Trump’ın zaferine karşı: Emeğin partisini kurmak – Bruce Lesnick -

Aksi yöndeki tüm tahminlere rağmen, Donald Trump’ın ABD’nin 45. başkanı seçilmesi ne anlama geliyor?

Önce sayılara bir bakalım: Seçmenlerin sadece %44,4’ü (102,7 milyon insan) oy kullandı. Sandığa gitmeyen insanların sayısında, 2012’deki başkanlık seçimine nazaran 3 puanlık artış var. Trump oyların %47’sini aldı (59,6 milyon); Clinton ise %48’ini alarak aslında onu geçti (59,8 milyon).[i] “Liberter” aday Gary Johnson 4 milyon oy alırken (%3), Yeşil Parti’den Jill Stein 1,2 milyon oy topladı (%1). Diğer adaylar ise toplamda 800,000 oy aldı (%0,7).

Dolayısıyla genelde olduğu gibi, seçimin asıl galibi “Yukarıdakilerin hiçbiri” seçeneği. İkinci galip, Demokrat Parti adayı Hillary Clinton; çünkü en fazla oyu o aldı. Ancak kazananın halk oyu yerine Seçiciler Kurulu [Electoral College] tarafından belirlendiği çarpık sistem nedeniyle, zafer Cumhuriyetçi aday Donald Trump’a gitti.

Her halükarda, neden Trump çoğu insanın beklediğinden başarılı oldu, sorusunu sormak gerekiyor. Cevap, Amerikan halkının Trump’un ırkçı, yabancı düşmanı yaklaşımına dört kolla sarılması değil. Bunu neye dayanarak söylüyoruz? Çünkü anketlere göre, eğer Bernie Sanders Demokrat Parti adayı olsaydı, Trump’ı ciddi bir farkla yenmesi muhtemeldi.[ii] Sanders’in aslında Demokrat Parti’ye son derece sadık bir isim olmasına ve sadece sistemi eleştiriyormuş gibi yapmasına rağmen, bu bir gerçek.[iii]

Ancak Sanders’i soldan nasıl eleştirirsek eleştirelim, Sanders’ın Trump gibi bir ırkçı olmadığı da ortada. Dolayısıyla, toplumun aslında Sanders’ı Trump’a yeğlemesinin de gösterdiği gibi, Trump’ın zaferi işçi sınıfının çoğunluğunun birden sağcı, ırkçı kesildiği anlamına gelmiyor.

Gerek Trump’a gerekse de “Yukarıdakilerin hiçbiri” seçeneğine bu kadar çok oy gitmesi; manipülatif, Wall Street destekli, büyük sermaye onaylı, anaakım medya pohpohlu Hillary Clinton  kampanyasının[iv] ise beklenen desteği görmemesi, tek bir anlama geliyor: Emekçi insanlar sisteme “Cehenneme git!” deme arzusunda. Bir bakıma, “Son derece öfkeliyim ve bu düzene daha fazla katlanamayacağım!” diyorlar.

Ne yazık ki, Trump’ı ya da başka bir Cumhuriyetçi veya Demokrat adayı seçmekle çözülmeyecek dertlerimiz. Apaçık bir biçimde %1 ve %99 şeklinde bölünmüş bir toplumda, bütün siyasi yapılar ya bir cenaha ya diğerine hizmet ediyor. “Hepimiz” yok; “biz” ve “onlar” var. Cumhuriyetçi ve Demokratların hangi sınıfa hizmet ettiğine dair ise en ufak bir şüphe yok.

Wall Street’le ve günümüzün hırsız baronlarıyla mücadele etmenin yek yolu, daha da büyük bir gücü harekete geçirmek. Söz konusu tek güç ise örgütlü emek. Örgütlü emeğin mevcut durumunu değil, olması gereken durumunu kast ediyoruz. Dev şirketlerin ve onlardan beslenen iki siyasi partinin ekonomik ve politik saldırısına dur diyecek, militan, mücadeleci bir emek hareketini inşa etmemiz gerekiyor. Patronlarla ya da onların denetimindeki partilerle pek samimi olan sendika liderleri, fosilleşmiş bürokratların yerine, genç ve militan aktivistleri geçirmeli, ihtiyacımız olan mücadeleyi başlatmalıyız.

Bu mücadelenin gereği, zayıf ve dağınık sendikaları tekrar inşa etmek, bürokratik ve tabandan kopuk sendikaları demokratikleştirmek, örgütsüzleri örgütlemek ve çok önemli olarak, yeniden canlanacak sendikaların ekonomik gücünden beslenecek, emekçilere gerçekten sadık bir emek partisini kurmaktır.

Bu tür bir emek partisi, emekçi kesimlerin bu iki şirketleşmiş politika makinesine karşı duyduğu öfkeyi harmanlayabilir ve bu öfkeyi şirketlerin gerek emekçilere gerek gezegene karşı yürüttüğü taarruzu durdurmaya yöneltebilir.

Kendi tarihimizden -örneğin 1930’lar ve sonrasının direngen emek mücadelelerinden- bildiğimiz gibi, %1’in korktuğu tek bir güç var; %1’in ırkçı, adaletsiz, sömürgen politikasını durdurabilecek tek bir güç var. O güç de sınıf bilinçli, militan, örgütlü emekçiler. Emek hareketini yeniden canlandırmak ve bir emek partisi kurmak, %99’u defanstan atağa kaldıracak en önemli adımlardan biri olacak.

Bir emek partisi şunlar için mücadele etmeli:

Savaşa değil istihdama bütçe!

Kurtuluş yok tek başına! Black Lives Matter mücadelesini destekleyelim. Irkçı cinayetleri durduralım, katil polisler yargılansın.

Herkese iş garantisi.

Sağlık bir haktır! Herkesi kapsayan tek bir kamusal sağlık sigortası.

Emekçi insanlardan değil şirketlerden ve zenginlerden vergi alınsın.

Hızla sürdürülebilir enerjilere geçiş sağlansın: Bu süreçten etkilenen işçilere ücret garantisi, mesleki eğitim ve yeni iş verilsin.

Bu seçim, bize emekçi insanların bu düzenden bıktığını gösterdi. Zaman, karşıt sınıfın kontrol ettiği bu veya şu partiden kırıntılar dilendiğimiz bir seçim siyasetinden kopma zamanı. Zaman, gücümüzü doğru kanallara yönlendirme zamanı. Zaman, örgütlenme zamanı!

(çeviri: Barış Yıldırım)

[i]       https://g.co/kgs/JENsYj

[ii]      http://elections.huffingtonpost.com/pollster/2016-general-election-trump-vs-sanders

[iii]     http://www.counterpunch.org/2016/01/12/house-socialists-and-field-socialists-and-bernie/

[iv]    http://www.counterpunch.org/2016/10/18/the-hillary-push-manipulation-you-can-believe-in/

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar