani sosyalist solu gettolaştıran ve bu anlamda tam da AKP siyasetini kolaylaştıran bir siyaset tarzından kopmamız gerekmektedir. Yerel alanlarda derinleşen ve buradaki her dinamiğe değmeye çalışan bir devrimci siyaset, karşıtının masasını ne zaman kıracağını iyi analiz etmek durumundadır. Masa kıracağımız değil kendi masalarımızı açacağımız, daha görünür kılacağımız zamanlar bunlar. Daha doğrusu ona konsantre olacağımız zamandır. Bu noktada altını kalın kalın çizelim ki yanlış anlaşılmasın: Stantlara karşı yapılan eylemleri “demokrasi” açısından sorunlu bulmuyoruz. Ne öyle bir “hassasiyetimiz” ne de öyle bir demokrasi inancımız var. Alanı solculaştırmak sosyalist sözü kurucu pozitif siyaset üzerinden yerelden-genele inşa etmek bugünkü en önemli görev olmalıdır. Son zamanlarda AKP stantlarına yönelen siyasetin hem yönelme biçimi, hem de yönelme bahsinin içeriği sorunludur. 20 milyon oy almış bir partiye karşı siyaset yapma tarzının, onu geriletmek; daha fazla teşhir etmek biçiminde olması gerekiyor ki az önce bahsettiğimiz gibi Gezi’de buna dair önemli adımlar atılmıştır.

Güçlü, yapıcı, yerellerin her hücresine girmeyi önüne koyan, her imkânı değerlendiren, dünden yarına, Kürt meselesinden hırsızlığa, Gezi’deki zulümden, yaklaşan krize kadar her alandaki icraatlarıyla AKP’nin aslında hiç de mağdur olmadığını göstermek gerekiyor. AKP’nin muktedir bir zulmün siyaseti olduğunu, onun mağdur gözükme hallerinin tek sebebinin eski rejimin unsurları ile girdiği iktidar mücadelesi olduğunu anımsatmak gerekiyor. AKP’nin artık neredeyse iç çatışmalarında yeniden o unsurlardan medet uman bir hale geldiğini anlatmalıyız her yerde. Hem de tam bu seçim sath-ı mahallinde, nasıl bir kent yağmacılığının, nasıl bir yoksullaştıran, metalaştıran, kentleri birer ticari alan, kentlileri müşteriye çeviren, doğaya hayata düşman mega projelerinin birkaç kişiyi zengin etme aracı olduğunu söylemeliyiz. Sözümüzü söyleyelim, biz konuşalım. Kendi megafonumuzla, kendi masamızda kendi şarkımızı söyleyelim. Bunları o kadar güçlü haykıralım ki onların masaları boş kalsın. O kadar ısrarcı olalım ki yılsınlar bizden, o kadar militan olalım ki herkese değelim. Yani özetle bugün masaları kırmak değil, masa kurmak zamanıdır. Kendimi masamızın olmadığı bir ortamda masa yıkmak başkasının masasını koruyor resmini verecektir. Ama kahreden odur ki bu resmin de bir gerçekliği vardır.

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar