“açlık eken, öfke biçer” – bengi diyar -

 

Türkiye’yi, 17 Aralık Operasyonu öncesi ve sonrası olarak ikiye ayırmak çok yanlış olmaz sanırım. Bu Gezi Direnişi öncesi ve sonrası olarak hep beraber sokakta yarattığımızdan daha farklı yarılmaları beraberinde getiren bir sürecin tarifi için gerekli gözüküyor.

“Gezi Direnişi”nin ülkede ortaya çıkarttığı birçok değişimin yanında belki de en önemlisi; on yıllardır ayrı duran, birbirlerine kültürel ve fikirsel olarak uzak kesimleri aynı parkın içinde, çevresinde ya da fikirsel hegemonyasında buluşturmayı başarmış olmasıydı. Birkaç duvar yazısı uzun cümlelerden daha açıklayıcı olacaktır. Bir tanesi ‘Biji serok Atatürk’ ve diğeri de ‘Kahrolsun bağzı şeyler’.

Sistematik bir eğitim ve toplum dizaynı ile her tarafa yayılan bu fikirler herkesin malumu, tekrar etmeye gerek yok. Asıl önemli olan ise insanların bunları kendi buluşları-fikirleriymiş gibi inatla sakladığı, muhafaza ettiği gerçeğidir. Ve bu kalın buz tabakasındaki kırılmayı ancak “Gezi” gibi kendiliğinden bir hareket ve toplumsal direniş yaratabilirdi. Öyle de oldu.

Bu meseleyi uzun uzun tarif etmekteki gereklilik, bu birlikteliğin ortadan kalkmaya ve bölünmelerin Gezi öncesine ve hatta daha kötüsüne dönüşmeye başlayabileceği ihtimali.

17 Aralık’la başlayan süreci biz yaratmadık. Oysa ‘Gezi’yi yaratan bizdik. 17 Aralık’la ortaya çıkan yolsuzluklar, doların yükselişi, faiz artırımı, kendisini hissettirmeye başlayan ekonomik kriz ve son olarak her türlüsünden ‘tape’ler egemen sınıf karşısında elimize birçok koz geçirmemizi sağladı. Bu kozların nasıl kullanıldığı ise siyaset tarzının sosyalistler tarafından belirlenmediğinin en net göstergesi.

Ülkede iktidarın sahibi AKP ve onun tek adamı Erdoğan’ın, her türlü açıklamasında inatla işaret ettiği yer sandık. Erdoğan, milletimiz cevabını sandıkta verecek demeye devam ediyor. Köşeye sıkışan bir diktatörün sandıktan başka kaçış yolu olmadığından bunu söylediğini biliyoruz. Ama asıl tehlikeli olanı, Erdoğan tarafından yaratılan bu sandık fetişizminin sosyalist sol ve sosyal demokrasinin tabanında da bir davranış biçimi olarak kendini göstermeye başlaması.

Siyasetin belirleyicisi olmanın, bir güç dengesi ile ilişkili olduğu aşikâr. Bu gücün elimizde olmadığını söyleyenleri duyar gibiyiz. Oysa daha Gezi Direnişi’nin üstünden bir sene bile geçmedi. Ardından her tarafa yayılan park forumları, sokak eylemleri, mahalle ev işgalleri, kent mücadeleleri, Kazova direnişi, Greif fabrika işgali ve burada hatırlayamadığımız onlarca sandık dışı direniş biçimi hayat buldu. Bunların bir kısmı kendi yerelinde kalmış durumda ve toplumsal alana taşıması gereken sosyalistler tarafından geçerli şekilde değerlendirilemiyor.

Peki, sandık veya seçim bir yöntem olarak direnişi örgütleyemez mi? Tabii ki, örgütleyebilir. Ama bu şekilde değil. Seçim çalışmalarını sadece aday konuşmaları ve yüksek siyasete endeksleyen bir yöntemle değil.

Şimdi gelelim, yazının başında dikkatleri çekmeye çalıştığımız tehlikeye. Toplumdaki bölünmelerin tekrar kırmızı hatlarla belirginleşmeye başladığı gerçeğine. Aralık 2009’da ülkedeki umutsuzluğu yıkan şey, Tekel Direnişi idi. Tekel direnişi, belki de Gezi Parkı işgaline yol gösterir şekilde Ankara’nın merkezini 2009 Aralık’tan 2010 Mart’a kadar çadırlarıyla işgal eden bir işçi direnişiydi. Ülkenin dört bir yanından gelen ve her türlü din, dil, ulus ve cinsiyet çeşitliğini taşıyan bir sınıfsal direnişti. Etkileri muazzamdı. Açılım tartışmalarına verdikleri cevap, hala zihinlerimizdedir. Camiye namaz kılmaya giderken araba çarpmasıyla kaybettikleri arkadaşlarını nasıl Tekel Şehidi olarak andıklarını dün gibi hatırlıyoruz.

Bu direniş nasıl yenildi, hatırlayan var mı? İhanetçi sendika Türk-İş ve Tek Gıda İş, direnişi sattı. Evet. Ama bu, sorumluluğu sendika ağalarına atmak için kolay ve kestirme bir cevap. Gezi ve sonrasında ortaya çıkan fırsatları kaybettiğimizde elimizde benzer bir cevap olmayacağını hatırlatmakta fayda var.

Tekrar günümüze dönersek; HDP’nin seçim çalışmalarına saldırılar, sosyal demokrasinin tabanının saf bir AKP karşıtlığı üzerinden MHP’ye sempati duymaya başlaması, MHP oylarındaki yükseliş tesadüfi değil. Kürt olmak, Alevi olmak, türbanlı olmak, göçmen olmak, eşcinsel olmak düşman toplamak için yeterli. Ama bu kadarla kalmayalım; sosyal demokratlar için AKP’ye oy verecek kadar cahil olanlar, sosyalistler için CHP’nin sağa kayışına sessizce göz yumacak kadar çaresiz olanlar, asgari ücretli için aldığı maaşı ve çalışma şartlarını beğenmeyecek kadar nankör memur-beyaz yakalı olanlar, kentli beyaz yakalılar içinse bu kadar yolsuzluğa rağmen AKP’ye oy veren cahil asgari ücretli olanlar vs. bu listeyi uzatmak mümkün. Herkesin bildiği ve her gün çevresinde dinlediği bu öfke, ayrım, bölünme aslında aynı taraftakiler içinde gerçekleşiyor. Gezi Direnişi’nde birleştiğini söylediğimiz kesimler içinde.

Son olarak iki duvar yazısı örneği daha vererek yazımızı bitirelim. Bosna’daki eylemler sırasında ‘Açlık eken, öfke biçer’ duvar yazısı tüm eylemlerin özetini verir gibiydi. Geçen aylarda Taksim eylemleri sırasında bir duvarda ‘Ohaa. Patates 5 tl olmuş’ yazısı da benzer bir geleceğin öncülüne işaret ediyor. Ekonomik kriz önümüzdeki üç seçimin sonunu beklemeyecek ve burjuvazi açısından siyaseten kimin kullanılabilir olduğu yarışının son hızla devam ettiği ülkede mesele sandığa oy atmak değil. Yolsuzluk meselesinin ‘Gezi’ benzeri bir sokak direnişi yaratmamasını anlayamıyorsak, cevabı yanlış yerde aradığımız içindir. Mesele kapitalizmin kendisinin, siyasetinin, ihalelerinin, taşeronunun, köprülerinin, havaalanlarının yolsuzluğun kendisi olduğunu anlatamadığımız içindir. Yolsuzluğun kimin cebine daha çok para taşındığıyla ilgisi yok. Çünkü kitlelerin gözünde ülkedeki siyasetçiler zaten on yıllardır çalıp-çırpıyor. “Ha AKP ha başkası” diyor halk. Bizim söylememiz gereken ise, kapitalizmin kendisinin bir yolsuzluk düzeni olduğudur. Bize karşı yapılan bir yolsuzluk!

Bugün için yapılacak en acil şey, yaklaşan ekonomik kriz işsizlik, açlık, sefalet ve umutsuzlukla sınıfı atomize etmeden önce yeni bir siyaset tarzını oluşturmaktan geçiyor. Gezi ile bildiklerimizi değiştiren ve bilmediklerimizi bize öğreten sokaklardan geçtik. Sandığa sıkışmadan muhalefet yapmak ve direnişleri genelleştiren kampanyalar örmek bugünün en acil ihtiyacı.

 

 

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar