AKP ile Ankara katliamının ilgisi ne? – Bercan Aktaş -

1) Herhangi bir katliamın sorumlusunu ortaya çıkarmamak demek, saldırıyı üstlenmek anlamına gelir. Çok yakın zamanda Diyarbakır ve Suruç’ta patlayan bombaların arkasındakiler yakalanmaması polislerin beceriksizliği değil, siyasi otoritenin tercihidir.
2) Güvenlik politikalarını yürütmekte son derece mahir olduğunu her fırsatta açıklayan Türkiye Devleti’nin istihbaratının en tepesinden bir ses kaydı sızmıştı. İstihbarat şefine, kimi güvenlikçi ve siyasi bürokratlara ait olduğu iddia ve kabul edilen bu kayıt toplumun güvenlik politikalarının oluşum sürecine duyduğu güveni sarsmaya yetmekle kalmamış, devleti her saldırının zanlısı haline sokmuştu.
3) Türkiye’de öteden beri siyasi parti ile devlet arasındaki ilişki bir türlü sağlıklı ilerlemedi. Parti komiserliği ile devlet adamlığı birbirine karıştı. Dolayısıyla devlet içinde bulunan herhangi bir kliğin bir “operasyonu”nun faturası da da bu yapısal sorundan nemalanan hükümete kesilir.
4) Geçtiğimiz 7 Haziran seçimleri öncesinde güvenlik bürokrasisi ile siyasi parti arasındaki ilişkinin ne kadar geçirgen ve dahi ciddiyetsiz olduğunu gördük. İstihbarat şefinin görevinden istifa edip AKP’den milletvekili aday adayı olduğunu hatırlayalım. Kendisini görevine geri döndüren Erdoğan’ın devlet adına değil, partisi adına davrandığını da… Tablo buyken, güvenlik zafiyetini AKP politikaları ilişkilendiren biz değil, sahnedeki bürokratların kendileridir.
5) Politika ve söylem birbirinden ayrıştırılamaz. Cumhurbaşkanı “400 vekili verin, bu iş huzur içinde çözülsün” dedikten sonra Diyarbakır ve Suruç’ta bombalar patlamasına rağmen bu tür ifadelerden vazgeçilmemiş ise söz ve eylem örtüşür. Bunun vebali de Saray’ın üstündedir.
6) Son dönemde iyice azıtan “Ak trol” çetesi, yani AKP’nin linç kuvvetleri saldırının hemen ardından, yaşanan acıları görmeden, utanmadan ve sıkılmadan, sırf alçaklık olsun diye bu ülkenin muhalefet partisinin kendi mitingine bomba koyduğunu iddia etmişlerse, bu davranışın itiraf niteliği vardır. AKP’nin bu bombanın hazırlanış süreciyle uzaktan yakından ilgisi olmasa bile kadrolarının sevinç naraları hafızalardan silinmez.
7) “Zamanlama manidar”. Her zamanlama manidardır. Patlama geçen ay olsa da manidar olacaktı, 10’uncu ayın 10’uncu günü de öyle oldu. PKK ateşkes ilan edeceğini duyurduktan sonra hükümet adına konuşan Yalçın Akdoğan’ın yanıtı “Bunların kıymeti harbiyesi yok” idi. Nitekim PKK ateşkes ilan etmeden bir gün önce “Emek, Barış, Demokrasi” sloganıyla bir miting düzenleniyor. Buna hükümetin yanıtı ne oluyor? Güvenliksizlik. Veya faillik.
8) Devlet, radikal İslamcı örgütler tarafından yapılan saldırılardan sonra bu örgütleri hedef göstermiyor. Topluma seslenirken son derece kısık sesle konuşuyor. DAİŞ demek için bile birkaç örgüt ismi saymak zorunda hissediyor. Utana sıkıla, ağzından zorla çıkmış bir kelime gibi… Demek ki bu yapı Türkiye’nin güvenlik politikasında bir tehdit algısı yaratmıyor. Bu da örgütün Türkiye hücreleri ile devlet arasında “tuhaf” bir ilişki olabileceği şüphesini uyandırıyor.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar