7 Haziran Sonrası MHP’ye Dair Şaşkınlık Şaşkınlığı -

7 Haziran öncesinde MHP’nin AKP’ye, daha da doğru söylemek gerekirse Erdoğan’a karşı, en azından söylem bazında yürüttüğü muhalefet çoğu insanın algılarında ciddi bir yanılgı yarattı. Bu yanılgının aslında temel sebebi, toplumsal olarak olayları okurken yalnızca üç beş günlük konjonktür ya da hadi bilemedin bir iki parametre dahilinde kısıtlı kalmak ve tarihi süreçler üzerinden çizilmiş geniş çerçeveleri ıskalamak olsa gerek.

Bugün dönüp, bu kez doğruyu yapıp, 7 Haziran sonrası MHP’nin ve Bahçeli’nin (ki yer yer MHP seçmeninin dahi tepkilerini, anlam verememe durumunu ve Suruç oylamasında MHP milletvekillerinin dahi bence yaşadığı kafa karışıklığını düşündüğümüzde partiden bağımsız bir şekilde tek başına Bahçeli de denebilir) eylemlerini geniş bir çerçeve dahilinde okuduğumuzda Bahçeli’nin tam da üstlendiği misyonu yerine getirdiğini, ideolojisine aykırı hiçbir hamlede bulunmadığını ve hatta tam da ülkücülüğün gereklerini harfiyen yerine getirdiğini söyleyebiliriz.

Ülkücü hareketin ve MHP’nin var olmasının her daim tek bir amacı olmuştur ve bu tek amaç halen, çeşitli yersiz yanılgılar bir tarafa, aynen tek amaç olarak devam etmektedir. Lafı fazla uzatmamak adına doğrudan adını koyalım bu tek amacın: anti-komünizm.

Bunu bir kenara yazdıktan sonra 7 Haziran’a geri dönelim. 7 Haziran akşamı ortaya çıkan tablo, elbette ki Gezi’den 7 Haziran’a kadar yaşadığımız sürecin sonucu olarak, şunları gösteriyordu: HDP’nin ülke geneline yönelik sol söylemlerinin çok önemli bir karşılık bulduğu, CHP’nin bu rüzgârın etkisi ile yüzünü biraz olsun sola çevirme mecburiyetinde olduğu ve olacağı, ülkede gerçek bir barış ortamının tesis edilmesi ile beraber sol söylemlerin önünün çok ciddi anlamda açılacağı, Türkiye Solu ile Kürt Hareketi’nin temasının ve hatta ortak mücadele deneyiminin artması ile sağın tıkanmışlığının da yarattığı ortamda toplumsal ve siyasal sol açısından çok ciddi ve önemli hareketlenmeler yaşanabileceği.

7 Haziran akşamı Bahçeli bu tabloyu ve bu tablonun içinde Kürt Hareketi alerjisine hatta travmasına sahip kesimlerde dahi ateşkes süreci ile birleşen HDP’nin evrensel sol söylemlerinin karşılık bulmuş olmasını da gördü. Bahçeli ve MHP için esasen en önemli alarm buydu, bunun üzerine “tehlike”nin farkına vardı ve kendi has misyonunu hayata geçirdi. Çoğu kişi tarafından yanlış bir şekilde etiketlenen AKP yandaşlığı misyonunu değil, anti-komünizm (günümüze anti-sosyalizm, anti-sol olarak uyarlayabiliriz) misyonunu çok doğal olarak en öne koydu ve bu şekilde hareket etmeye başladı. Evet 7 Haziran’a kadar Bahçeli AKP iktidarını belli oranda bir tehlike, belli oranda muhalefet edilmesi gereken bir olgu olarak görüyordu gerçekten de ama 7 Haziran akşamı ortaya çıkan tehlike AKP iktidarının çok çok ötesindeydi ve bu tehlike ülkenin sola kayması gibi bir felakete işaret etmekteydi.

Bu noktadan sonra, Bahçeli liderliğindeki MHP’nin eylemleri tamamen AKP’nin Kürt Hareketi’ni sıkıştırarak marjinalize etmek sureti ile Türkiye’den kopartmak ve bu yolla Türkiye Solu’nu da kolsuz bacaksız bırakmak hedefine kilitlenmiştir. Bu vesile ile Doğan Çetinkaya ve Foti Benlisoy’un “Şok doktrini, suikast ve yoldaki işaretler” yazısında belirttiği ortamı yaratmak adına AKP iktidarının her hamlesi desteklenmiştir. Bu hareket tarzı ülkücülüğün asli amacı olan anti/komünizm, anti-sol çizginin günümüz bağlamında aldığı biçimdir.

Tek cümle ile özetlemek gerekirse 7 Haziran sonrası MHP beklenmeyeni ve kendisi ile uyuşmayanı değil tam da yapmak ile yükümlü olduğu şeyi yapmıştır, yapmaktadır.


 

Yazının ana fikrinin şekillenmesindeki katkıları için Cihan Çabuk’a teşekkür ederim.

 

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında