Vietnam nerede? -

İki dünya savaşının geride bıraktığı yıkımın arasından biri dünyaya bakıyor: “Gördüm kuşağımın en iyi beyinlerinin çılgınlıkla yıkıldığını, histerik çıplaklıkla açlıktan geberdiğini.” Allen Ginsberg, Howl şiirine böyle başlıyordu. Bu ve devamında gelen dizeleri, İngiliz Undergrood’ının, Dylan’ın, Morrison’un, Zen Kaçıkları‘nın, “çiçek çocukların”, 68’in, yolun ve daha nicesinin habercisiydi. Ginsberg’in ilanı odur ki, artık kapitalizme “Molok” denecek: “Damarlarında kan yerine, para dolaşan Molok!”

Öncelikle filmi Howl‘dan 15 sene sonrasına saralım. Los Angeles’ta, direnişe giden ilk ses dudaklardan çıktığında, Ray Manzarek, Jim Morrison’a, “Sev ya da öldür! Vietnam orada bir yerde. Her şey alev alev yanacak. Gezegen değişim için çığlık atıyor,” der. Jim Morrison ve yoldaşları kendi esrimelerini Vietnam’ın özgürlüğünde bulur. “Esrime” her ne kadar TDK tarafından “sarhoş olma hali” olarak açıklansa da, kökü Dionysos’a giden eylem, insanın ulaşabileceği en büyük hazdır. Morrison için Vietnam’ın özgürlüğü, hem gerçek bir mücadele, hem de kendi isyanı için metafordur. Bunun kökenleri için Ginsberg’e geri dönelim.

Ginsberg’in devrimi de “adı konulamayan” bir başkaldırıda yaşıyor ve öncelikle hayatının en büyük parçası olan şiirlerinde karşılık buluyor. Verdiği bir röportajda, yazarken öncelikle bütünü düşünmediğini, kelimelerin birleşiminin anlamını aradığını söylüyor. Bu süreç karşılıklı olsa da Ginsberg’in bunu özellikle belirtiyor olması, asıl değeri parçalara verdiği ve bunların birleşiminden mutlaka anlamlı bir bütün ortaya çıkacağını düşündüğü şeklinde okunabilir. Buna örnek olarak “Molok! Gözleri binlerce kör pencere!” dizesini ele alıyor. Molok’u bir pencere olarak düşündüğünü, akabinde kendine “nasıl bir pencere” diye sorduğunu ve kör bir pencere cevabına ulaştığını anlatıyor. Son olarak da sadece kör olması yetmez, binlerce kör bir pencere diyerek tamamlıyor. Bu parçaları doğru birleştirdiğinde hem dizeyi anlamlı kılıyor, hem de şiirin genelinde bir bütün oluşturuyor. Pratiklerini yansıttığı satırlar mutlaka aynı havuzda birleşiyor. Nitekim Morrison’a da kendi parçalarının isyanının vücut bulduğu Vietnam miras kalıyor.

Allen Ginsberg’in ilk dizelerine döndüğümüzde, görülen “histeri” meselesi Ginsberg’in inşaasına büyük katkıda bulunduğu bir başkaldırıda kendini gösteriyor. Beat Kuşağı şöyle tanımlanır: “20. yüzyılın bitmek bilmeyen bunalımları ve iki dünya savaşı ‘adı konulamayan bir şeyin’ ortaya çıkmasına neden oldu. ‘Yabancılaşma’, ‘özgürleşme’, ‘bulantı’ gibi kavramlarla açıklanabilecek bu şey, Beat Kuşağı’nda ‘sonsuz yaşam coşkusu’ olarak vücut bulacaktı.” Burada bahsedilen “adı konulamayan şeyin” yansıması ise sonraları Vietnam’da vücut bulacaktır. Beat Kuşağı gençleri sıklıkla bir devrim kavramından bahsederler, ancak bunu tanımlama tartışmaları yerine, edebiyattan başlayarak, müzik ve resim gibi alanlarda bir isyan başlatır ve bu deneyimlerin ortaya çıkardığı enerjiyi bir devrim olarak görürler.

Hem ürettikleri işlerde kalıpların dışına çıkmaları hem de üretim alanları olarak egemenlerin öğütlemediği yerlere yönelmeleri dönem gençlerinde büyük bir karşılık bulur. Öyle ki Howl Amerika’nın en çok çalınan kitabı haline gelir. Böylece sadece üretimi değil, okumayı da kendi isyanlarının içerisine katarlar. Kendilerine esin kaynağı olarak, ekonomik buhrandan ötürü çeşitli yerlerdeki hasat zamanlarına yetişmek için sürekli yol yapan mevsimlik işçileri alan kuşak gençleri, kendileri de zaman zaman mevsimlik işçi olarak çalışarak, üretimlerini buralarda gerçekleştirirler. Howl isyanı da bu alternatif pratik yığınlarının arasından çıkmış bir üretimdir. Bir kuşağın manifestosu sayılan bu şiirin altında Allen Ginsberg’in imzasının olması sadece yetenekle açıklanamaz. Ginsberg üretim alanlarını sürekli genişletmeye çalışıp, her türlü isyan pratiğini kendi hayatına katarak, kısacası adı konulamayan devrimini militanca yaşayarak, bu “deneyim şiirini” ortaya çıkarıyor.

Ginsberg’in öncülük ettiği Beat Kuşağı ve çeperi, tanımlı ve fiziki şekilde ABD’ye saldırmasa da, egemenlerin ürettiği tüm ekonomik ve ahlaki ilişki biçimlerine saldırır. İktidar bu saldırı karşısında boş durmayacaktır. Howl kitabını önce toplatır, sonrasında ise sansür davasını düşürerek kendisini “özgürlüğün ülkesi” ilan eder. Davayı düşürmesine rağmen bir karşı propaganda başlatır. İlerleyen yıllarda ise Ginsberg’i bir süreliğine tutuklayacak, Beat değerlerinin büyük bir parçası olduğu savaş karşıtı ayaklanmalara sert bir şekilde saldıracaktır.

İktidarın doğrudan saldırılarının ötesinde, alternatif yaşam pratiklerinden yorulduğunu, sıkıldığını söyleyen yazar ve şairler olur. Kuşağın en ünlü yazarlarından Jack Kerouac’ın kendi cinnetini anlattığı Big Sur kitabında paylaştığı bir ayrıntı epey önemlidir. Kerouac, Yolda kitabından elde ettiği gelirle, cinnet geçireceği dağ evine gittiği yolculuğunu 1. sınıf bir tren bileti ile yapar. Artık yorulmuştur. Beat Kuşağı kurguladığı pratiklerden vazgeçtikçe “sonsuz yaşam coşkusunu” zamanla kaybedecektir. Ginsberg başta olmak üzere, kuşak yazarlarının çoğu biçimsel kaygıları bir kenara bırakarak düzensiz, dağınık eserler verirler. Kitapların çoğunda kendi deneyimlerinin dışavurumu görülür. Yazılar da bu pratiklerin değişimine ve gelişimine göre şekil alacaktır. Nihayetinde Allen Ginsberg’in söylediği gibi, “Howl, mekanikleşen ve ruhunu kaybeden her şeye ve herkese karşı bir ulumadır.”

Beat Kuşağı yazar, şairlerinin ve bir bütün olarak kuşağın birçok deneyimi oldu. Örneklerle okunabilecek birçok miras arasından alternatif pratik deneyimleri ve üretimin çeşitliliği, etkisi arasındaki doğru orantılı ilişkiyi gözler önüne sermeleri çok değerli. Beat Kuşağı gençleri daha Vietnam işgali başlamadan önce Vietnam’ın özgürlüğünü ABD’nin tüm köşelerinde, Hindistan’dan Japonya’da arıyorlardı. Vietnam bulunduğunda ise “adı konulamayan” başkaldırının pratikleri toplumsal muhalefete şekil verdi.

Günümüze baktığımızda, Avrupalı gençlerin yaklaşık yüzde yetmişi, sistem karşıtı bir isyan olursa ayaklanmaya katılacağını söylüyor. Bunun kendisi, bir gerçek olarak hiçbir şey ifade etmediği gibi, aynı zamanda çok şey ifade ediyor. Beat Kuşağı’nı oluşturan somut koşullar şekil değiştirerek devam etse de, kuşağın deneyimlerini oluşturduğu alanlar epey azalmış durumda. Bu deneyimlerin çok azını bile yaşayamayan ve yenilerini üretemeyen yığınların devrimi bugün daha da adı konulamaz durumda. Bugün Vietnam daha da uzakta. Bunun adını koymak alternatif ekonomik, ahlaki ilişkileri inşaa pratikleriyle mümkün olabilir. Yola çıkıldığı zaman, yol her zaman akacak bir yer bulacaktır.

Beat Kuşağı, kendi adını “Beat” veya başka bir şey olarak koymak istemedi. Hem kazanma hem de kaybetme sebebi bu oldu. Açmazı açmak, Vietnam’ı bulmak için “algının kapılarını” daha fazla aralamak gerekiyor. Şu kesin ki Vietnam bulunduğunda sadece değişmeyecek, dönüştüreceğiz.

“Bir yoksunluk bu. Hayata, aşka ve gerçeklere olan yoksunluk.”

Bulunduğu kategori : Ruhun Gıdası

Yazar hakkında