Zorunlu bireysel emeklilik uygulamasına hep birlikte karşı çıkalım! -

Türkiye’nin özellikle 24 Ocak Kararları sonrası döneme bakıldığında emek piyasalarını neoliberal politikalar ile uyumlu halde tutmaya özen gösterdiğini görmekteyiz. 1980 yılında başlayan, 2001 ekonomik krizi ile hızlanan ve AKP Hükümetleri döneminde zirveye ulaşan sermaye dostu emekçi düşmanı yapısal “reformların” sürekli ve devamlı olarak uygulanmasının sadece bir örneği olarak, yasal metinlerde emekçi sınıfı için maaşın %3’ünün kimseye sormadan“otomatik” olarak kesilmesi göz önünde bulundurulduğunda, “zorunlu” Bireysel Emeklilik Fonu ne anlama gelmektedir?[1]

“Zorunlu” BES nedir?

2001 yılında çıkarılan 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile bireysel emeklilik kavramı hayatımıza girdi. İlk çıkan yasada sisteme gönüllülük esasına göre katılım şeklinde düzenleme yapılmıştır. Ancak 10 Ağustos 2016 tarihinde çıkarılan 6740 sayılı Kanun ile gönüllülük ilkesi kaldırılarak, bireysel emeklilik sistemine katılım, 45 yaşın altında olan (1972 ve daha sonra doğumlu olanlar) kamu çalışanları da dâhil tüm ücretli çalışanlar için zorunlu hale getirilmiştir.

Hükümet ne yapmak istiyor?

4632 sayılı kanunda BES’in amacı “Kamu sosyal güvenlik sisteminin tamamlayıcısı olarak, bireylerin emekliliğine yönelik tasarruflarının yatırıma yönlendirilmesi ile emeklilik döneminde ek bir gelir sağlanarak refah düzeylerinin yükseltilmesi, ekonomiye uzun vadeli kaynak yaratarak istihdamın artırılması ve ekonomik kalkınmaya katkıda bulunulması” olarak tanımlanmaktadır. Aslında kanunda da itiraf edildiği gibi zorunlu BES uygulaması ile yapılmak istenen, ülke ekonomisinin içinde bulunduğu açmazda, sermaye birikimi ve kaynak aktarımı olanaklarını artırma çabasıdır. Yani bizlerden bugün alınacak bireysel emeklilik katkıları ile hem bankacılık sistemine can suyu vermek hem de hükümete yakın sermaye gruplarına devlet bankalarından ucuz kredi ve garanti sağlamaya devam edilmek istenmektedir.

Emekçiler olarak, hem döviz karşısında değer kaybı yaşayan TL, hem de enflasyonun etkisi ile satın alma gücü iyice eriyen maaş ve ücretlerimizle yaşam mücadelesi verirken bir de yanlış ekonomik politikaların yükünü üstlenmek zorunda bırakılıyoruz.

Sisteme ne zaman dahil ediliyoruz?

Son düzenlemeye göre, “zorunlu” bireysel emeklilik sistemi çalışan sayısı 1000 ve üzeri olan işyerlerinde 1 Ocak 2017, 250-999 arasında çalışanı olan işyerleri ise 1 Nisan 2017 tarihi itibari ile başladı. Çalışan sayısı 100-249 olan işyerleri 1 Temmuz 2017’de, 50-99 arası 1 Ocak 2018’de, 10-49 arası 1 Temmuz 2018’de, 5-9 arası ise 1 Ocak 2019’da olacak şekilde kademeli bir geçiş sistemi planlanmış durumda. Yapılacak kesinti miktarı ise aylık prime esas kazancımızın %3’ü oranında yapılacaktır. (Bakanlar Kurulu’nun bunu %6’ya kadar çıkartma hakkı var.)

Çalışanların sistemde kalmalarını teşvik etmek için sisteme girişte bir defaya mahsus olmak üzere 1000 (bin) TL başlangıç ödeneği ve her ay katılımcı katkı payının yüzde 25’i oranında devlet katkısı öngörülmektedir. Ayrıca çalışanlar, yaş (56) ve süre (en az 10 yıl) koşulunu yerine getirip birikimini emekli aylığı olarak almak ister ve bunun için en az 10 senelik gelir sigortası yaptırmayı tercih ederse, birikiminin üzerine %5 ilave devlet katkısı alacağı söylenmektedir.

Emekçiler olarak gerçekten müsrif miyiz?

Hükümetin iddiaları doğrultusunda, iyiliğimiz düşünülüyor ve tasarruf yapalım isteniyor ne var bunda, diyenler olabilir! Peki, çalışanlar gerçekten savurgan/müsrif olduğu için mi tasarruf yapamamaktadır? TÜİK verilerine göre çalışan 100 kişiden 68’i borç ya da taksit ödemektedir. Ayrıca kazançlarının %51’i ile borç ödemektedirler. Borçları altında ezilmekte olan çalışanlardan zorla kesinti yapmanın karşılığı çalışanların yoksulluğunu artırmaktan başka bir şey değildir.

Neden ikinci bir emekli maaşı?

Bireysel zorunlu emeklilik sisteminin sorgulanması gereken bir başka yönü de, zaten emeklilik hakkımız ve aylığımız varken bir ikincisine ihtiyacımız olduğuna ikna edilmeye çalışılmamızda yatıyor. Gerçek şu ki, artık emekli ikramiyesi ile ev alan, emekli maaşı ile “gül gibi” yaşayan mutlu memur ve işçi emekli fotoğrafları geçmişte kaldı. Sosyal haklarımızı sürekli budayan, kamu hizmetlerini özelleştirip paralı hale getiren sermayenin ekonomi politikalarını harfiyen uygulayan hükümet, çalışanların emeklilik haklarını kaldırmanın sinyallerini vermektedir.

Bireysel emeklilik gerçekten emeklilik midir?

Bireysel emeklilik biz emekçilerin kazançlarından belirli bir süre kesilen paranın fonlara aktarılması ile en az 10 yıl süre para yatırdığımızda ve 56 yaşına geldiğimizde bize geri ödenecek bir sistemdir. Emeklilik değil, sisteme yatırdığımız paranın yıllar sonra bize geri ödenmesi anlamına gelmektedir.

Çalışanlardan zorla kesinti yapmak yeni bir icat da değil.

Zorunlu BES uygulaması zorla tasarruf denemelerinin ilki midir? Elbette hayır! Mevcut hükümet de kendinden öncekiler gibi ekonomik olarak sıkıştığı her dönemde çalışanların maaşına göz koymuştur. İlk uygulama 1961 yılında tasarruf bonoları ile başlamış, 1970 yılında kamu emekçilerini kapsayan Memur Yardımlaşma Kurumu (MEYAK), 1986 yılından 1995 yılına kadar işçi ve memurların maaşlarının %4’ü Konut Edindirme Yardımı (KEY) adı altında gasp edilmiş; yıllar sonra taksit taksit ödemeler ile fonda kalan paralar emekçilere iade edilmiştir. Görebileceğiniz gibi hükümetler her dönemde bugün adını bile hatırlamadığımız ama sonuçları tam bir fiyasko olan uygulamalar ile emekçilerin ücretlerinin bir kısmına birikim adı altında el koymuşlardır.

BES’li olmak zorunda mıyız?

6740 sayılı Kanunun Ek 2. maddesine göre sisteme dahil edildiğimiz tarihinden itibaren iki ay içerisinde çalıştığımız şirketlerin muhasebe/ İK Departmanlarından, emeklilik şirketlerinin internet siteleri veya müşteri hizmetlerini kullanarak sistemden çıkabilmekteyiz.

Sonuç olarak

Kanunun gerekçesinde de açıkça belirtildiği gibi yapılmak istenen sermayeye alan açmaktır. Emekçilerin yüzyıllardır verdikleri mücadeleler ile elde ettikleri kazanımlar gece yarısı çıkarılan KHK’lar ile bir bir elden alınmaya çalışılmakta, çeşitli adlar ile emekçilere verilen zamlar değişik oyunlarla sermayeye tekrar aktarılmaktadır. Sınıflar arasında süren bu mücadelenin devam edeceği su götürmez bir gerçektir.

Sermaye lehine çıkan her bir karar organize sanayide çalışan işçisinden, devlet memuruna, otuz katlı plazada çalışanından yerin yedi kat altında çalışan maden işçisine kadar herkesi her gün biraz daha yoksul, dünya güzelliklerinden yoksun bırakmaktadır. Bu nedenle emekçi sınıfa yapılan her saldırının bir mevzi savaşı olduğunu unutulmadan var olduğumuz her alanda sesimizi yükseltmeli; emekçilerin refahının zoraki oluşturulan kesinti fonları ile değil, yüksek ücretler ile sağlanacağını söylemeliyiz.

*

[1] Neoliberal dönemin sınıf dinamikleri ile ilgili olarak, Başlangıç Dergi’de yayımlanan İsmet Akça ve Barış Alp Özden’in “AKP ve Türkiye’de Neoliberal Otoriterizmin Sınıfsal Dinamikleri” ile Ümit Akçay ve Barış Alp Özden’in “Ekonomik Kriz ve Emek Hareketi” başlıklı yazıları okur için zihin açıcı olacaktır.

Kaynak

https://disk.org.tr/2016/09/soru-ve-yanitlarla-zorunlu-bireysel-emeklilik-sistemi-bes-raporu/

http://www.kesk.org.tr/wp-content/uploads/2017/04/besbildrii.pdf

http://egitimsen.org.tr/zorunlu-bireysel-emeklilik/

http://baslangicdergi.org/akp-ve-turkiyede-neoliberal-otoriterizmin-sinifsal-dinamikleri/

http://baslangicdergi.org/ekonomik-kriz-ve-emek-hareketi-umit-akcay-baris-alp-ozden/

Bulunduğu kategori : Sınıf Hareketi

Yazar hakkında

İlgili Yazılar