1 Mayıs: Sermaye İşçileri Sadece Sömürmüyor, Öldürüyor da… -

İşçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ın nasıl kutlanacağına dair her yıl alışık olduğumuz tartışmalar bu sene de gündemimize gelmiş bulunuyor. Miting yapalım mı yapmayalım mı; işyerlerinde mi kutlayalım, yoksa Taksim’e mi çağıralım gibi “olağan” zaman ve koşulların tartışmaları, pandeminin geldiği aşama itibarıyla içinde bulunduğumuz “olağanüstü” koşulların gereklerini göz ardı eden bir hal aldı.

65 yaş üstü aşılandığı halde sokağa çıkma yasağı ile evde tutuluyor. Çünkü 15-65 yaş arasında aktif işgücü içinde kalan kesimlerin işe gitmeleri asıl amaç. Sanayi, fabrikalar, hizmet sektörünün küçük bir bölümü hariç bütün işletmeler, biçim değiştirerek de olsa, çalışıyor. Nitekim, COVID 19 kaynaklı ölümlerin yaş ortalaması da 59’a kadar düştü.

1 milyonun üzerinde sağlık çalışanı, itiraz da dahil bütün hakları ellerinden alınmış olarak normalin çok üzerinde sürelerde çalışmaya mahkum edilmiş durumda. Duran bakım hizmetlerindeki boşluğu zaten bakım emeği nedeniyle her gün ek bir mesai daha yapmakta olan kadınlar üstlenmiş durumda.

Fabrikaları, atölyeleri, inşaatları açık tutan bir “tam kapanma”, sermaye devletinin işçileri pandemiye kurban olarak sunmaya devam etme niyetini gösteriyor. İşten çıkarma yasaklanmış olmasına rağmen, tek açık kapı olan haklı fesih gerekçesi kullanılıyor; Kod 29 ile işten çıkarmalar, işçileri tazminat ve işsizlik sigortası gibi temel haklarından da mahrum bırakıyor. Üç aylık sürelerle uzatılan ve emekçilerin kendi birikimleri olan işsizlik sigortası fonundan ödenen kısmi çalışma ödeneği, hayatta kalmak için dahi yeterli değil! Küresel ticaret Mart 2020 öncesindeki seviyesine çıksın diye canımıza kast edilmiş durumda. Pandemi koşullarında işçilerin canı pahasına üretim devam ettirilirken, aynı pandemi bahanesiyle işçi eylem, direniş ve grevleri yasaklanıyor.

Sendikal merkezler bu saldırıyı karşılayamıyor!

COVİD 19 aynı zamanda bir işçi sağlığı sorunudur. Ancak işçi sağlığı ve güvenliği noktasında en azından toplu iş sözleşmesi olan işyerlerinde sendikaların bu konuda değil önlem almak, takip dahi etmediklerini biliyoruz. Çalışmama hakkını kullanmak, başlangıçtaki kısa bir süre hariç gündeme gelmedi. Bir ikisi dışında COVİD kaynaklı işçi hastalıklarını ve ölümlerini takip eden, işçilerin işyerlerinde tam olarak korunması için müdahalede bulunan sendika da maalesef yok.

Adeta kastlaşmış bürokratların kontrolünde olan işçi sınıfının mücadele örgütleri sendikalar böyle kritik bir dönemde bile büsbütün hareketsiz haldeler. Bu bürokratik sendika yönetimleri, işçi sınıfına yönelik topyekûn, öldüresiye devam eden bu saldırıya yanıt vermekten acizler. COVİD’le birlikte büyüyen kapitalist krizin tüm yükünün işçi sınıfının omuzlarına yıkılması karşısında mücadele etmek yerine, bu süreci basın açıklamaları ve toplantılarıyla “atlatmaya” çalışıyorlar.Bu dönem sendikalar için de silkelenme, işçiler için de sendika içindeki kastları siikeleme dönemi olmalı.

Bu 1 Mayıs olağan süreçlerin olağan tartışmalarını yapmanın zamanı değil. Bu 1 Mayıs, işçi ölümlerine karşı tam kapatmanın ücretli izinle ve herkes için geçerli olması, işçilerin cesetleri üzerinden dönen çarkları durdurma çağrısı yapmanın zamanıdır. Güvenceli ve tam zamanlı bir işi olmayan herkese devlet bütçesinden gelir sağlanması çağrısı yapmanın zamanıdır. Ancak bu talepleri cesurca ve yüksek sesle söyleyebilmek, işçi sınıfının sendikalarına karşı kaybetmeye yüz tutmuş güvenini geri kazanmasını sağlar.

Başlangıç Kolektifi

Bulunduğu kategori : Başlangıç Yazıları, Uncategorized

Yazar hakkında