10dan sonrası kolay mı? -

 

HDP barajı geçsin geçmesin, 7 Haziran sonrasında karşı karşıya kalacağımız tablo genel hatlarıyla şimdiden belli aslında: Daha kırılgan, daha zayıf bir hükümet, dolayısıyla da hâlihazırda açık işaretlerini gördüğümüz yönetememe krizinin iyiden iyiye derinleşmesi.

Güç kaybetmekte olan bir AKP’nin daha da agresif hale geleceği, bunun daha istikrarsız ve “sert” bir siyasal atmosfer anlamına geleceği hepimiz için bugünden aşikâr.

Diğer yandan gerileyen, rıza devşirmekte ve dolayısıyla yönetmekte zaaflar gösteren bir hükümet ve giderek kendi içinde saflaşan bir hâkim sınıf karşısında toplumsal mücadeleler için ciddi boşluklar ortaya çıkması da olası.

Bu boşlukları değerlendirip değerlendiremeyeceğimiz, seçim sonrasında ancak pratikte cevap verebileceğimiz temel bir soru.

Neticede Hakan Vreskala’nın haklı olarak çok tutulan şarkısındaki sözlerin aksine, “10dan sonrasının” kolay değil de hayli zor, ciddi potansiyeller barındırsa da meşakkatli bir süreç olması çok muhtemel.

HDP’nin barajı aşması elbette bizlere nefes aldıracak. HDP’nin meclise girmesinin siyasal güç dengelerinde meydana getireceği değişim, seçim sonrasında karşımızda bulacağımız mücadeleler açısından hepimiz için önemli olanaklar yaratacak.

Ancak en az meclis aritmetiğinde gündeme gelecek değişim kadar kritik bir faktör, toplumsal güç dengelerinde ağır aksak yaşanan değişim, oldukça çelişkili ve kesintili biçimlerle de olsa açığa çıkan siyasallaşma dinamikleri.

Dipten gelen, kimi zaman uç verip hızla geri çekilip kalıcılaşamayan amorf bir siyasallaşma dalgasıyla karşı karşıyayız. İşçi sınıfındaki “içgüdüsel” hareketlenme bundan, artık çevik olmadan dozerlerin kentsel yağmaya girişemez hale gelmesi bundan, kadın cinayetlerine karşı kısa zaman önce yaşanan muazzam patlama bundan…

Bir şeyler, kesintili ve çelişkili bir şekilde de olsa, değişiyor. Metal işçilerinin yasal çerçeveyi aşan fiili ve meşru direniş çizgisinin (solcu sendikalarda bile yaygın) “Türkiye’de grev mümkün değil” kabulünü nasıl tepe taklak ettiği ortada.

AKP şahsında cisimleşen neoliberal otoriterizme karşı kolektif reaksiyon (bazen sola rağmen) düzen içi güç ilişkilerini zorlayan bir mahiyet kazanabiliyor. Siyasal istikrarsızlık ve hâkim sınıf içi çelişkiler, metal işçileri ya da mesela Kamp Armen örneklerinde olduğu gibi, somut kazanımlar elde etmeyi mümkün kılan boşluklar yaratabiliyor.

Gezi ayaklanmasının yarattığı birikim çeşitli ve umulmadık biçimlerde kendini açığa çıkartıyor. Kentsel direnişlerde, kadın ya da işçi cinayetlerine karşı eylemlerde, hatta (kendini korumak adına “Gezici” olunmadığı söylenen) işçi direnişlerinde dahi Gezi’nin kışkırttığı özgüven ya da popülerleştirdiği örgütlenme-eylem kalıpları gün yüzüne çıkıveriyor.

Dolayısıyla seçim sonuçları ne olursa olsun, bu kolektif ama amorf siyasallaşmanın uç verebileceği, çoğalacağı, görünür hale geleceği birleşik zeminlere ihtiyaç var.

Muhtemelen bugünkünden de daha “sert” olacak bir siyaset alanında sözde değil özde, yani “sokakta” birleşik mücadeleyi mümkün kılacak, geniş kesimlerin katılıp parçası olabileceği esneklikte çoğulcu zeminlerin inşasına girişmek gerekiyor. Örgütlerin birliğinden ibaret olmayacak, mevcutlar gibi bir politik bloklaşmaya tekabül etmeyecek, mümkün mertebe aşağıdan, yatay ve çoğulcu eylem zeminleri tasarlamalıyız.

Seçim sonuçları üzerine müneccimlik yapmanın manası yok. “Tarih” kendi işini zaten görecektir. Biz üzerimize düşeni yaptığımıza emin olalım. Şu kalan iki hafta HDP’nin başarısı için elimizden geleni ardına koymayalım ve hiç de kolay olmayabilecek 10dan sonrasına hazırlanalım.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar