AB: Hem vatandaşa hem göçmene sıkıyönetim -

“Özgürlükler diyarı” Avrupa, Pazar günü ilginç görüntülere sahne oldu. Paris’teki COP21 protestolarına polis şiddetle saldırırken, Brüksel’deki AB zirvesinde Türkiye’yi mülteciler için temerküz kampına çevirme kararı çıktı.

Fransa’da olağanüstü hal

Bilindiği gibi 13 Kasım’daki Paris saldırılarını fırsat bilen François Hollande hükümeti Fransa’da üç aylık olağanüstü hal ilan etti: Bir hafta sonra parlamento -Komünist Parti ve Sol Parti’li vekillerin de oylarıyla- olağanüstü halin süresini üç aya çıkardı.

Ardından hükümet, başka eylemlerin yanı sıra, ekolojistlerin ve NPA gibi devrimci sol yapıların örgütlediği BM İklim Zirvesi (COP21) protestosunu yasakladı. İçişleri bakanı, yasağın amacının can güvenliğini korumak olduğunu duyurdu; eylemlere katılacakları 6 ay hapisle tehdit etti. Bir dizi ekoloji militanı ev hapsine mahkum edilirken, ev baskınları yapıldı. Nihayet dünkü eylemde, 5 bin kişiye polis gaz ve copla saldırdı, 280 gözaltı yaptı.

Aynı şekilde, işçi düşmanı patronlarını daha önce iyice bir benzeten Air France çalışanları hapis tehdidiyle karşı karşıya; olağanüstü hal sayesinde ve “radikalizasyon” gerekçesiyle jandarma çalışanların oda ve dolaplarında arama yaptı. Ülkede sıkıyönetim öyle bir noktaya vardı ki, Nord vilayeti valisi akşam 8’den sonra dükkanlarda içki satışını ve kamuya açık yerlerde içki içmeyi yasakladı.

Yani “insan hakları ülkesi” Fransa’da vaziyet Türkiye’den hallice sayılmaz. Aşırı sağın çıkış yapması beklenen bölgesel seçimler öncesinde, Hollande sert lider görüntüsü vermek ve muhalefeti ezmek istiyor.

Kale Avrupa

Fransa’daki (ve diğer ülkelerdeki) otoriterleşme dalgasına paralel, AB dışarıya karşı da bir kaleye dönüşüyor. Bugünkü Türkiye gazeteleri “Vizesiz Avrupa” türünden başlıklar atsa da, aslında Avrupa kapılarını mültecilere sıkıca kapıyor. Tam da onları dışarıda tutmak için AB, Türkiye’ye yaptığı yardımı 1’den 3 milyar Euro’ya çıkarmayı ve TC vatandaşlarına vize serbestisi vermeyi taahhüt ediyor.

Aylan’ın ölümünün basındaki yansıması üzerine göstermelik bir göçmensevicilik sergileyen AB hükümetleri, mültecilere karşı politikalarını sertleştiriyor. Paris saldırıları da bunun zeminini hazırlamaları için fırsat sağladı. Eylül ayında AB, sınırdaki üyelerine (Macaristan, Yunanistan, Polonya…) temerküz kampları kurmalarını önerdi. Ancak Viktor Orban yönetimindeki Macaristan başta, bu ülkeler sınırlarını mültecilere kapadı; Slovenya, Hırvatistan, Sırbistan… mültecileri pinpon topu gibi birbirine göndermeye başladı. Ha keza Polonya hükümeti Paris saldırısı nedeniyle 7500 mülteciyi kabul etmekten vazgeçti; Makedonya sınırlarına duvar inşa ediyor.

Üstüne üstlük, pek çok AB ülkesinde, göçmen krizinden faydalanan aşırı sağ da yükseliyor. Almanya’da Pegida eylemleri kitlesellik kazanırken, Fransa’da Aralık’taki bölgesel seçimlerde FN’in (Ulusal Cephe) ciddi bir çıkış yapması bekleniyor. Merkez sol ve sağ hükümetler de buradan, hızla göçmenlerden kurtulmak gerektiği sonucuna varıyor.

Emperyalist bombardıman artacak

Sonuç olarak AB göçmenleri olabildiğince uzakta sabitleme seçeneğine ağırlık vermiş görünüyor. Hollande bunu, “Türkiye, Ürdün ve Lübnan’a olabildiğince hızla yardım yapılmalı ki, mülteciler hayatlarını riske atarak Avrupa’ya gelmeye kalkmasın” sözleriyle ifade etmişti. AB’nin Türkiye’ye uzattığı havucu da bu bağlamda düşünmek gerekiyor. Bu konunun aciliyeti yüksek, çünkü Avrupa ve elbette ABD, Suriye’deki bombardımanı artırmaya kararlı. Bu da yüz binlerce Suriyelinin daha mülteci olması demek.

13 Kasım’dan sonra Fransız ordusu, Rakka ve diğer kentlerdeki hava bombardımanının dozunu artırdı. Hollande geçen hafta Cameron, Obama, Merkel, Putin ve Renzi gibi liderlerle biraraya geldi ve oeprasyonlara destek istedi. Bu hafta İngiliz hükümeti Suriye’yi bombalamak için parlamentodan destek isteyecek. Aynı teklif 2013’te parlamentoda reddedilmişti, ancak Paris saldırıları Cameron’a yeni bir bahane sundu. Almanya ise Fransız operasyonlarına destek için Suriye’ye keşif jetleri ve 1.200 asker göndereceğini açıkladı çoktan. Fransa AB’nin de ötesinde ABD ve Rusya’yı bir koalisyonda birleştirmeye niyetleniyor, ama TSK’nın Rus uçağını düşürmesi kısa vadede bunu gündemden kaldırmış durumda.

Sonuç olarak, AB’de artan otoriterizm, göçmenlere yönelik baskılar ve Suriye’de şiddetlenen emperyalist bombardıman aynı olgunun parçaları olarak karşımızda duruyor.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar