1 Mayıs: Kapitalizmin Pulları Dökülüyor, Yıkalım! – Başlangıç Kolektifi -

Kapitalizmin neden olduğu ekolojik yıkımların derinleşmesiyle birlikte halk sağlığını tehdit eden salgınların görülme sıklığı artıyor. Tüm dünyaya yayılarak pandemi haline gelen Korona (COVID-19), ardında on binlerce ölüm, yüzbinlerce vaka bırakmış durumda ve her gün binlerce insanın canını almaya devam ediyor. COVID-19’a karşı yakın zamanda aşı ya da ilaç geliştirilemezse yıkımın devam etmesi kaçınılmaz olacak.

Bu salgın, kapitalist sistemin yarattığı ekonomik ve ekolojik koşulları, mevcut toplumsal ilişkileri değiştirmemiz gerektiğini çok açık gösteriyor. Pandemi ile birlikte, sağlıklı ve güvenceli bir hayat için bildiğimiz dünyayı değiştirmemiz gerektiği gerçeği ile bir kez daha yüzleşmiş bulunuyoruz. Ekonomik temelli ekolojik yıkımlara devam eden, sürekli salgın hastalıkları üreten, yoksulları, işçileri öldüren, halk sağlığı ve tüm canlı türleri için tehdit oluşturan kapitalizmle yaşamaya devam edemeyiz; dünyayı yok eden kapitalizme bir alternatif üretmemiz şart.

***

Kapitalizmin başat özelliklerinden biri olan sermaye-devlet işbirliği, pandemi sürecinde de hız kesmeden büyük bir riyakarlıkla devam ediyor. Hazırladığı tedbir paketleri ile devlet, işçiler ve halk sağlığı için gerekli önlemleri almak yerine, burjuvazinin kârına zeval getirmeden, mevcut krizin faturasını işçilere ödetmeye çalışıyor. Sermayeye vergi indirimleri, kredi kolaylığı gibi  alternatifler sunulurken, işçiler artan enflasyon ve zamların yükü altında eziliyor.  Hükümet, tam karantina için gerekli olan ve tüm işçileri kapsayan ücretli izni zorunlu hale getirmek yerine, sözde işten çıkarmaları yasaklayarak ama özde sermayenin çıkarları doğrultusunda süresiz ücretsiz izni yasallaştırarak, işçileri açlık sınırının altında bir ücretle yaşamaya mahkum ediyor. Pandeminin daha fazla yayılmasını engellemek için şu anda en etkili çözüm olan tam karantina uygulamasını bile sağlayamayan hükümet, “evde kal” söylemi ile pandemi ile mücadeleyi bireylerin insiyatifine bırakıyor. 

Diğer bir yandan, pandemi ile birlikte hali hazırda süregelmekte olan, halk sağlığı yerine sağlıktan kâr elde etmeyi düstur haline getiren neoliberal politikalarının sağlık sisteminde oluşturduğu tahribatla yüzleşmiş bulunmaktayız. Testler tüm ülkeye eşit biçimde dağıtılmıyor. Zenginler evlerinde testleri oyuncağa çevirirken, sağlık çalışanları dahi teste ulaşamıyor. Devlet COVID-19 ile mücadelede son derece elzem olan kamu sağlığı harcamalarını halk sağlığı lehine bütçelendirmek yerine milli bağış kampanyaları düzenleyerek, bu harcamaları kendi  görev ve sorumluluk alanından çıkartıyor. Sermayedarlar ise bir yandan hükümete bağış yaparak göstermelik şovlarına devam ederken, öbür yandan işçileri işten atmakta, süresiz ücretsiz izne çıkarmakta, evden çalışma bahanesi ile emek sömürüsünü arttırmakta ya da gerekli sağlık tedbirlerini almadan çalışmaya zorlamaktadır. Ne yazık ki, kapitalizmin tüm tarihsel seyrinde olduğu gibi pandemi zamanında da krizin en ağır bedelini işçiler farklı düzey ve biçimlerde ödemeye devam ediyor.

Çoğu işyerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemleri uygulanmıyor, işçiler üretim bandını yavaşlatmamak için aralarında mesafe olmaksızın, bulaş riski altında çalışmaya devam ediyorlar. Sağlık, gıda, temizlik gibi “zorunlu” sektörlerde çalışanlar da yüksek bulaş ve can kaybı riskine rağmen kişisel koruyucu ekipman sağlanmadan, test yapılmadan ve sayıca yetersiz olmaları nedeniyle  yoğun mesai saatleri ile çalışmaya zorlanıyorlar. Mevsimlik tarım işçileri ve çiftçiler salgından korunabilecek barınma, ulaşım ve sağlık tedbirleri alınmadan çalıştırılıyor. Salgın nedeniyle ürün alamayan çiftçiler bir dahaki sezona çalışamayacak duruma geliyor. Güvensiz işlerde çalışan işçiler işini kaybetmektense COVID-19’a yakalandığını söylememeyi tercih ediyor.  Pek çok sektörde işçiler ya ücretsiz izne çıkartılıyor ya da kısmi zamanlı olarak çalıştırılıyor. Özellikle beyaz yakalıların bir kısmı uzaktan çalışmaya başlamış durumda. Ama uzaktan çalışma, çalışma saatlerinin esnekleşmesini beraberinde getiriyor, fazla mesai ücretini ortadan kaldırıyor ve kimi durumlarda da ücret düşüşlerini de gündeme getiriyor. Emek gücünün işyerinden uzaklaşması ile birlikte emek sömürüsü ve hak ihlalleri artıyor, örgütlenme ihtimali azalıyor. Pandemi sürecinde, gündelik çalışanlar, LGBTİ+ işçiler, evsizler, işsizler, seks işçileri, KHK’lılar, göçmenler ve güvencesiz çalışanlar gibi dezavantajlı grupların kırılganlıkları artıyor ve sistem/iktidarlar tarafından görünmez kılınmaya, yarınları belirsizleşmeye devam ediyor.

İktidarın salgınla hastalıkla mücadelede, sermayenin safında yer aldığını, işçinin, işsizin, emekçinin sıkınlarını çözmekten çok uzak olduğunu gören halk kendi yerel dayanışma ağlarını kuruyor. Ama AKP iktidarı dayanışma ağlarının önünü kesmeye çalışarak, kendi denetimi dışında bir dayanışmayı engellemeye çalışıyor ve halkı kendi “yardım”larına muhtaç bırakmak istiyor. Maske dağıtımını bile ilk COVID-19 vakasının görüldüğü 11 Mart tarihinden beri organize edemeyen iktidar, halkın birbiriyle dayanışmasının önünü kesmenin; muhalefet partilerinin halka ulaştıracağı her türlü desteği yok etmenin derdinde. HDP’li belediyelere kayyum atamayı aksatmazken, HDP’lilerin dayanışma kolilerine el koyuyor, büyük şehirlerde yerel yönetimlerin dayanışma hesaplarını bloke ediyor, ücretsiz ekmek dağıtımını bile yasaklıyor.

Pandemiyi fırsat bilen hükümet, infaz yasası gibi birçok yasayı hızlıca yürürlüğe sokarak,   otoriterliğini güçlendirmeye devam ediyor. Siyasi tutsaklar, avukatlar, gazeteciler ve öğrenciler tutuklu olarak, on kişilik hücrelerde 25-30 kişi ile hayata tutunmaya çalışırken, tacizciler ve kadın katilleri hiçbir tedbir alınmadan serbest bırakılıyor.  Kadınlar açısından, bu kriz hem daha fazla ev içi ücretsiz emek, hem daha fazla işsizlik, hem de daha fazla ev içi erkek şiddeti  anlamına geliyor.  Benzer şekilde krizi fırsata çeviren iktidar, Kanal İstanbul ihalesi hızlıca onaylayarak, rant uğruna ekolojiyi tahrip etmeye pandemi sürecinde de devam ediyor.

Kapitalizmin sürdürülebilir kılmaya çalıştığı öz-krizi pandemi ile birlikte artık yönetilmez hale gelmiş, kriz tüm toplumsal üretim ilişkilerini sert bir biçimde etkilemiştir. Özellikle ambargo ve yaptırım uygulanan ülkelerde solunum cihazı, maske ya da teste ulaşamıyor. Şubat ayı ortasında ILO bu sürecin sonunda 20 milyon kişinin işsiz kalacağı tahminini yapmıştı. Şu andaki tahminler 250 milyona kadar yükseltilmiş durumda. Bütün bunlar karşısında hükümetler sessiz, fabrikalar çalışıyor, bankalar kredilerini tahsile, ev sahipleri kiralarını almaya devam ediyorlar.

Sonuç olarak kapitalizm bizi ya koronadan, ya açlıktan ya da aşırı çalışmaktan ölmeye mahkum ediyor. 

Biz işçiler, işsizler ve ezilenler, kâr uğruna ölmek istemiyoruz.

  • Zorunlu sektörler hariç, tüm sektörlerde çalışma bir an önce durdurulmalıdır. Zorunlu sektörlerin hangileri olacağına da patronlar değil, işçiler karar vermelidir.
  • Tüm işyerlerinde iş sağlığı güvenliği önlemleri üst düzeyde uygulanmalı ve işçilerden oluşan bağımsız komitelerce denetlenmelidir.
  • Salgın süresince işten çıkarmalar tamamen yasaklanmalı, küçük esnaf ve küçük çiftçiler desteklenmeli, çalışanlara ücretlerde herhangi bir kesinti olmaksızın, ücretli izin verilmelidir. 
  • Tarımda çalışan tüm işçiler başta mevsimlik tarım işçileri sağlıklı koşullar yerine getirilmeden çalışmaya zorlanmamalıdır.
  • Çalışmayan, ücretsiz ev emekçisi, güvencesiz, seks işçisi, LGBTİ+, KHK’lı, kadın, göçmen, bu ülkede yaşayan herkese, ayrımsız asgari yaşam ücreti verilmelidir.
  • Asgari yaşam ücretinin kaynağı, işçi emeğinin sömürüsü değil, zenginlerden alınacak vergiler olmalıdır. Türkiye’de ilk 100 zenginin servetinin miktarı (100 milyar 400 milyon dolar) ile 22 milyon kişiye bir yıl boyunca aylık 2500 lira gelir sağlanabilecek olması sosyal adaletsizliğin düzeyi hakkında fikir vermektedir.
  • Savaşa ve hapishane inşaatlarına harcanan paralar, hastane, bakım merkezleri ve kadın sığınağı yapımı için kullanılmalıdır.
  • Herkese tam sosyal koruma sağlanmalıdır. Bakım emeği tamamen sosyal güvence kapsamına alınmalı, yaşlı ve çocukların bakımı için özel ek önlemler getirilmelidir. Zorunlu sektörlerde 15 yaşına kadar çocuğu olan herkes için dönüşümlü ebeveynlik izni verilmelidir.
  • Sağlık sektörünün kar odaklı dönüşümüne son verilmeli, tüm hastaneler ve ilaç şirketleri kamulaştırılmalı, patent uygulamasına son verilmelidir. Aşı ve ilaç herkes içindir. Sağlık herkesin en temel yaşamsal hakkıdır.

Pandemi ile birlikte kapitalizmin nasıl eşitsiz, adaletsiz ve ayrımcılık üreten pamuk ipliğine bağlı bir sistem olduğunu bir kez daha ve bu kez çok net olarak görmüş bulunuyoruz. Bir kısmımızı eve hapseden, bir kısmımızı dışarıda çalışmaya zorlayan bu sistem içinde işçiler, yoksullar, göçmenler, ezilenler, kadınlar olarak birleşik mücadele hattını kurmalıyız. Bir yandan, yeniden sendikalarda daha güçlü örgütlenmeli, boykot ve grevler için mücadele etmeli, bir yandan da yeni dayanışma biçimleri, örgütlenme modelleri ve toplumsal direnişler geliştirmek için uğraşmalıyız.

Salgınlar çağına son vermek için piyasayı insan hayatının önüne koyan kapitalizme karşı mücadeleye!

1 Mayıs, yeni bir dönemin başlangıcı olsun!

Başlangıç Kolektifi

Bulunduğu kategori : Başlangıç Yazıları

Yazar hakkında