‘Taşeronda iyi amir, 3-4 ayda bir eleman atan amirdir’ -

Taşeron çalışma bir kez daha emekçilerin gündeminde: Bir seçim yatırımı olarak, kamuda taşerona çalışanların sınırlı bir kısmının statüsü değişecek. Ama yine de kamuda, ayrıca özel sektörde pek çok işçi taşeronda kalacak.

Özel güvenlik, taşeron güvencesizliğinin zirve yaptığı sektörlerden. Son dönemde en hızlı büyüyen istihdam alanlarından biri, çünkü misal, tekstilde kayıtsız çalışan işçiye güvenlik işi cazip görünebiliyor: Genelde sigorta ve yıllık izin var, maaşlar asgari ücretten bir nebze yüksek. Bu nedenle bir milyon kadar insanın özel güvenlik sertifikası aldığı, 300-400 bin kadar insanın bu alanda çalıştığı ifade ediliyor.

Gelgelelim taşeron işverenin, kıdem tazminatı vermemek, 12 ay dolmadan atmak için açığını aradığı emekçiler, sürekli basınç altında: İşçi sirkülasyonu çok yüksek. Az sayıda personel, yetersiz ekipmanla büyük işletme veya tesislerin güvenliğini almak zorunda bırakılıyor. Asgari ücretli emekçiler, güvenlik sorunlarında sık sık günah keçisi ilan ediliyor, şahsen sorumlu tutuluyor.

Konuya ilgili bilgi ve deneyim aktarımı için, uzun süre tekstilde çalıştıktan sonra 6 yıldır güvenlik işinde çalışan bir dostumuzla sohbet ettik.

Biraz iş koşullarından bahseder misin?

Tabii.. Bir AVM’de iki yıldır güvenlik amiriyim. Taşeronun üst işverenle sözleşmesi var, 2018 sözleşmenin son yılı. Bizim için tehlikeli bir yıl olacak, çünkü içeride kıdem tazminatı haklarımız var. Sözleşme bittiği zaman bize tazminat ödememek için çeşitli baskı mekanizmalarını devreye sokacaklar. Özel güvenlikte sirkülasyon her zaman taşeronun işine gelir; çünkü sana kıdem tazminatını vermek istemiyor. Ben buna baskı yaparsam, bir süre sonra bezecek, istifa edecek, diye düşünüyor.

Üst işverenle taşeron şirket arasında genelde şöyle bir ilişki olur: Üst işveren, bir yıllık toplam kıdem tazminatını 12’ye bölüp aylık olarak taşeron şirkete öder. Taşeron şirketler de çalışanların iş sözleşmelerini 11,5 aya bağlarlar örneğin. Böylece taşeron oturduğu yerden işçinin tazminatına konmuş oluyor. Sen 12 ayını doldurmadan işten çıkarsan, taşeron neredeyse gelip sana teşekkür eder.

Şimdi üst işveren uyanık davranıyor, tazminatı doğrudan kendisi üstleniyor. İlk başta sevinmiştik, taşeron bize daha az baskı yapacak diye; fakat aynı baskıyı üst işveren yapmaya başladı. Çünkü bizden önceki taşeron çok uzun süre hizmet vermiş ve o ayrılırken üst işveren çalışanlara yüksek miktarlarda (birkaç yüz bin lira) ihbar ve kıdem ödemiş. Bunu tekrarlamamak için, şimdi işi sıkı tutuyorlar.

Bu amaçla nasıl baskılar yapılıyor çalışanlara?

Bir tanesi senin istemediğin vardiyayı dayatmak. Zaten vardiyalar bir nevi mobbing anlaşılıyla düzenleniyor. 8-9 saatlik üç vardiya halinde çalışıyoruz, ama bu istediğimiz bir şey değil. Bize niye dayattılar bunu,; çünkü biz orda bazı baskılara boyun eğmedik, isyan bayrağı kaldırdık.

Özel güvenlik işinde vardiya biraz işin ‘fıtrat’ı – Erdoğan’ın tabiriyle. Çünkü 24 saat tedbir alınması lazım, itiraz edemiyorsun vardiyaya. Ama isteseler herkese uygun bir çalışma düzeni yaratabilirler. Bizim isteğimiz 12 saat vardiya; bu şekilde iki gündüz iki gece vardiyası çalışıp ardından izin yapmak. Çünkü şu an ailelerimize vakit ayıramıyoruz: Kendi vardiyamda hafta sonu tatilim yok; bir yıldır tüm hafta sonumu işte geçiriyorum, çünkü öğlen vardiyasındayım. Ne ailemi görüyorum, ne misafir geliyor. Senin ailen olduğunu bildikleri için, ‘Bu adamın hassas noktası bu, buna öğlen vardiyasını dayatalım, işten çıksın’ diye düşünüyorlar.

Bundan önce farklı bir projede yine taşeronda 3.5 sene çalıştım. Yeni başlamıştım mesleğe, güvenlikçi olarak ilk işimdi. ’14-34′ sistemi vardı. Yani akşam 6’da geliyorsun işe, 14 saat kalıyorsun sonra paydos. Hafta sonları 14 yerine 18 saat iştesin. Dolayısıyla aşırı uzun çalışıyorduk. Normalde gece vardiyasında 7.5 saatin üzerinde seni çalıştırması yasal değil. Ama o projede gerçekte olmayan iki kişi görünüyordu kağıt üzerinde, nizamiymiş gibi gösteriyorlardı.

Bir arkadaşımız biraz hakkını hukukunu savunan bir arkadaştı. İşletmeye müfettiş getirdi. Müfettiş fazla mesai yaptığımızı tespit etti, mahkemeye gitme hakkınız var dedi. O dönemde mahkemeye para verecek durumum yoktu. Bir iş davası açmak en aşağı 900 – 1000 lira. Başka arkadaşlar dava açtı, bazıları polis emeklisiydi. Benim için enteresan bir deneyim oldu: Normalde karşımıza çıkarlar ama bu sefer yanımızdaydılar! Dava açılınca taşeron hepimizi işten çıkardı. İşten atarken tazminatın bir kısmını verdi, tazminatların yaklaşık 1000’er lirasının üstüne yattı.

Şimdiki işyerinde mobbing var dedin, biraz açar mısın?

Mesela bizim orda ekipman olarak yeterli güvenlik önlemi yok. Diyelim bir plazaya gidersiniz, size bir giriş kartı verir, kaydınızı yapar, gideceğiniz noktayı arar ve teyit alır, size öyle içeri bırakır. Bizde böyle bir uygulama yapacak düzenek yok. O zaman ne yapıyor? Drill [tatbikat, denetim] atıyor. Misal kapıya gizli müşteri olarak geliyor, içeride olmayan bir adres veriyor, bakalım beni alacak mı almayacak mı, diye test ediyor. Veya üzerinde tabancayla X-Ray cihazına giriyor, sonra “Sen bunu görmedin” diyor.

Ama bizim X-Ray cihazları fi tarihinden kalma, sağlıklı çalışmıyor. Eleman da elindeki alet neyse ona göre hizmet veriyor. Şimdi o cihazlardan geçen her objenin bir rengi vardır, sen ona göre tehlike düzeyini ayırt ediyorsun. Demirse kırmızı yanar, patlayıcıysa turuncudur vs. Ama cihazın sana bunu sağlıklı yansıtması lazım. İşveren tam da çalışmayan cihazların olduğu yerlere gelip drill atıyor. Bunu bilerek yapıyorlar, eleman üzerinde psikolojik baskı yaratmak için.

Kendi gece vardiyamda ben 10 kişiyim. Ama tesis çok büyük. Ben 10 kişiyle bu tesisin güvenliğini sağlamakla görevliyim. Ancak 10 kişiyle her yere, her şeye yetişmek zor oluyor. Tesiste elektronik kapılar var. Bunlar sık sık arıza yapıp açık kalıyor. Açık kaldığı zaman güvenlik zafiyeti oluyor. Ama oraya adam verdiğim zaman bu sefer saat başı atmam gereken devriyeyi atacak adam olmuyor.

İşveren bunu bildiği için o gün gelip o kapıya drill atıyor. “Sen neden buraya duyarlı değilsin?” diye. İyi de nasıl olacağım, 10 tane adamla? Eleman artırın, diyoruz; bu sefer maliyeti gerekçe gösterip artırmıyorlar. Bir sorun olursa da benden yazılı savunma isteniyor ama.

Müşterilerle ilişkiler de ayrı bir dert galiba.

Bizim insanımız kendisini ayrıcalıklı görmeyi sever. Diyelim içeri biri giriyor, “Ben şuradaki dükkanın sahibiyim beni aramayın” diyor. Geçiyor gidiyor. O zaman arkadaki adam da haklı olarak isyan ediyor, “Beni de arama” diyor. Fakat sen bu insanlara ‘Yasanın verdiği yetkiyi kullanarak geçirtmiyorum seni buradan’ dersen yönetim sonuçta o adamı savunuyor, senin arkanda durmuyor. Çünkü dükkan sahibi onun müşterisi, ona aidat ödüyor. Biz yine ayak altına gidiyoruz. Dolayısıyla başınızda bir sürü patron var, yasanın gereklerini uygulayamıyorsunuz.

Mesela işveren sana der ki: “Akşam bir saatten sonra içeri kamyon sokmayacaksın.” Dükkan sahibi geliyor kapıya kamyonu dayıyor. Diyorsun ki, “Kardeşim yasak, ben alamam.” Bir bakıyorum, tak bana bir yönetici telefon açıyor: “Niye engelliyorsunuz adamı?” diye soruyor. İzin veriyorum. Ben bunu vardiya raporuma yazdığım zaman da bu sefer öteki yönetici diyor ki: “Size bu talimatı vermedik mi, neden içeri aldınız?”

Uzun süre tekstilde çalışmışsın, güvenliğe geçmeye nasıl karar verdin?

Özel güvenliğin tek bir artısı var tekstilden: Çalıştığınız andan itibaren sigortanız yatıyor. Tekstil ise esnek üretimin, ufak atölyelerin çok yoğun olduğu bir sektör. Sosyal hakkınız yok. Sosyal hak talep ettiğinizde patronun en nefret ettiği adam oluyorsunuz. Hasbelkader sigortanızı yapsa bile yıllık izninize riayet etmez. Ben hiç görmedim, konfeksiyonda çalışıp da 15 gün yıllık izin yapan. Belki büyük işletmelerde yapılıyordur, ama ufaklarda mümkün değil. Ufak işletmelerin çoğunun maliye açılışı bile yok; zaten bunları size yapma şansı yok. Hepsini yapsa bu sefer de ayakta duramaz çünkü fason çalışıyor.

Daha büyük bir tekstil fabrikasına girsen de bu sefer maaşın asgari ücret olacak. İnsan bir kıyaslama yapıyor: Madem ben asgari ücret alacağım neden bu kadar ezileyim. Çünkü çok ezici bir iştir. Mesela günde 10-12 saat. Cumartesi de öğlene kadar çalışılır. Ama yarış atı gibi çalışmak zorundasın. Öndeki arkadakinden yedek yemeyecek, arkadakine de mal yetiştirecek.

Bir güvenlik çalışanı kabaca ne kadar maaş alıyor?

Bizde maaşlar asgari ücretten [2017] biraz yüksek, 1500’e yakın, artı asgari geçim indirim olarak  100 küsur lira bir şey alınıyor. Artı akbil parası veriyorlar. Silah taşıyanlar ve X-Ray’da duranlara ilave bir miktar biz yazıyoruz amirler olarak. Toplamda 1750-1800 gibi bir rakama denk geliyor. Kamu taşeronunun durumu ise daha iyi. Mesela Metrobüs’te çalışan güvenlikler bizden çok daha iyi ücret alır.

Güvenlik ve atölye işçisi arasında ekonomik olarak uçurum yok. Güvenlikte aldığım aylığı tekstilde de belki alırım, özellikle usta – ustabaşı olursam, ama orada çok daha fazla yıpranırım. Bizdeki güvenlik elemanlarının yaklaşık yarısı tekstilden gelme.

Güvenlik görevlisi olmak ciddi masraf demek, değil mi?

Evet, diyelim işten çıktın, özel güvenlik kursuna gittin. Kafadan bir ay kaybın var, o sırada para kazanmıyorsun. Bunun bir de harç parası var. Yaklaşık 500-600 lira Emniyet’e harç ödüyorsun. Sonra imtihana para ödüyorsun. Bir de tabii kursun parası var. Nereden baksan sana 3000 liraya patlıyor en kötü. O kadar para harcayıp kimlik alıyorsun, sadece asgari ücretin biraz üstünü garantileyebilmek için.

Öte yandan, güvenlik işçisi yattığı yerden para alıyormuş gibi izlenim var.

Öyle bir bakış açısı var, ama güvenlik çok stresli bir iş. Çünkü hizmet işi, üretime dayalı işlerdeki kadar kolay ölçülemiyor. Dışarıdan bakan, ne güzel bu adam oturuyor ay sonunda maaş alıyor, diye düşünüyor. Ama öyle bir sistem yok. Ben çalıştığım yerde onlarca güvenlik noktasını her gün gezmek zorundayım, bütün elemanları kontrol etmek zorundayım. Anons geldiğinde tesisin bir ucundan öbür ucuna üç dakikada yetişmek zorundayım. Sürekli koşturuyorsunuz. Yangın, kavga vs alarmı olduğunda her tür gideceksiniz. Böyle bir durum olduğunda yetişemezlerse elemanların maaşından kesiliyor, dava da açılıyor haklarında. Daha önce çalıştığım işyerinde de, gece nöbetinde 4-5 adet kamyon lastiği çalınmıştı. Güvenlik firması 5-6 bin liralık lastiklerin parasını üst işverene ödedi, ama personelin maaşından kesti.

Tekstilde makinacıyken kendimi şöyle pazarlardım: Patron diyelim benden akşam 7’ye kadar 2000 parça iş mi istedi? Ben de diyordum ki: “Ben bunları sana 6’da hatasız teslim ediyim, sonra paydos ediyim; tamam mıdır?” Yapıyordum, Haydi eyvallah, diyip ayrılabiliyordum. Ama güvenlik gibi hizmete dayalı işlerde böyle bir şans yok. İş yapan adamla yapmayanı ayırt edemiyorsun. Tek bakılan şey müşteri memnuniyeti. Ama müşteriyi memnun etmek için, kendi işinin tüm ilkelerini ihlal etmen lazım. Etmezsen müşteri memnun olmaz. Bu yüzden elemanlar demoralize oluyor. İnsanlar öylesine işe gelip gider hale geliyor. Geliyim gidiyim, geliyim gidiyim.

Güvenlik işinde bir mesele de, işverenin sorumluluktan kaçınıp bunu çalışanın üzerine yıkması, değil mi?

Çağlayan adliyesine baskın olduğunda, hatırlıyorsanız Erdoğan çıkıp “Özel güvenlik ne işe yarıyor?” demişti. Biz o zaman da çok isyan etmiştik. Hukuken avukatların aranması yasak. Özel güvenlik avukatı arayamaz, tabanca soksa da müdahale edemez, zaten adam X-Ray veya boy dedektöründen geçmiyor. Bu durumda yine güvenlik suçlanıyor, oysa yasal olarak güvenlik hiçbir şey yapamaz. Havalimanındaki saldırıda yine aynı sıkıntı oldu. O eylemde de güvenliği eleştirdiler; oysa güvenliğin hatası yoktu, çünkü saldırgan güvenlik duvarını zaten silahla tarayarak geçmişti. Bütün güvenlik sıkıntılarında günah keçisi durumundayız.

Sadece bazı büyük, 3-4 güvenlik firması gerekli tedbirleri alıyor. Onlar zaten ucuz ihalelere girmiyor. Senin personelin 2000 alırken, oradaki 2400 alır. Onun projesi daha elittir, yani her şey yerli yerincedir. Orada yüzde yüz güvenlik vardır; otomasyon dört dörtlük, her yerde güvenlik kameraları eksiksiz, içeri girişinizde her şey kontrol altında ve bu da iyi bir çalışma ortamı demek. Çalışanlar üzerlerindeki hukuki mesuliyeti azaltmak için risk analizi yaptırırlar ama o da ne kadar işe yarıyor, tartışılır.

Amirlerin konumu nasıl?

Öncelikle ben burada amirim diye bir sonraki işimde tekrar amir olacağım diye bir durum yok. Sözleşmen biter, amir olarak iş ararsın, bulamazsan yine güvenlik olarak başlarsın. Kaldı ki her yerde liyakat olayı yok: Bazı yerde kim arkadaşlarının istihbaratını müdüre taşırsa o amir olur! Veya bakmışsın, ahbap çavuş ilişkisiyle birisi senin başına amir gelmiş, FBI müdürü gibi davranıyor.

Biz amir olduk ama emniyet, askeriye vs. kökenli insanlar değiliz. Biz yine özel güvenliğin içinden yetişerek amir olduk. O yüzden çalışan arkadaşların dertlerini biliyoruz. İşverenlerin tetikçiliğini yapmıyoruz.

Onların gözünde iyi bir amir olabilmen için 3-4 ayda bir eleman attırman lazım. Ama biz bunu yapmıyoruz, hatta tazminat hak edilmeden atılmamaları için arkadaşlara yol gösteriyoruz. Neden; çünkü, işçi emekçi olduğumuzun bilincindeyiz.

Bizim orada iyi bir amir ekibi denk geldi. Üst veya alt işverenin hiçbir çakallığına boyun eğmiyoruz, farklı görüşlerden insanlar olmamıza rağmen. İçimizde milliyetçi ülkücü arkadaşımız da var, dindar arkadaşımız da var. Hatta bazıları solcu insanlardan çok daha fazla haklarının bilincindeler. Belki ben taşeronun istediğini yapınca onun gözüne gireceğim, beni başka bir projede müdür yapacak; ama biz kendi kişisel hırslarımız için insanların emeğiyle oynamıyoruz…

Bulunduğu kategori : Emek

Yazar hakkında

İlgili Yazılar