Yeni Yıla Bir Dolu Örgütlenme Deneyimi, Pratiği ve Heyecanı Taşıyoruz – Söyleşi -

İKS aktivisti Deniz Özgür’le Marmara Kent ve Doğa Mitingini konuştuk.

Marmara Kent ve Doğa Mitingi’nin değerlendirmesini konuşalım istiyoruz. Ama istersen biraz öncesinden alalım. Bir yıl önce 22 Aralık’ta İstanbul’da yine bir kent mitingi olmuştu. Çok kitlesel ve coşkulu geçen bu mitingin ardından bir yıl içerisinde İstanbul Kent Savunması oluştu, yerel kent savunmaları kuruldu, Kuzey Ormanları Savunması gelişti. Geride bıraktığımız bu bir yılının kent mücadeleleri açısından değerlendirmesi ile başlayalım mı?

Geçen sene yani 2013’ün son ayında bir kent mitingi yaptık. Bu miting o zamana kadar yapılan eylemliliklerden, bildiğimiz mitinglerden oldukça farklı bir örgütlenme süreci neticesinde gerçekleşmişti. Bu hem mitingin bağlamıyla ilgiliydi, zira ilk defa kent mücadelesini merkeze alan bir miting organize edildi; hem de gezi direnişinin ardından ortaya çıkan dinamikleri arkasına alan bir mitingdi. Daha önceki klasik miting çağrıcılarından farklıydı çağrıcılar. Gezi’den sonra ortaya çıkan forumların ve örgütlenmelerin çağrısını yaptığı bir mitingdi. Bu açıdan bir milattır diyebiliriz. O açıdan bu tarz örgütlenmelerin ve aynı zamanda kent mücadelesinin meşruiyetini artıran bir miting oldu. Mitinge katılım oldukça iyiydi. Tabii dönemin siyasal denklemiyle de çok alakalıydı bu ilgi. Mitingden bir hafta önce yaşanan 17 Aralık operasyonunun toplumda yarattığı kızgınlıkla muazzam bir katılım oldu mitinge.

Ama genel olarak şöyle bir ortam vardı. Daha önceki mitinglerin çağrıcılarının tek düzeliğini düşünün. DİSK’i, KESK’i, TMMOB’u TTB’yi ve o çağrıya icabet eden siyasi partiler ve yapılar, dernekler vs. Fakat bu sefer bu mitingde hem ana çağrıcılar çok farklıydı, hem de ona icabet edenler. Geziden sonra ortaya çıkan, forumlar, dayanışmalar, bostan grupları gibi irili ufaklı yüzlerce grubun altına imza attığı, aynı zamanda siyasetlerin de bu meşruiyeti tanıdığı, gerisinde kalmak istemediği geniş bir mutabakat zemini oluşturdu bu miting. Mitingden yaklaşık bir 5-6 ay sonra mitingden aldığı enerjiyle sokaktaki faaliyetin örgütlenmesini, mücadelesini sürdüren İstanbul Kent Savunması’nı resmi olarak ilan ettik. Fakat ondan önce de faaliyetine devam eden bir örgütlenmeydi İstanbul Kent Savunması. Bütün o mitingin dinamiğiyle ortaya çıkan bir örgütlenme oldu. Altına mitingde yer alan bütün dayanışmaların, forumların, bununla beraber siyasi partilerin de imza attığı bir savunma kurulmuş oldu. Kurulduğundan bu yana yaklaşık 6-7 ilçede ilçe dayanışmaları, savunmaları örgütlendi. Onlar da bulundukları yerlerde irili ufaklı verdikleri mücadelelerle kendilerini var ettiler. Bulundukları bölgedeki, ilçedeki forum, parti, dernek veya hangi dinamikler varsa onları geniş bir mutabakat zemininde bir araya getirmeye çalışan örgütlenmeler oldu.

Bununla beraber İstanbul Kent Savunması ilçe örgütlenmesini yapmadığı yerlerde de çeşitli işler içerisinde yer aldı. İşte Oruç Baba Parkı direnişini biliyorsunuz. Burada mutlaka bahsedilmesi gereken yılın son aylarında açığa çıkan ve bir nevi Gezi heyecanı yaratan Validebağ direnişi oldu. Bu, içinde yer aldığımız örgütlenmelerin çok büyük bir etkisinin olduğu bir direniş oldu. Geldiğimiz noktada bütün dinamiğiyle beraber kent mücadelesi devam ediyor ve yeni yıla da bir dolu örgütlenme deneyimi, pratiği ve heyecanı taşıyoruz. 2015’te açığa çıkacak olan bir dizi kentsel proje ve bir dolu yeni meselelerle yeni yılı karşılamış oluyoruz.

 

28 Aralık mitinginin geçen yılki mitingden farkı bunun bir bölge mitingi olmasıydı. Sadece İstanbul değil, tüm Marmara’dan kent ve çevre direnişleri mitinge katıldı. İstanbul Kent Savunması’nın kurulmasının diğer illere nasıl bir etkisi oldu? Diğer illerde de bu mitingin örgütlenmesi vesilesiyle yerel kent savunmalarının oluşması gibi bir eğilim var mı?

Bu mitingin hikayesini biraz anlatayım. Geziden hemen sonra, Temmuz-Ağustos aylarında Abbasağa forumunda Kuzey Ormanları Savunması örgütlenip toplantılarına ve çalışmalarına başladı. Başladıktan yaklaşık 8-9 ay sonra da yarattığı dinamizmle beraber kendi kurulduğu bağlamının ötesine taştı. Yani önüne koyduğu üçüncü köprü, üçüncü havalimanı, kanal İstanbul gibi İstanbul’un kuzeyindeki ekosistemi etkileyen projeleri durdurmak, ifşa etmek, kamuoyu oluşturmak üzere kendini kuran, böyle ifade eden Kuzey Ormanları Savunması, yarattığı dinamizmle beraber kuzey ormanlarının içinde olduğu bütünlüklü bir ekosistemin sorunlarına eğilir hale geldi. Fiziki olarak birçok direnişe destek vermenin yanısıra, oradaki direnişleri İstanbul merkezine yaymaktan, bunun sosyal medyada paylaşımından tutun da fiziki gidiş-gelişlerle sürekli bir destek sunma işlevi oldu. Sosyal medya gücünü iyi kullanması hasebiyle ciddi bir etkisi oldu KOS’un bölgede.

Bu vesileyle işte Marmara çapında sayıları hızla artan taş ocakları, madenler, termik santraller vs. gibi ekosisteme zarar veren bir dolu projeye karşı başlatılan direnişlere destek ziyaretleri, otobüs kaldırıp gitmeler gibi faaliyetler sonucu kurulan bir dolu bağlantı bir süre sonra bizim için de kuzey ormanları bağlamıyla yola çıktığımız süreci bütün bir Marmara ekosistemine yayma ihtiyacını açığa çıkarttı.

Baştan kafamızda böyle bütün Marmara’yı bir ekosistem olarak önümüze koyup böyle bir çalışma yapacağız düşüncesi yoktu. Ama süreç içinde yaratılan dinamizmle beraber böyle bir noktaya evrildi. Bizim de hayır diyemediğimiz bir dolu talep gelmeye başladı.

Arkasından kurduğumuz bütün ilişkileri bir araya getirebilir miyiz, bölgede yaşanan sorunları görünür kılabilir miyiz düşüncesiyle bütün bağlantıları harekete geçireceğimiz bir forum-toplantı düzenlemeyi önümüze koyduk. Bunu da 2014 Nisan’ının son günlerinde tüm gün süren bir forumla gerçekleştirdik. Bu foruma 100’den fazla insan katıldı. Bunun da yarıdan fazlası Marmara’dandı. Bursa’dan, İzmit’ten, Edirne’den, İğneada’dan, Tekirdağ’dan, Yalova’dan katılım vardı. Herkesin bulunduğu yerdeki sorunları ve çözüm önerilerini paylaştığı bir forum oldu.

 

Araya girmek istiyorum. Türkiye’deki çevre mücadelelerinde çok sık karşılaştığımız bir durum bu mücadelelerin çok tikelci bir yanı olabiliyor. Diyelim nükleer santrala karşı gelişen bir hareket o santrali kendi il veya bölge sınırları dışına atmayı hedefliyor sadece. Sence bu mücadeleler içerisinde bunları bir miktar ortaklaştırmak, bir miktar merkezileştirmek ve merkezi siyasal sözünü oluşturmak yönünde bir eğilim, bir bilinç gelişiyor mu?    

Bu biraz yavaş yavaş oluşacak bir şey. Ama en azından bunun işaretleri var. Yaptığımız mitingde de bunun karşılığını görmüş olduk. Bunun en azından bir bölge sorunu olduğunu insanların görmesini sağladık. Kendisi de hem o bölgenin parçası hem de sorunun o bölgeye yönelik bir sermaye basıncının sonucu olduğu bilgisine vakıf olunca mücadeleye bakma biçimi de değişmeye başladı insanların.

Yalova’da yaşanan bir su krizinin İstanbul’da karşılığı olduğunu gördü. Ya da İstanbul’daki mega projelerin Marmara çapındaki etkisi ortaya serilmiş oldu. Aslında daha önce yayınladığımız raporla beraber Marmara sathında muazzam bir basınç olduğunu bir sermaye basıncı olduğunu göstermiş olduk. İzmir-İstanbul otoyolu İzmit-İstanbul otoyolu, Çanakkale boğazı köprüsü vs. gibi bütün Marmara’nın tamamını dört saatte otoyolla almamızı sağlayacak bir altın ring projesinin bölgeye yapacağı korkunç etkinin neler olacağını görmüş olduk bu vesileyle.

Ama dediğim gibi süreçle beraber bu bilinç oturmaya devam edecek. Sadece kendi bulunduğu yerdeki sorunu öne çıkarmaktan ziyade bunun bir bölge sorunu olduğunu ve bunu da ancak hem bulunduğu yerde geliştirdiği bir itiraz hem de başka yerlerdeki itirazla birleştirme neticesinde bir kazanıma çevirebileceğini insanların görmesini sağlayacak bir miting oldu bizce. Bu biraz önce bahsettiğim forumda somut iki karar aldık. İkisini de bulunduğunuz an itibariyle yerine getirmiş olduk. Birinci karar bölgede bütün bu katılımcılarla beraber bir kamp yapmaktı. İğneada’da yasaklanmasına rağmen, valiliğin yasaklamasına rağmen bir kamp yaptık. İyi de bir kamp oldu. Şunu görmüş olduk. Nereye gitsek, orada yaptığımız ne olursa olsun, bir toplantı, forum ya da eyleme destek, oradaki dinamikleri harekete geçirebiliyor. Uzun zamandır bir araya gelmemiş, ortak toplantı yapmamış gruplar o vesileyle yanyana gelip, biz niye ortak çalışma yapmıyoruz, toplantı yapmıyoruz sorusuyla beraber harekete geçebiliyorlar. İğneada’da da bu oldu. Kamptan sonra kampta başladıkları toplantıları sürdürdüler ve o dinamikle daha sonra yapılan bir ÇED toplantısına müdahele ettiler ve iptal ettirdiler.

İkinci kararımız da bütün çevre platformlarının dahil oduğu, kendini ifade ettiği bir ortak, merkezi mitingdi. Bu Kuzey Ormanları Savunması’nın örgütlediği bir işti ama süreç içinde İKS’nin örgütlenmesi ile beraber bunun İstanbul ayağını İKS oluşturmuş oldu ve KOS’la ortak bir çalışma ile bölge çapında bir miting yapmış olduk.

 

Mitingin bir değerlendirmesini yaptınız mı ve bundan sonraki döneme ilişkin bir hedef ve eylem programı oluştu mu?

Bu mitinge hazırlık sürecinde aşağı yukarı iki ay boyunca çok fazla sayıda toplantı yaptık. bazen bir hafta sonunda üç yere gittiğimiz oldu. Gidilen birçok yerde de az önce bahsettiğim gibi oradaki aktörleri harekete geçirici bir işlevi oldu. Örneğin Bursa’ya gittiğimizde KOS’u anlatmakla beraber İKS’den de bahsedildi. İKS’nin İstanbul’da yaptığı işler anlatılınca insanların kafalarına yattığını ve biz neden böyle bir yapı kurmuyoruz diye bir soruyu önlerine koyduklarını gördük ve şimdi bildiğim kadarıyla Bursa Kent Savunması’nı kurmanın arifesindeler. Bursa ŞPO vs. bu işe asılmış durumda. Orada da bir termik santrala karşı mücadele veriyor insanlar. Keza İzmit’te böyle bir gelişme var. Bu anlamda bölgeyi savunma fikri anlamında hareketlendirici bir işlevi oldu bu toplantıların. Biz bölge ziyaretlerine devam edeceğiz. Bu mitingde bir niyet olarak taşındığımız bir şeydi ama bunun somutlanması, ayaklarının yere basması oldukça uzun bir zaman gerektirecek. Şu aşamada sadece en azından sorunlarımızın ortak olduğunu ve buna da ancak ortak bir direniş hattı ile cevap verebileceğimizi göstermesi bakımından anlamı oldu ama bunun fiiliyatta nasıl bir karşılığının olacağı henüz bazı soru işaretleriyle bezeli. Marmara’yı birbirine yakın iller temel alınarak irili ufaklı bölgelere ayırıp mı koordine edeceğiz yapılacak işleri, eylemlilikleri ya da fiiliyatta bu nasıl mümkün olacak. Bunlar henüz belli değil.

Mitingin bölgeden gelen bir dizi örgütlenmeye ve mücadeleye katkısı olduğunu gördük. Moral ve motivasyonlarını yükselterek ayrıldılar alandan. Üstelik yasaklanmış olmasına rağmen özellikle şehir dışından katılımın daha fazla olduğunu gördük. İstanbul ayağı daha zayıftı. Geçen seneyle kıyasladığımızda, İstanbul ayağının çok iyi çalışmadığını, katılımın az olduğunu söyleyebiliriz. Bölge çalışması açısından başarılı oldu ama daha iyi olabilirdi. Daha çok yol alınması, bölgede daha fazla çalışma ve toplantı yapılması gerekiyor.

Onun dışında İKS önümüzdeki dönemde su meselesini özellikle üçüncü havalimanı ve köprü inşaatıyla ilişkilendirerek bir kampanyaya dönüştürmeyi düşünüyor. Bu 2014’ün son aylarında önüne koyduğu bir işti. 2015’te bunu gerçekleştirmek durumundayız. Mega projeler çok hızlı bir biçimde devam ediyor ve İstanbul’a su sağlayan su havzalarını kurutuyor. Buna rağmen inşaatlar devam ediyor. Yaz aylarında kendisini hissettiren su krizi bizce aşılabilmiş değil. Bunu İstanbul için gündeme taşımak gibi bir sorumluluğumuz var.

Bunun dışında 2015 Ocak ayında startını vereceği açıklanan mega projeler var. Sermayenin iki büyük projesi olarak Galataport ve Fatih Ormanı projeleri 2015’te bizi bekleyen tehditler. Bunun dışında yine hepimizin bildiği Taksim Meydanı ve Gezi Parkı tekrar gündeme sokuldu, hatta Beyoğlu imar planından çıkarılan iki alan oldu ve böylece merkezi hükümetin insafına bırakılmış durumda. Geçen senenin en ses getiren direnişine sahne olan Validebağ Korusu için de öngörülen proje ısrarında devam ediyor yerel yönetim. Bunlar makro projeler. Bunların dışında irili ufaklı onlarca proje ve buna karşı direniş daha devam ediyor. Bu açıdan hareketli geçecek bir yıl olacak 2015. İmar hakkı transferiyle ilgili yapılacak düzenleme de merkezi gündemimize alacağımız yeni bir uygulama. Sermaye ve siyasi iktidar ekonomik krize girdikçe ranta ve spekülatif finansallaşmaya ağırlık vermeye devam ediyor. Artık tapunun da bir borsası olacak. İktisadi bir krizin kalbine doğru hızla yol alıyoruz… Bu imar borsası bahsiyle yeni yılda çok uğraşacağa benziyoruz.

 

Bulunduğu kategori : Kızıl-Yeşil

Yazar hakkında