1 mayıs-taksim: “bir heyulayız, dolanıyoruz” – foti benlisoy -

 

Bazı şeyleri, tekrara düşmek pahasına hiç üşenmeden hatırlatmak ve hatırlamakta yarar var. Taksim toplumsal muhalefet güçleri açısından bir takıntı, Erdoğan otoriterizmiyle (kimilerine göre “kısır”) bir restleşme vesilesi filan değil. Türkiye siyasal hayatının “çarpık” gelişimine dair bir anomaliyle falan karşı karşıya değiliz. 1977 katliamında kaybettiklerimizin hatırası ne denli güçlü olsa da mesele bundan ibaret de değil. Taksim, hiç abartısız, hepimiz için bir hayat memat meselesi. Tahrir Mısır’ın, Sintagma Yunanistan’ın kaderi için neyse Taksim de bizim için o.

Taksim’i AKP otoriterizminin şehir merkezini toplumsal mücadelelerden arındırmaya dönük saldırısından bağımsız düşünmek mümkün değil. Amacın muhalefeti kentsel merkezlerden sürgün ederek görünmez kılmak, Yenikapı-Maltepe misali sentetik-dolgu alanlara kapatmak olduğunu, bizzat kendileri, tiranlara has o kibirli açık sözlülükle itiraf ediyorlar zaten. İşçi sınıfının mücadelesi ve toplumsal direnişlerin kolektif belleğiyle damgalanmış Taksim’i “temizlemekteki” gaye, muhalefeti ancak devlet erkânının yüce gönüllülüğünün izin vereceği “numunelik” bir düzeye indirmek, direnişi “dostlar alışverişte görsün” kabilinden bir seviyede tutmak. Taksim’i yitirmek, mevcut ve muhtemel tüm muhalefetin, ancak yukarıdan ihsan edilecek izin ve icazetle varolabilecek bir hale sokulmasına, “majestelerinin muhalefetine” dönüştürülmesine yol vermek demek.

Taksim’i sermayenin mekâna el koyma pratiklerinden bağımsız düşünmek mümkün değil. Taksim alt sınıflardan “temizlenerek” AVM’leştirilmiş, mutenalaştırılmış,  belleksiz bir pazar yerine, devasa bir shopping alanına dönüştürülmek isteniyor. Toplumsal muhalefetin izlerinden azade kılınarak soylulaştırılmış bir Taksim, Erdoğan’ın kaprislerine indirgenecek bir mesele değil. “Çitlenmiş” bir Taksim bundan çok daha fazlası. Taksim’in kapatılması el koyma yoluyla birikim demek, müştereklerimizin metalaştırılması demek, ortak alanlarımızın özelleşmesi demek, ekolojik yıkım demek, kentsel dönüşüm diye anılan talan ve sürgün demek.

1 Mayıs’ta Taksim, ahir zamanların kentsel militarizminin bir deneme tahtası. Dile kolay, Taksim ve civarında tam 39.000 polis, onlarca Toma, Akrep vs. zırhlı araç “görev alacakmış”. Polis yeni ve şiddetli bir kent savaşına, ana akım basına dahi konu olan tatbikatlarla hazırlanıyor. Polis teşkilatı, toplumsal hareketlerin kriminalize edildiği, muhalefetin terörizm damgası yiyerek her türlü toplumsal sorunun bir “güvenlik” meselesine indirgendiği günümüz neoliberal güvenlik devletinin gözbebeği. Polisin teknik olanakları, ekipmanı, silahları ve görünümü itibariyle ordulaşmasının nedeni de bu zaten. Şehirlerin gecekondu bölgeleri ve elbette meydanları da 21. yüzyılın yeni savaş alanları. İşte muhtemel “Taksim muharebesi”, sıradanlaşan, “destan yazdılar” diyerek alenen övgüler yağdırılan bu askeri kentçiliğin, yeni iç savaşlar devrinin militarizminin en büyük ve şimdiden belli ki en şiddetli deneylerinden biri.

Dolayısıyla tekrar edelim: Taksim kıyısında bulunduğumuz zamane barbarlık koşullarında hepimiz için bir turnusol testidir. 1 Mayıs’ta sokağa çıkanlar sadece Taksim Meydanı’nı özgürleştirmenin yükünü değil, hepimizin karşı karşıya olduğu tahakküm ve sömürü mekanizmalarına karşı durmanın yükünü de taşımaktalar. “Düşmüş” bir Taksim, eğer müdahale etmezsek, karşı koymazsak gelecekte bizi bekleyen karanlığın bir “müjdecisi”, kıyısında bulunduğumuz uçurumun bir işaretinden başka bir şey değil.

Bir not: “Taksim muharebesine”, Kavafis’in deyimiyle, “Ephialtes’in ihanetini ve Medlerin sonunda geçitten geçeceğini”, yani “yenileceğimizi” öngörerek giriyoruz aslında. Muhtemelen polisin yoğun şiddeti karşısında Taksim’e giremeyeceğiz. Hazır olmadığımız (neden hazır olamadığımız ayrı bir tartışma konusu) bir meydan okumayla karşı karşıyayız. Ancak bizi en olumsuz koşullarda kavgaya çağıranların karşısına dikilme cüretini gösterdiğimiz için ve göstereceğimiz oranda da gelecekte kazanmaya hakkımız olacak. Önümüzde kolayca kazanılacak bedava zaferler olmadığını şimdiye kadar çoktan öğrenmiş olmalıyız zaten.

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında