Akademi cephesinde yeni şey çok! -

Son KHK ile beraber yüzlerce akademisyenin işine son verildi, pasaportları iptal edildi, esir alınmaya çalışıldılar; özlük hakları, yıllarca verdikleri emeklerin karşılığı bir bilgisayar çıktısıyla ellerinden alındı. Alındı mı? Eğer dün Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Davutpaşa kampüsünde olsaydınız, ki olanlarınızın boynu dik durmaktan ağrımıştır, ellerinden hiçbir şeyin alınmadığını görürdünüz. Zamanlar zor, eyvallah, yaşam zorluklarıyla beraber karşımızda, bu da doğru, ancak üzerinde ne saiklerle basıldığı belli olmayan mühürlerle resmileştirilmiş kağıt mı bu insanlarla öğrencileri arasındaki, bu hocalarla bilim arasındaki bağı koparabilecek!

Yıldız Teknik Üniversitesi’nden bahsetmemin nedeni, benim de öğrencisi olduğum, yıllar geçtikçe yuvam bildiğim yerin orası olması. Ülkemin birçok üniversitesinde adaletsizliklere karşı başka başka direnişler, duygudaşlıklar yaşandı zaten ve de yaşanıyor. Ancak dün çanlar Yıldız Teknik Üniversitesi için çaldı.

Çanlar çaldı da peki dün Davutpaşa kampüsünden uğurladığımız insanlar buharlaşacak mı? Bir hocamın da dediği gibi elbet buharlaşmayacak. Günün sonunda bu insanlar devlet memuriyetinden atıldılar, hocalıktan ya da bilim insanlığından değil. Her ne kadar KHK’lar kanun hükmünde olsa da bazı şeyler kanun emrine tabi olamıyor, ne kadar istenilse de bazı bağlar saraylarda atılan imzalarla koparılamıyor. Dün o insanları uğurlayanlar sanılmasın ki adettendir diye yaptı bunu. İnsan boyun eğmediklerine şahit olduğu insanlara sırt çevirebilir mi hiç. Çeviremez, bedeli ağırdır. Hiçbir şeyin bedeli, insanın kendisine veremediği bir hesap kadar ağır olamaz.

Dün hocalarını uğurlayan o öğrencilerin gözlerinde sadece kısa bir vedanın işareti vardı. Sosyolojik, siyasal, kültürel ve ekonomik göstergeler ne derse desin, öğrencileri o insanların dönüşünü şimdiden müjdeler gibi bakıyorlardı. Bu bakışların bir anlamı adaletsizliklerin baki kalamayacağına olan inançsa diğeri de üniversitelerde yapılmaya çalışılan tasfiyelerin anlamsızlığıdır. Bugün ”Akademi biat etmez” sloganı atan bu insanlar biat edenlerin görünmezliğini tescilleyen ağızların sahipleridirler.

Bütün bu yaşananlardan sonra görünen o ki; artık bilimsel faaliyet için daha az bürokratik işlerle boğuşmak zorunda kalacağız. Toplumsal barış arzusunun dillendirilmesinin suç haline getirilmesi biz öğrencileri birçok külfetten kurtaracak. Şimdilik bilim yapma mekanlarımız postanelerin kolay bulabileceği kampüsler olmayacak, ancak insanlar kafalarını kurcalayan sorulara yanıt aramaya devam edecekler. Bu yanıtları aramada yol gösterenler yine ihraç edilmiş o hocalarımız olacaklar. Meçhul öğrenci anıtları olmasın diye çıkılan bu yol; elbet karanlığa değil aydınlığa çıkacak. Bu süreçte çok şey öğrenildi. Aydınlığa çıkış yolları için çok malzeme biriktirildi. Ve Nazım’ın da dediği gibi;

Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta…

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar